Bu haftanın konuğu  hem köşe yazarı, hem de gastronomiye değer katan şeflerimizden biri olan Deniz Yoldaç. Konumuz ise bir çoğumuzun doğru bildiği yanlışlar ile tanımlamakta oldukça zorlandığı vegan hayat biçimi.

VEGAN OLMAK MI YOKSA VEGAN YAŞAMAK MI DAHA ZOR?

Sevgili Deniz sohbetimize herkesin merak ettiği soruyla başlayalım. “Veganlık nedir?”

Veganlar agresiftir. Veganlık pahalıdır. Veganlar çok marjinal. Hepsi zengin insanlar. Bu ve daha bir çok cümle yalnızca klişe olmakla kalmayıp, veganlığı tanımlamaktan oldukça uzak. Çünkü veganlık bir statü, bir kimlik, bir beslenme biçimi değil her şeyden önce, hayvan ve diğer birçok canlının başta yaşam olmak üzere birçok hakkını kendi özlük haklarıyla eşit tutan  ve hayatın her alanına yayılan bir yaşam biçimi.

Veganlığı anlamak için belki de ne olmadığını anlamak göründüğünden daha önemli. Çünkü doğru anlaşılmadığında “veganlığı denedim”, “veganlığı bıraktım”, “vegan beslenerek kilo verdim” gibi sıkça duyduğumuz çokça da yanlış olan cümlelere şahit olabilirsiniz.

Veganlığın özü yalnızca yaşam hakkı da değil, hayvan sevgisi de. Sevmesek bile saygı duymama hakkımız olmadığının altını çizen bir yaşam biçimi. Yaşam biçimi çünkü yaşamın aklımıza gelen her alanında, hatta henüz farkında bile olmadığımız belki yüzlerce alanda daha, çeşitli sömürülere maruz kalıyor, maruz bırakıyoruz. İşte veganlık bilinçli olarak hayvan sömürüsüne sebep olmayı ve başkalarının da olmasını  reddediyor, hayatın hiçbir alanında bir hayvanın sömürülmesine gerek olmadığını savunuyor ve hayvanların da rızasını, eşitlik ve yaşam hakkı ile sınırlı kalmayarak her alanda koruyor.

Kısacası veganlığın temelini hayvanlarında insanlarla eşit olduğuna inanmak ve onların yaşam hakkını korumak oluşturuyor demek yeterli mi?

Büyük ölçüde evet ama biraz daha derine inilmesi gerektiğini söyleyebilirim. Isınmak veya korunmak için bir hayvana veya onun derisine ihtiyaç duyduğumuz zamanlarda yaşamıyoruz, ancak hala deri ve kürk kullanarak bir çok malzeme üretiyoruz. Bir elbise, bir çanta, bir ayakkabı için bir hayvanın derisine ihtiyaç duymayacağımız çağlarda, teknolojide ve farkındalıkta olmamıza rağmen bu alışkanlıkları sorgulamadan sürdürmeye devam ediyoruz. Veganlık ise, ihtiyaç duymaya devam ediyor olsaydık dahi, hayvan kullanımının karşısında olmanın temel bir sorumluluk olduğu fikrine dayanıyor. Dolayısıyla bir kere “bir hayvanın insan tarafından kullanılmasına karşı durma hali” denenebilecek bir şey olmadığı gibi, bırakılacak, zorlanılacak bir şey olmaktan da çıkıyor. Bir hayvanı kullanmaya, zorla alıkoymaya, yemek veya giymek için öldürmeye, makyaj malzemelerimiz ya da başka kaygılarımız için üzerinde deneyler yapmaya hakkımız olmadığı fikri, “denenebilecek” bir şey değil. Veganlığı bir yeme biçimi olarak kısıtladığımızda işin özünü kaçırıyor ve temel öznenin insanlar değil hayvanlar olduğu gerçeğini unutuyoruz.

VEGANLIK BİR BESLENME BİÇİMİ DEĞİLDİR!

Bu yüzden veganlık çeşitli sıfatlarla anılıyor. Agresiflikle, marjinallikle, “cool”lukla, özenticilikle… Oysa bir başka canlının haklarını savunmak için kendi hayatını yaşama biçimini değiştirmekten hiç çekinmeyen, o canlının iyiliğini karşılıksız savunmaya çalışan bir düşüncenin özünün ne kadar barış dolu, ne kadar eşitlik ve özgürlük temelli ve umut verici olduğunu keşke yeterince anlatabilsem. İnsanların “aşırı hassasiyet” ya da “abartı” diye nitelendirerek gerçekleri görmeyi ötelemeye çalıştığı izlenimi alıyorum bazen. Bir makyaj paletindeki farların pigmentasyonu daha iyi olsun diye yüzlerce tavşan üzerinde onları sakat bırakacak, öldürecek ya da bilinçsiz hale getirecek deneyler yapılmasına gerek var mı gerçekten? Ya da yüzbinlerce insan “Save the Ralph”i izlediğinde bundan etkilendiğini açık açık paylaşırken, bir veganın yalnızca kozmetik alanlarda değil daha pek çok alanda hayvan deneyine karşı çıkması neden bize daha abartı geliyor ve bunun altında yatan hassasiyetin özü anlaşılamıyor? Ülkemizde Deneye Hayır Derneği’nin öncülük ettiği ve hayvanların tüm alanlarda deneylerde kullanılmaması için onlarca çalışma yürüten, deney gören ve yaralı hayvanları ise kurtararak rehabilite edilmeleri ve yuvalandırılmaları için çalışan bir derneğimiz var örneğin. Onların yürüttüğü çalışmalar neticesinde Belediyeler “Deneysiz Belediye” olma taahhüdü vererek barınaklardaki hayvanların deneylerde kullanılmasına olanak veren bir uygulamanın parçası olmamayı seçebiliyor.

Peki bu yanlış anlaşılmanın daha da doğrusu veganlığın bir beslenme biçimi olarak tanımlanmasının nedenlerinin ne olduğunu düşünüyorsun?

Tüm bunlardan da anlaşılabileceği gibi, veganlık bir alanla sınırlı kalamayacak hatta gün geçtikçe artan alanlarla karşımıza çıkacak kadar büyük bir alan. Sıklıkla gıda ile anılıyor olmasının ise tabii ki pek çok nedeni var.

Örneğin sağlık ve kilo kontrolü.

Giderek artan sayıdaki bilimsel çalışma bitkisel temelli beslenmenin sağlığa faydalarına dikkat çekiyor. Birçok doktor ve makale en sağlıklı ve dengeli beslenme biçiminin “Akdeniz Tipi Beslenme Biçimi” olduğundan bahsediyor. Bu beslenme biçimi de yine bitkisel ağırlıklı. Artan kolesterol, kanser, şeker, obezite gibi hastalıkların tedavisinde işlenmiş gıdalardan uzak, doğal ve dengeli, hayvansal yağ içermediğinden dolayı kolesterol de içermeyen beslenme biçimi olarak “vegan beslenme” olarak da anılan “%100 bitkisel beslenme” öneriliyor.

PANDEMİ FARKINDALIĞI OLUMLU YÖNDE ETKİLEDİ

Pandemiyle birlikte bu konuların araştırılma sıklığı da artınca, veganlık sağlıkla ve beslenme ile sık sık anılır hale geldi. Veganlığın en sık karşımıza çıktığı bir diğer alan ise sürdürülebilirlik ve doğa. Küresel iklim krizlerinin artması ve daha ciddi sonuçlar doğurmaya başlamasının en az hayvan hakları kadar veganlığın duyulmasında katkısı olduğunu söylemek çok da yanlış olmaz. Hayvancılığın ve süt sektörünün, aslında genel olarak tüm endüstrinin küresel ısınmadaki etkileri, devlet politikalarında daha ciddi önlemlerle yer almaya başlamaları ve dünyanın yeni nesillere daha adil bir şekilde bırakılması konuları veganlık araştırmalarını daha popüler hale getirdi. “Bireysel olarak ne yapabilirim” sorusuna, farkındalık yaratmak ve çevreye ve ekolojiye verdiğimiz zararı durdurarak başlamaya çalışmak gerçekten popüler olduğuna çok sevindiğim bir yaklaşım özellikle gençler arasında.

Peki vegan olmak için öncelikle ne yapılmalı?

Veganlığın özünün ve felsefesinin anlaşılamaması nedeniyle veganlık zor gelebiliyor, bırakılabiliyor gibi bir algı ortaya çıkıyor. O yüzden veganlığı anlamak, önyargılı olmamak, gerçekten kendi araştırmalarımızı yapıp kendi doğru cevaplarımıza ulaşmaya çalışmak bu yolda çok önemli. Bir kere bu ideolojiyi benimsedikten sonra ise, damak zevkinden de ödün vermenin hiç gerekli olmadığı bir dünyanın kapıları açılıyor. Hem teknoloji hem de talebin artması ile artık hayvan sömürüsüne hiç gerek kalmadan aklınıza gelebilecek en lezzetli ürünlerin %100 bitkisel versiyonlarını bulmak mümkün, üstelik tüm dünyada.

“Vegan olduysanız neden sucuk, köfte, sosis yapmaya çalışıyorsunuz?” diye çok soru geliyor. Çünkü sorun isminde , tadında ya da şeklinde değil, içeriğinde. İçeriğinde ya da herhangi bir sürecinde hayvansal hiçbir sömürü içermedikten sonra, bitkilerden elde edildikten sonra neden yıllarca alışılan damak tadından vazgeçilmesi gereksin ki? Tam da bu sebeple, bitkilerden et elde etmenin, üstelik doğal ve sağlıklı versiyonlarıyla lezzeti de yakalayabileceğimizi göstermek için, kelimenin değil içeriğinin önemli olduğunu vurgulamak için bu ürünleri satan yerlere Vegan Kasap dedik biz de. Kasabın veganı mı olur dedirtmek için. Ve nasıl olabildiğini tüm dünyada bu işi yaygınlaştıran ve artık bir meslek haline getiren öncü Vegan Kasap’ların yaptığı gibi Türkiye’de de pastırmanın, tantuninin, kangal sucuğun %100 bitkisel temelli mümkün olduğunu göstermeye çalışıyoruz.