Politik virajları başarıyla alan, gündemi değiştirmede rakipsiz olan, fırsatı krize çevirmede rakip tanımayan siyasi irade ısrar ve inatla yoksulluğun sorun olmaktan çıktığını söylese de gerçekler ve sokak öyle demiyor…

O halde adına eylem planı, reform hamlesi, kimine göre devrim(!), bazılarına göre yeni paket, yönetime göre güven ve istikrar gibi fiyakalı ve havalı sözcüklerle tanıtılan listeyi uzun olmasına rağmen, gündemden düşmesine rağmen bir kez daha sıralayalım…

Bunu yaparken de; Barış istemenin, eşitlik talep etmenin, özgürlüğü savunmanın, bağımsız, adil, bilimsel bakış açısının, fırsat eşitliğinin, şeffaf bir yönetim arzusunun, çağdaş bir ülkede kardeşçe yaşam isteğinin yol açtığı sorunlara bakalım…

Sonra da “O ne? Sırası mı şimdi? Bizim onlarla uğraşacak zamanımız yok. Biz uzayla, Kanal İstanbul gibi çılgın bir projeyle, kadın haklarını budamakla meşgulüz!” Şeklindeki ayağı yere basan, tüm sorunları çözen cevaplara bakalım…

Yetinmeyelim! Psikolojik, bedensel, sosyal bağışıklık sistemimizi bozan salgın süresince; sorumluluk aldığını sanan, yanlışını asla kabul etmeyen, hesap vermeye yanaşmayan yönetime; Hayallerin yarattığı cenneti, dayatmalarla cehenneme çevirenlerin ülkemizi taşıdığı kültür iklimine ve aklımıza takılı kalan ve yanıtı alınamayan soru işaretlerine bakalım…

Bir taraftan “İnsan Hakları Eylem Planı” adı verilen; İnsan hakkı, adil yargılama, bağımsız yargı, ifade özgürlüğü, özgür toplum, hızlı adalet, güçlü demokrasi, savunma hakkı gibi kavramları içeren 23.pakete kitlenirken! Diğer yandan inanılmayan, savunulmayan, benimsenmeyen pek çok şeyi vaat olarak öne süren bu paketin; başta önlenemeyen hayat pahalılığı ve önü alınamayan kadın kıyımları olmak üzere hangi derde derman olacağını merak edelim!

Ne mi görüyoruz?

Gördüklerimizi soruya dökersek! Taze paketin adı İnsan Hakları Eylem Planıymış! Gelinen noktaya hazin hazin bakınca insanın sorası geliyor? İnsanca yaşam hakkı için eylem yapmak, planlı yaşamak, hakkını aramak için çok geç kalınmadı mı?

Hele de hepimize bir şeyler olduğu, pek çok şeyi düşünüp, dert edindiğimiz bugünlerde günlük politikanın baş döndüren hızına, ferah feza politika yapanların “sorun nerede, derdin nedir?” demeyen projelerine yetişmek mümkün olmayınca…

Hele de yorulmak bilmez bir enerjiyle tek kaşını kaldırıp, başını kaşıyarak; “ben normları koyarım, siz de uyarsınız. Adı da yeni normalleşme olur!” diyenleri iyi tanıyınca…

Hele de ekonomide yarattığı mucizeler damat sıfatının altında gölgelenenlerin istifası kabul edildikten sonra kayıplara karıştığını görünce! Hele de başkan dayanmayan MB ve TÜİK bundan sonra ne yapar diye beklenince! Hele de bir zamanlar “ben bilmem büyüklerim bilir!” sözünün yerini uzun süredir “ben bilmem CB bilir!” alınca…

Hele de kendini işe yaramaz değersiz hissedenlerin iç dünyasına bakınca! Hele de iş bulamadığı için, ülkesinden uzaklaşan ve hayallerini yitiren gençlerin gittikçe tükenen umutları yetkililerce dikkate alınmayınca! Hele de geleceğimiz ve yarınlarımız olan gençlerin yurtdışına göç oranı yüzde 70’i bulunca! Hele de İstanbul Erkek Lisesi mezunlarının yüzde 52.6’sı, Alman Lisesi mezunlarının yüzde 94.7’si, Galatasaray Lisesi mezunlarının yüzde 32.6’sı yüksek öğrenim için yurtdışını seçince! Hele de göç edenlerin sayısı 3 yılda yüzde 97 artıp, 23 bin iş insanı ülkeyi terk edince…

Özetle bu önemli konuları atlamayalım ki; Başta eğitim, ekonomi, kadın hakları olmak üzere her alanda destan nasıl yazılırmış, şaha nasıl kalkılırmış, büyüme nasıl olurmuş, uçuşa nasıl geçilirmiş, 2053 hedefleri nasıl belirlenirmiş bizi kıskanan batı başta olmak üzere cümle âlem bilsin, görsün…