Gündem belli, görünen köy ortada, aşı programının geleceği meçhul ancak denklem basit! Neden derseniz?

Kötü yönetilen ekonomiye, artan işsizliğe, durmayan kadın cinayetlerine, ardı arkası kesilmeyen zamlara kılıf bulma, suçlu yaratma, mazeret uydurma konusunda rakipsiz bir yönetimimiz var. Radarına kimi alsa suçu onun üstüne yıkan, süre gelen sorunlara kendileri döneminde olmamış gibi yeni suçlu adresleri göstermede rakip tanımayan bir ülkemiz var. Siz bu başarıya, algı yönetimindeki tam isabete bakar mısınız? Müthiş…

Ülkemizde 100 binden fazla kayıp çocuk varken, AVM’ler kapanmaya hazırlanırken, günde 273 esnaf batıyorken, kasap dükkânına giren kadın yere bakarak 5 liralık kıyma isteyip “çorbada az da olsa bir et tadı olsun!” diye açıklama yapıyorken...

Sokağa çıkma yasağında bile geçmediğimiz köprülerin, girmediğimiz tünellerin, uçmadığımız havalimanlarının parasını tıkır tıkır öderken…

CB; “Bizim için leblebi, çekirdek” diyerek, Arnavutluk’a hediye hastane sözü verirken…

CB; “Bunu yiyene korona bulaşmaz” deyip gazetecilere köme ve pestil ikram ederken…

CB; “Türkiye Cumhuriyet tarihinin en başarılı 18 yılını yaşattık! Eşsiz bir devrime imza attık. Birikimimizi ve imkânlarımızı sadece millete hizmet için kullanırız” derken…

Tarım Bakanı doğum günlerinde en pahalısından bağyan vekillere fular, erkek vekillere kravat hediye ederken…

CB İletişim Başkanı; “Devletimiz demokrasi ve fikir özgürlüğünün teminatıdır” diye açıklama yaparken…

65 yaş ve üzeri yaş grubundaki 7 milyon 550 bin 727 kişiye; Sizleri seviyoruz ve korumaya çalışıyoruz gibisinden; “ortalarda görünmeyin, sokağa çıkmayın, ayakaltında dolaşmayın, toplu taşıma araçlarına binmeyin” denilirken…

İnsanın ağzını açık bırakacak, gözlerini faltaşı gibi açacak, üzerinde özenle, özellikle ve önemle durulacak kadın cinayetleri konusu bazı özel önlemleri acilen hayata geçirmeyi dayatıyor ve zorunlu kılıyorken…

28 yaşındaki işsiz genç; “Artık kuracak hayalim de, hayattan beklentim de kalmadı” diyerek tabancayı kalbine dayarken…

Pazardaki esnafa “tasarruf yapabiliyor musunuz?” diye soran muhabir, “soruyu yanlış sordunuz borcunuz ne kadar oldu?” diye sormalıydınız cevabını alırken…

Siyasetin fıtratından olacak ki asgari ölçüdeki nezaket kuralları ve davranış kalıpları bile yerle bir olurken…

Yazılanları okuyup, haberleri izleyenlerin kapıyı pencereyi nefes almak hava almak için değil “imdat kimse yok mu?” diye bağırası gelirken, hele de birikmiş notların ve onları paylaşmanın ardı arkası kesilmezken…

Uzatmayayım! Hepimizin yaşamına ve belleğine dair yazıp paylaşılanlar, anlatmak istenenlerin çok küçük biri kesiti. İyisi mi; “Bu gece en hüzünlü dizeleri yazabilirim” diyen Pablo Neruda’ya! “Anıları yazmak ölümün elinden bir şeyler kurtarmaktır” diyen Andre Gide selam çakarak noktayı koyalım…

Çünkü bu iki cümle her şeyin özetidir…