Bana bir paket geldi, içinden başlıktaki kitap çıktı. Adından anlaşılacağı üzere yazarı kalemi güçlü, dili zengin, üslubu akıcı bir öğretmen! Eğitimci Nuri Gökçek! 43 yıllık meslek yaşamının Erzurum Narman’da başlayan, memleketi Kars’ta devam eden, İstanbul’da noktalanan farklı evrelerini, dönemin siyasal koşullarını da atlamadan su gibi duru bir dille anlatmış. Kitap 400 sayfa! Baştan ve peşinen söylemeliyim ki yüzlerce sayfalık bir kitabı bir köşe yazısının sınırlarına sığdırmak büyük haksızlık…

Okurken kitabın içeriğinin ne olduğuna karar veremedim. Yenilikçiliğiyle, atılımlarıyla, kişiliğiyle,  sırlarıyla, kavgalarıyla, derinliğiyle, yaratıcılığıyla, evrensel kültür dünyasına verdiği değerle genelde öğretmenlerin, özelde yazarın yaşam öyküsü mü desem? Eğitimin olmazsa olmazlarını benimsemiş bir öğretmenden kitabın başlığını oluşturan tümceden başka ne beklenir diye mi sorsam? Hem gönlümüze, hem gözümüzün önüne, hem de yüreğimizin en derinine bir daha çıkmamak üzere yerleşen köylü hemşerilerimizin; çileli yüzünü, yaşanmışlık kokan sesini, emekçi ellerini sanki resim çizer gibi anlatan gözlem gücünü mü alkışlasam?

Çocukluğu ve gençlik yılları, rüzgârları çok sert esen bir dönemde geçen yazarın zorluklarla, yokluklarla, sorunlarla mücadele ederken ödediği bedellerin altını mı çizsem? Yaptığı işi sevmek, bunu hissettirmek, karşılığı alınmasa da bunu duygu olarak karşı tarafa geçirmek her meslek için önemli ve geçerliyken, öğretmenlik için olmazsa olmaz koşuldur gerçeğini hayata geçirişini mi övsem?

Kendisini memleketine, ailesine, mesleğine karşı borçlu hisseden her cumhuriyet aydını gibi bireysel eylemlerini, kişisel çabalarını önce toplumsal sorumluluk olarak görmesini tam bir ustalık, sonsuz bir emek, olağanüstü bir özenle anlatışını mı dile getirsem?

Aslen Fen Bilgisi öğretmeni olan yazarın sanat ve bilimin aynı yöntemlerle farklı sonuçlara ulaşan iki kardeş olduklarını, her ikisinde de ortak özeliklerin düşünce, hayal gücü, sabır ve pratik çalışma oluşunu kanıtlayan satırlarını mı alkışlasam?

Gerek doğduğu yeri, gerek görev yaptığı yerleri anlatırken; insanın yüreğine dokunan, ruhunu sarmalayan, gözünü açan örneklere yer verişindeki öğretmen duyarlılığına mı şapka çıkarsam?

Yoksa arka plandaki emek, birikim, bilgi, duyarlılık, girişimcilik, yoktan var etme, özveri, çalışkanlık, azim gibi kavramların önemine vurgu yaparken, kahramanların bazen yazarın yol arkadaşı, bazen hayat arkadaşı, çoğu kez bizzat kendisi olduğunun inceliğine mi değinsem? Bilemedim…

Bildiğim o ki; Nuri Hocam hayatın insanlara verdiği armağanları sıralarken, bunun bazen eş, bazen iş, bazen geçmiş, bazen aile, bazen çevre olduğunun altını çok naif örneklerle çizmiş. İyisi mi daha fazla ipucu vererek kitabın büyüsünü bozmadan sözü ona bırakayım. O zaten size yaptıklarını ve yapamadıklarını satır aralarında anlatıyor.

Şimdi kitabın beni 12’den vuran sayfalarında dolaşma zamanıdır!

Yazar kendisinin ve arkadaşlarının mezuniyet sevincini; “Gururluyduk. Hem kıt, kanaat bütçelerle bizleri okutan ailelerimizin üzerinden ağırlaşmış yükümüz kalkacak, hem de herkesin gıpta ile baktığı öğretmenlik mesleğine kavuşacaktık” sözleriyle bir yandan öğretmenlik mesleğinin öneminin, diğer yandan ailelerin özverisinin altını çizmiş. (S, 12)

Yine öğrencilerinden; “Alabildiğine saygılı ve utangaçtılar. Anadolu insanının terbiye ve hürmetkâr davranışları, sıra ile söz alarak konuşmaları karşısında çok duygulanıyordum” derken dönemin öğrenci- öğretmen ilişkisine vurgu yapmış. (s, 49)

Yetinmemiş. Özel gün ve gecelerde hakkını vererek oynadığı Kars yöresine ait oyunlarla haklı bir ün kazandığını övünerek anlatırken, gençlik yıllarımızın en popüler ezgilerinden olan “Laleler” şarkısının ve “Şeyh Şamil” adlı oyunun bizim kuşaktaki izini özenle ve özellikle belirtmiş. (s, 62-63)

Haksız bir suçlama ile ayrılmak zorunda kaldığı ilk görev yeri Narman’dan ayrılırken kendisini uğurlamaya gelenlere hitaben yaptığı konuşmada; “Allahaısmarladık ilk göz ağrım Narmanlı kardeşlerim. Anadolu’mun yüreği temiz, mert ve vefalı insanları! Şu anda yüreğimi çıkarıp önünüze atmak istiyorum” derken insan ilişkilerine ve insan sıcaklığına verdiği değeri gözler önüne sermiş. (s, 106)

Dönemin siyasi olaylarının altını örnekleriyle çizerken, yanlı ve yanlış politikaların insanların hayatında nelere mal olduğunu tanıklıklarıyla yansıtmış, hâkimlerin, kaymakamların, kamu görevlilerinin, hele de bakanlık müfettişlerinin tarafsız olmalarının devlete güven adına ne anlama geldiğini çok özel örneklerle dile getirmiş.

Kitabı okurken! Brezilyalı roman yazarı Jorge Amado’nun; “Okumak iptiladır. Müptelalara selam!” ve “İnsanın anayurdu çocukluğudur” sözlerinin derin anlamını düşündüm. Hepimizi etkileyen, öğreten, güldüren, düşündüren, ağlatan, korkutan hocalarımızı hatırladım. Kaderimizde, yazgımızda karınca kararınca rol oynayan, olanaksızı olur kılan hocalarımızı saygıyla andım. O zorlu koşullarda karınca gibi çalışan, zorluklarla boğuşan, kurucu, yapıcı, emekçi, nefer olan, desteğini bilgisini esirgemeyen hocalarımızı, yaşamımızı zenginleştiren, hayatı çekilir kılan, sanatsal yolculuğumuzda iz bırakanları anımsadım. Bizim kuşağa okumayı, merak etmeyi, çok boyutlu düşünmeyi öğreten ilimiz Kars’ı bir kez daha ayakta alkışladım…

Kitabı okurken! Çocukluğuma, gençlik yıllarıma, öğretmenliğe ilk başladığım senelere, aynı yıllarda birlikte çalıştığımız arkadaşlarla olan anılarımıza gittim.  Akyaka’dan girip Göle’ye el sallayıp, Cumhuriyet Lisesi’nde nefesimi tuttum…

Özetle: Titiz bir araştırmanın ürünü olan ve duygu yoğunluğu müthiş olan bu kitapta; Yaşam öyküsü, serüven, cesaret, tutku, aşk, aile bağları, hasret, mücadele, kavga, kıskançlık, dayanışma, buluşma, dağılma, düşler, düşüşler, heyecan, övgü, öğretmen- devlet ilişkileri iç içe anlatılmış. Kitap için; yazarın mantığının sesi mi, iç sesi mi, yaşadığı dönemin birebir tanıklığı mı sorusunun yanıtını meslektaşları, hemşerilerimiz, öğrencileri ve okurları verecek. Ama bana göre yazar kollarını sıvamış, tek ciltle kalmayacak, gerisi gelecek eminim. Emeğine sayfalar dolusu teşekkürler…