G 20 Liderler Zirvesinden bize gele gele ne geldi, kala kala ne kaldı derseniz? Şaka gibi bir öneri ve YÖK’e verilen talimatla Kadın Üniversitesi deriz! Oysa bilindiği gibi bu tür önemli konular önce malumatı, sonra talimatı gerektirir.

Tam da burada küçük bir parantez açmalıyım. Ülkenin kadına bakışı belli! Yönetimin kadına bakışı 17 yıldır ortada. “Evde otur”, “En az 5 çocuk yap”, “Kadınlar iş aradığı için erkekler iş bulamıyor!” mantığı netleşmiş! 15-64 yaş arası kadınların sadece yüzde 32,6’sının istihdam edildiği bir yapı! Kala kala Kadın Üniversitesi mi kaldı diye sormanın tam zamanı…

Aslında istenen bu mudur? Ya da bunun eğitimi mi verilecektir talimatı verilen o üniversitede? “Kreşten başlayarak, kocaya itaat et, sesini çıkarma, çıkarırsan olanlara iyi bak, çocuk doğur, onu büyüt!” iyi de, bu okullara kayıt yaptıranlar mezun olur olmaz iş ve aş sahibi olacak mıdır? Japonların adına kadın üniversitesi dedikleri, bizim adına “Baaayan Üniversitesi” diyeceğimiz bu kurumları bitirenler Japonya ile yapılan bir değişim programına tabii tutulacak mıdır? Ya da asayişin berkemal olduğu ülkelerde kendilerine tasasız bir gelecek kuracak mıdır?

Gelelim işin arka planına! Aslında ihmal edilecek konu var, ihmal edilmeyecek konu var.

Japonya’dan bize getire getire görüp beğendiği “Kadın Üniversitesi” fikrini getiren, bunun için de YÖK başkanına talimat veren CB, keşke oralardan bize Japon işi çay takımları, şık işlemeli örtüler getirseydi! Ya da Japon halkının çok önem verdiği kültür, öğreti, felsefe, yalınlık, sadelik, sorumluluk duygusu, değerlere bağlılık, onur intiharları, teknolojik başarı gibi konularda bizi uyarsaydı!

Söz Japonlardan açılmışken devam edelim! Onlarda okuma yazma oranı yüzde 100! Eğitim üç yaşında başlıyor. 10 yaşına kadar sınav yok. Eğitimde temel ilke şu; iyi yurttaş ol, ülkeni tanı. Ama! İşin bir de “ama”sı var. Bugün Japonya’da kadın doktorların oranı yüzde 20’yi zor bulurken, biz de bu oran yüzde 40 dolayında.  Demek ki CB’nın; “Kreşten itibaren ilk, orta, lise ve üniversite olmak üzere farklı bir yapı oluşturmuşlar çok önemli” dediği bu özel örnek kadınları tıbbi ve bilimsel alanda pek bi yere taşımamış!

Yıllarını bu işe veren, makalelere, konuşmalara, kitaplara döken biri olarak gururla derim ki; Bizim ülkemizde Yükseköğretim kurumlarında okuyan öğrencilerin yüzde 47’si kadın. Yine YÖK’ün raporuna göre 166 bin 225 öğretim elemanından yüzde 45’i kadın! Yani biz kadınlar müthiş bir özgüvenle kürsüleri dolduruyoruz! Bu oranla da, OECD ülkeleri içinde iyi bir yer yakalamışız.

Japonya dönüşü alelacele alınan bu karardan yola çıkarak biraz da konuyu açmak adına soruyorum! Sorum son derece net! Sağırlığın ve körlüğün yaygın olduğu ülkelerde ne yazılsa boş, ne söylense nafile değil midir? Kararların plansız programsız, tesadüfen “ben yaptım oldu!” mantığıyla hayata geçmesi o ülkeye ne sağlar?

Sözün özüne gelerek yazıyı bağlarsak! Japonya’da en etkili ulaşım aracı olan trenlerin gecikme süresi 45 saniye imiş. Japon bilim insanları şimdi bu 45 saniyelik gecikmeyi nasıl azaltabiliriz üzerine çalışmalar yapıyorlarmış. Bu konuyu okuyunca bizim YHT geldi aklıma…

Hani insanların hayatlarında derin yaralar açan, pek çok ailenin hayatını alt üst eden, 7’si çocuk 25 kişinin yaşamını yitirdiği, 338 kişinin yaralandığı Çorlu’da tren kazası! Hani devletin başsağlığı bile dilemediği, hala sorumluların bulunamadığı o meşhur kaza!

Keşke Japonya’dan bize her gün korkunun, endişenin, gerginliğin, belirsizliğin, yürek çarpıntılarının hayatları karartmadığı iş disiplini gelseydi…

Not: Bu konu daha çok yazı kaldırır…