Joe Biden başkanlığındaki ABD yönetimi, 9-11 Aralık 2021 tarihlerinde davetli ülkelerin katılımıyla gerçekleşecek bir Demokrasi Zirvesi hazırlığı içerisinde. Söz konusu zirvede, ifade özgürlüğü ve internet teması hakim. Zirvede ülke liderleri ve çeşitli sivil toplum kuruluşları demokrasi hakkında fikir alışverişinde bulunacak, uzmanlar ve aktivistler somut önerilerini katılımcılara sunacak. Biden’in bu zirvede 2020 seçim kampanyasının başlangıcından itibaren dış politikasının ana omurgasını oluşturduğunu söylediği demokrasi hakkında güçlü bir mesaj vermesi bekleniyor.

 

            Demokrasi Zirvesi’ne hangi ülkelerin ABD tarafından davet edileceği ise Biden seçildiğinden beri ABD medyasının gündeminde. Hangi ülkelerin demokratik olup olmadığını tayin etme sürecini üstlenmek niyetinde olan Biden’in sadece demokratik olarak nitelendirdiği ülkeleri mi, yoksa bütün ülkeleri mi davet edeceği, Biden’in sert bir şekilde eleştirdiği ve dış politikada net bir şekilde rakip olarak tanımladığı Rusya ve Çin’in davet edilip edilmeyeceği merak konusu.

 

            Geçtiğimiz hafta, Politico dergisi ABD yönetiminden sızan taslak bir davet listesi yayınladı. Listede, Tunus, Mısır, Türkiye, Rusya ve Çin gibi ülkelerin olmaması, Brezilya, Hindistan, Polonya, Filipinler ve Irak gibi ülkelerin bulunması farklı tartışmalara ve yorumlara sebep oldu. Politico listeyi yayınladığı haberinde özellikle listenin bir tartışma sürecinin parçası olduğunu, kesin bir davet listesi olmadığını belirtse de bu taslak liste ABD’nin tutumu hakkında ipuçları sunan, Biden’in dış politikadaki demokrasi söyleminin ahlaki temellere dayanan bir söylem değil, pragmatik bir duruş olduğunu pekiştiren bir belge olarak karşımıza çıkıyor, kafamızdaki birçok soruya önemli cevaplar sunuyor.

 

Demokrasi Zirvesi’nin Amacı Ne?

 

            Biden yönetimi, özellikle 2020 seçimleri sonucunda Trump’ın seçim sonuçlarını kabul etmemesi ve 6 Ocak Kongre Baskını sonrasında yaşanan “ABD’de demokrasi öldü mü?” sorusuna yanıt olarak demokrasi vurgusunu sıklıkla kullandı. Böylece hem iç kamuoyunun kendi sistemlerine olan hem de müttefiklerin Trump sonrasında uluslararası mekanizmalarda daha aktif olmayı amaçlayan ABD’ye olan güvenini arttırmayı amaçladı. Biden hem yemin konuşmasında hem de bütün önemli konferanslarda demokrasi kavramını sıklıkla vurguladı. Biden yönetiminin dış politikasının özetlendiği Ulusal Güvenlik Strateji Belgesi’nde en çok kullanılan kelime Demokrasi oldu ve toplam 47 kez bu kelime zikredildi.

 

            Biden yönetiminin bir diğer amacı ise demokrasi ve özgür seçimlerin olmadığını belirttiği Rusya ve Çin’e karşı geniş bir ittifak modeli oluşturmak. Trump döneminde Rusya’ya yönelik düşük profilli olan eleştirilerin artmasını amaçlayan Biden, Rusya ve Çin’e karşı özellikle Güney Asya demokrasilerinden oluşan geniş bir demokrasi ittifakı yaparak ABD’nin öncülük ettiğini ileri sürdüğü demokratik liberal değerlerin dünyadaki karşılığını arttırmayı planlıyor.

 

            Biden, Myanmar ve Rusya örneğinde olduğu gibi insan hakları ve demokrasi konusunda kapsamlı ekonomik yaptırım kararları alarak ve çeşitli ülkelere demokrasi uyarılarından bulunarak demokrasi bloğunun lideri olmayı amaçlıyor, bir nevi “demokrasi kahramanı” algısı yaratma niyetini taşıyor.

 

            Demokrasi Zirvesi’nde de Biden demokrasi konusunda güçlü mesajlar ve somut öneriler sunmak, demokratik ülkeler ile kurmayı düşündüğü geniş ittifakı evrensel demokratik ve liberal değerleri temel alarak kurmak istiyor. Biden, Demokrasi Zirvesi’ni hem ABD hem de dünyada demokrasiyi güçlendiren bir başkan algısını pekiştirmek amacıyla düzenliyor.

 

Biden’in Demokrasi Vurgusu ve Pragmatizm?

 

            Biden’in demokrasi vurgusu salt ahlaki değerlere, şaşmaz prensiplere dayanan ve her antidemokratik uygulama karşısında istisnasız tepki içeren bir söylem değil. ABD’nin stratejik iş birlikleri ve çıkarları söz konusu olduğu zaman, demokratik uyarılar Biden yönetimi tarafından arka plana alınıyor. Özellikle Filistinlilerin hakları konusunda İsrail’e, genel olarak Mısır ve Suudi Arabistan’a, Müslümanlara yönelik insan hakkı ihlalleri nedeniyle Hindistan’a karşı çok düşük profilli mesajlar veriliyor. Her ne kadar Trump yönetimine kıyasla söz konusu bu ülkelere daha sert mesajlar verilse de ABD’nin güncel çıkarları söz konusu olduğu zaman bu mesajların sertliği Biden’i destekleyen birçok insan hakkı aktivisti veya insan hakları konusunda daha ateşli olan sol kanat ABDli siyasetçiler nezdinde yeterli bulunmuyor.

 

            Politico’nun yayınladığı Demokrasi Zirvesi taslak davet metni de bu pragmatizmin bir yansıması. Özellikle Trump ile yakın ilişkiye sahip, kendisiyle miting düzenleyen liderlerin bulunduğu, çeşitli demokrasi kurumlarının ölçütlerine göre giderek demokrasiden uzaklaşan Hindistan ve Brezilya’nın, kadın hakları ve hukukun üstünlüğü konusunda ciddi bir sapma yaşayan Polonya’nın, hukuk düzeninin mevcut başkan tarafından yıpratıldığı Filipinler’in ve demokratik düzenin kurumsallaşamadığı Irak’ın davet edilmesi de bu durumun somut bir örneği. Biden yönetimi, Çin, Rusya ve İran’a karşı geniş bir ittifak kurmak ve stratejik çıkarlara zarar vermemek adına bu ülkeleri demokrasi söyleminin dışında tutuyor, yüksek tonlu uyarıların kapsamından çıkarıyor.

 

Türkiye, Zirve’ye Davet Edilecek mi?

 

            Taslak listede Türkiye yok. Macaristan ve Türkiye’nin NATO müttefiki olmasına rağmen listede yer almama olasılığı ABD medyası tarafından da sıklıkla gündeme getirilen bir konuydu. ABD yönetiminin, İstanbul Sözleşmesi, Kavala ve Demirtaş davaları, LGBTİ hakları gibi birçok konuda Türkiye’ye yönelik demokrasi uyarısında bulunması, önceliğini Güney Asya’ya kaydırması nedeniyle Türkiye ile stratejik ilişkilerin öneminin eskiye nazaran azalması değerlendirildiği zaman birçok yorumcunun beklentisi Türkiye’nin davet edilmeyeceği yönündeydi.

 

            Fakat özellikle Afganistan’da yaşanan süreç ve Rusya ile ilişkiler temelinde Türkiye’nin önemli bir NATO müttefiki olmasının Biden yönetimi tarafından vurgulanması, Cumhurbaşkanı Erdoğan ile yapılan iki görüşme sonucunda beklenenden daha olumlu bir tablonun ortaya çıkması ve Biden yönetiminin zaman içerisinde demokrasi uyarılarını azaltması da Türkiye’nin davet edilme olasılığını gösteren bir durum olarak karşımıza çıkıyor.

 

            Taslak listede ABD’nin ilişkilerine önem verdiği Singapur, Tunus, Mısır, Tayland gibi ülkelerin bulunmaması, her ne kadar demokratik bir düzene sahip olmasa da Birleşik Arap Emirlikleri, Suudi Arabistan gibi ülkelerin de liste dışı bırakılmasının ilişkileri zedeleyebileceği inancı listenin değişikliklere açık olduğunun da bir göstergesi. Özellikle bazı dış politika uzmanları, zirveye Rusya ve Çin dahil bütün ülkelerin davet edilmesi gerektiğini, zirveye davet edilmesine rağmen gelmeyen ülkelerin uğrayacağı itibar kaybının davet edilmemekten daha fazla olacağını ve Biden’in demokratik olmayan ülkeleri bu zirvede yüz yüze sert bir şekilde uyarması gerektiğini de belirtiyor. Bu yorumlar Beyaz Saray’da itibar görürse listenin genişlememesi kaçınılmaz bir durum. Bu durum gerçekleşirse Türkiye’nin de listeye alınması kaçınılmaz bir sonuç olacaktır.

 

            Günün sonunda Türkiye’nin zirveye davet edilip edilmeyeceği henüz belli değil, fakat davet edilip edilmeme tercihinin ABD’nin Türkiye’yi davet edilen diğer ülkeler gibi demokrasi söyleminin dışında tutacak kadar önemli bir stratejik ortak olarak görüp görmediğinin göstergesi olacağı neredeyse kesin.