Dövize kısıtlama

1980’lerde ve hatta 90’larda yöntem farklı da olsa, döviz akışına kısıtlama her zaman olmuştur.

Ekonomide frenler tutmuyor çoktan beri...

Tüm sorunları haber etkisini daraltarak ya da ilgiyi farklı yöne çekerek yapıyor karar vericiler…

Depremin etkisi ve seçimin sıcaklığıyla fazla bir gayrete de gerek yok ama yine de tüm ekonomik sıkıntıların duyulmasını özellikle finansal sektör oyuncularına doğrudan bildirerek engellemeye çalışıyorlar.

En sonuncusu günlük ticari amaçlı döviz alımına konulan getirilen kısıtlama oldu. Buna göre 5 milyon lira olan günlük döviz alım limiti (tavanı) yarıya düşürülerek 2,5 milyon lira oldu. Üstüne üstlük yurtdışına para transferine de yüzde 5 komisyon getirildi. 

Döviz akışını bu yolla engellemenin olanaksız olduğunu sanırım biliyordur hükümet edenler. 1980’lerde ve hatta 90’larda yöntem farklı da olsa, döviz akışına kısıtlama her zaman olmuştur. Bunun telaş yaratmaktan, piyasa dengelerini daha da bozmaktan başka bir sonucu olmayacağını kısıtlamayı getirenler de biliyor kesinlikle.

Uygulama yolları ne olursa olsun bu tarz kısıtlamalar sonuçtur, neden değildir. Eğer amaç dövizin azalmasını/akışını engellemek ise yapılacak iş ithalata giden onca dövizlerin ülkede kalması için ithal ikamesini uygulamaktır. Ama biz bu treni çoktan kaçırdık.

Uzun dönemli bir ekonomik politika olan ithal ikamesinin sadece milli duyguları şahlandırmak için zaman zaman ekranlarda ve özellikle de seçim zamanlarında dillendirildiğine şahit olduk. Olduk da bunun söylemden öteye gitmediğini de gördük.

Parasal akımın reel piyasalarda karşılığının bir ödeme, bir yatırım nedeniyle olduğu düşünüldüğünde bu akıma getirilen bir kısıtlama ekonominin çıkmazda olduğunun bir göstergesinden öteye gitmez.

SORUN ÜRETİMDE, SORUN İTHALATA BAĞIMLILIK

Küçük hacimli ticari talebe getirilen bu tarz döviz kısıtlamasının diğer taraftaki göstergelerin üzerini kapatmaması gerekir. Bir taraftan enflasyonun patlamasını önlemek için döviz kurunun sabitlemek ya da kontrol etmek amacıyla arka kapıdan satılan döviz miktarının varlığı, diğer taraftan küçük işletmelere getirilen basit döviz alım/transfer miktarı sürecin ne kadar sancılı olduğunu ortaya çıkarıyor.

Diğer bir ifadeyle, döviz kurunun belirli bir seviyede tutulması amacıyla arka kapıdan (devlet bankaları eliyle) satılan döviz miktarının son 15-16 ayda daha önceki 128 milyar dolara ek olarak neredeyse aynı hacimde yine satıldığı/eritildiği, yani bir 128 milyarın daha yok olduğunu gösteriyor veriler.

Bu kara deliği kapatmak için örneğin Suudi Arabistan’ın merkez bankamıza deposit olarak koyduğu 5 milyar doların da ateşi haber etkisiyle söndürmeye çalışmaktan başka bir sonucu olmayacağı açıktır.

KARŞILATIRMALI FİYAT DENGESİ BOZULUYOR

Döviz uluslararası ticaretin ödeme aracı ve fiyat göstergesidir. Bunun doğal koşullarda akımının sağlanması hem teknolojik gelişmeye hem de dünya ile bütünleşmeye katkısı vardır. Bu katkı ihracatla ithalatın uyumunu da ayarlayan bir özelliğe sahiptir.

Gelişmekte olan ülkelerde bu uyumun bozulmaması tamamen ithal ikamesine bağlıdır. İthal ikamesi ülkeye gelen ürünlere bağımlılığı zamanla azaltarak onların aynısı veya benzerinin ülke içinde üretilmesi sürecini belirten bir ekonomi politikadır.

Bunu sadece siyasi söylemlerle vurgulamak ve döviz akışına yapay sınırlamalar getirmek ekonomik yıkımı hızlandırmaktan başka bir sonuç doğurmayacağı açıktır.