Prof. Dr. Rüstem Erkan - Dicle Üniversitesi  Sosyoloji Bölümü

Covid 19 pandemi sürecinde neoliberal ekonomiler ve neoliberal düşünce yaklaşımı tarihinin en önemli krizini yaşamış ve yaşamaya da devam etmektedir. Özellikle pandeminin ilk aylarında liberalizmin ana vatanı olan İngiltere başta olmak üzere İspanya, Fransa, Hollanda, Belçika ve ABD gibi ülkelerde sağlık sistemi çökmüş, yüksek oranda ölüm gerçekleşmiştir. Buna yol açan temel faktörün bu ülkelerdeki neoliberal politikaların kamu sağlık hizmetini ortadan kaldırması ve bu nedenle kriz dönemlerin de kitlesel sağlık hizmeti verecek kapasitenin ortadan kalkmasıdır.

Çin, Türkiye, Rusya, İran gibi ülkelerin ekonomileri daha zayıf olmasına rağmen süreç daha sürdürülebilir durumdadır. Bunun nedeni bu ülkelerde her şeye rağmen kamusal hizmetlerin tam olarak çökmemiş olmasıdır.

   Liberalizmin ontolojisinden kaynaklanan nedenlerden dolayı bu ekonomiler ne kadar güçlü olursa olsun özellikle sağlık gibi alanlarda insanları savunmasız bırakmaktadır. Çünkü bu düşünce büyük ölçüde Darwin’in doğal seleksiyon teorisine dayanmaktadır. Bu teoriye göre doğada güçlü olan(doğaya uyum sağlayan)  organizmalar hayatta kalır. Bu durum da doğanın işleyişine olumlu katkı sağlar. Bu teoriden hareketle Sosyal Darwinizm yaklaşımı ortaya çıkmıştır. Liberalizm de büyük ölçüde Sosyal Darwinizme dayanmaktadır. Buna göre; bireyler, gruplar, şirketler arasında da rekabet yoluyla güçlü olan ayakta kalmalı devlet hiçbir şekilde müdahale etmemelidir.

   Liberalizm, bireysel özgürlüklere önem veriyor gibi görünse de asıl değer verdiği şirketlerin özgürlüğüdür. Bu nedenle sosyal devlete karşıdır. Liberal düşünürlere göre; devletin temel görevi yurttaşlarının ekonomik ve sosyal haklarını korumak değil, şirketlerin karlılığını korumaktır. Zaten liberalizm yurttaş kavramından çok; vergi veren birey kavramını tercih etmektedir.

Liberalizmin önceliği kar ve karlılığın sürdürülmesi olduğundan yaşamsal toplumsal ihtiyaçlar göz ardı edilmektedir. Bu durum pandemi sürecinde açıkça ortaya çıkmıştır. Eskiden beri liberal ekonomilere yöneltilen temel sloganik eleştiri olan “özel şirketler çiklet (sakız)üretmek, ilaç üretmekten daha karlı ise, ilaç yerine çiklet üretirler.”söyleminin doğru olduğu ortaya çıkmıştır. Bu süreçte dünyanın en gelişmiş ekonomilerinin temel tıbbi malzeme (bez maske dâhil)üretemedikleri görülmüştür. Oysa söz konusu bu ülkeler her türlü iletişim, görüntüleme ve silah teknolojisine sahiptirler.

Kısaca, neoliberal ekonomilerde bilim ve teknoloji ileri derecede gelişside, bu gelişmeler geniş halk kitlelerinin temel ihtiyaçları olan sağlık, eğitim gibi alanlara yansımamaktadır. Çünkü bu yaklaşıma göre, sağlık ve eğitim bir hak değil ancak parası olanların satın alabileceği bir hizmettir. Başka bir deyişle devlet tarafından karşılanması gerek en temel kamusal ödevler ticarileşmiştir.

                Sosyal Demokrasi ve Sosyal Devlet

    Liberal ekonomilerin geniş halk kitlelerini ezen politikalarına karşı, sosyal demokrasi düşüncesi doğmuştur. Sosyal demokrasi; kapitalist liberal ekonomiyi, demokrasi ve evrensel değerlere bağlı olarak yurttaşlarının bireysel ve toplumsal ihtiyaçlarını karşılayacak bir devlet hedefler ve bu devletin adı da sosyal devlettir. Sosyal demokrat partiler kapitalizmi ya da liberalizmi ortadan kaldırmayı hedeflemez. Fakat bu partilerin temel hedefi liberalizmin neden olduğu eşitsizlikleri en az düzeye indirgeyerek refah devletini sağlamaktır. Başka bir deyişle üretim araçlarının mülkiyetinin kimin elinde olduğundan çok yurttaşların refahını sağlamak sosyal demokrat partilerin en önemli önceliğidir. Bunu gerektiği zaman devlet müdahalesi ve kamusal hizmet yoluyla yapar. Sosyal demokrat partileri liberal sağ partilerden belirgin farklar vardır. Sosyal demokrat partilerin en önemli ideolojisi; herkese ücretsiz ve nitelikli bir eğitim, ücretsiz ve erişilebilir bir sağlık hizmeti vermek, işsizliği en aza indirmek, bütün dezavantajlı grupları korumak ve desteklemek, toplumsal cinsiyet eşitsizliğini ortadan kaldırmak, yaşadığımız gezegenin ekolojik geleceğini koruyacak politikalar üretmektir.

  Pandemi sürecinde ve sonrasında gerek dünyada gerek ise Türkiye’de iki siyasal eğilimin ortaya çıkacağı öngörülebilir. Birincisi; mevcut yönetimler, küresel salgının yarattığı korku ortamından da yararlanarak otoriter sağ iktidarların devamını ve güçlenmesini sağlayabilir. Başka bir anlatımla demokrasi içerisinde uygulayamadıkları neoliberal politikaları Çin örneğinde olduğu gibi otoriter yönetimlerle sürdürebilirler.

  İkincisi ise sosyal demokrat partiler aracılığıyla sistem reforme edilerek daha eşitlikçi, demokratik, insan ve doğa haklarına saygılı yönetimler ortaya çıkabilir. Bu süreçte kapitalizmin yıkılarak sosyalizmin geleceğini beklemek ütopist bir yaklaşım olacağı için tek alternatif olan sosyal demokrat partiler aracılığıyla sosyal devletlerin ortaya çıkmasını sağlamaktır. Kriz döneminin analizi iyi yapılır ve buna göre politikalar oluşturulursa hem dünyada hem de Türkiye’de sosyal demokratlar için büyük fırsatların ortaya çıkabileceği görülmektedir. Türkiye’de bu fırsatı doğal olarak değerlendirmeye en yakın parti CHP’dir. O zaman şu soru ortaya çıkmaktadır. CHP’nin tarihsel geçmişi ve bugünkü konumu buna uygun mu?

     CHP’nin Tarihsel Bagajı

Türkiye’de bazı liberal düşünürler özellikle bir dönem CHP’nin tarihsel bagajı üzerine uzun tartışmalar yapmışlar ve sistemli olarak partinin bagajından kurtulmadan iktidar olamayacağı tezini işlemişlerdir. Bu tartışmalarda tek parti dönemindeki bazı siyasal kararlar öne çıkarılmaktadır. Fakat tek parti dönemi de dâhil olmak üzere CHP’nin bagajının bugün de Türkiye Cumhuriyeti’nin omurgasını oluşturduğunu ve sorunları aşmada rehberlik ettiği ortaya çıkmaktadır. CHP’nin tarihsel bagajına bakıldığında dünyada sosyal devlet uygulamaları daha ortaya çıkmadan sosyal devlet uygulamaları ve kamusal hizmetlerin altyapısının oluşturulmaya çalışıldığı açıkça görülmektedir. Bu nedenle, CHP’nin tarihsel bagajında neler olduğuna kısaca bakmakta yarar var.

Erken Cumhuriyet Dönemi olarak adlandırabileceğimiz 1923-1930 yılları arasında eğitim, hukuk, ekonomi, sağlık ve kültürel alanında devletin temelini oluşturan önemli adımlar atılmıştır. Örneğin, 1924 yılında Tehvid-i Tedrisat Kanunu çıkarılarak bilimsel eğitimin temelleri atılmıştır. Günümüzde de en çok ihtiyaç duyulan eğitim bilimsel eğitimdir. O dönemde %2’ lerde olan okuma yazma oranını arttırmak amacıyla Millet Mektepleri ve köy öğretmen okulları açılmıştır. Sağlık alanında da Ankara Numune Hastanesi ve Refik Saydam Hıfzısıhha Enstitüsü kurulmuştur.(Bugün ne kadar elzem olduğu sanırım anlaşılmıştır.) Bu enstitü daha sonra sıtma ve tüberküloz ile mücadelede önemli görevler üstlenmiş,  her iki hastalığa karşı da aşı üretilmiştir. Yine bu yıllarda ekonomi alanında da daha sonra Türkiye’ de birçok sektöre öncülük edecek yatırımlar yapılmıştır. Sanayileşmenin altyapısını oluşturacak demir-çelik, şeker, dokuma vb fabrikalar kurulmuştur. Yabancıların imtiyazında bulunan deniz taşımacılığı, limanlar ve demiryolları millileştirilmiş, yeni limanlar ve demiryolları yapılmıştır. Başta İş Bankası olmak üzere Türkiye Tütüncüler Bankası ve Eskişehir Bankası kurulmuştur. Hukuk, sosyal ve kültürel alanda da döneme göre birçok yenilik getirilmiştir. Danıştay kurulmuş, Türk Medeni Kanunu yürürlüğe girerek hukuk alanında kadın-erkek eşitliği sağlanmıştır.

 Savaş yorgunu bir ülkenin kuruluşunun ilk yıllarındaki bu uygulamaları 1930-1950 döneminde de artarak devam etmiştir. İlk denizaltı ve uçak yapılmıştır. Eczacıbaşı İlaç Fabrikası açılmıştır. Garp linyitleri işletmesi kurulmuştur. Fiskobirlik, Kozabirlik, MTA ve Petrol Ofisi kurulmuştur. Paşabahçe Şişe ve Cam Fabrikası açılmıştır. Başta Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası olmak üzere, Sümerbank, Halk Bankası, Denizbank, Etibank gibi çok sayıda banka kurulmuştur. Tarım sektörünü modelinize etmek için farklı illerde Devlet Üretme Çiftlikleri kurulmuştur. Sağlık alanında ise; Türkiye Dünya Sağlık Örgütüne üye olmuş, Elazığ Cüzam Hastanesi ve Heybeliada Sanatoryum’u açılarak bulaşıcı hastalıklarla etkin mücadele edilmiştir. Haydarpaşa Numune Hastanesi başta olmak üzere birçok ilde de hastaneler açılmıştır.

Bunlara ilaveten bu dönemde, CHP’nin bagajında, Soyadı Kanunu, Kadınların milletvekili seçme ve seçilme hakkı kazanması, Hafta sonu tatilinin kabul edilmesi, Türkiye’nin Birleşmiş Milletlere kurucu üye olarak katılması, Avrupa Konseyine kabul edilmesi, İnsan Hakları Bildirgesini onaylaması vardır. Hatay’ın savaşsız Türkiye Cumhuriyeti’ne katılması başarısı vardır.  En önemlisi de çok partili döneme geçilmesi vardır. Ankara’da milli kütüphanenin, Türk Tarih Kurumu ve Türk Dil Kurumunun kurulması vardır. Konservatuarlar, Tiyatrolar ve operalar vardır. Ankara Üniversitesi, İstanbul Teknik Üniversitesi ve Köy Enstitüleri vardır.

Yapılan bu yatırımların önemli bir özelliği de bölgeler ve iller arası dengenin korunmasına azami dikkatin gösterilmesidir. Türkiye’de önemli sorunlara neden olan göç olgusu 1950’lerden sonra iller arası sosyo-ekonomik eşitsizliğin artmasıyla ortaya çıkmıştır.

    Görüldüğü gibi, CHP’nin tarihsel bagajı bazılarının iddia ettiği gibi iktidara engel olması bir tarafa bugün de iktidar olması için en güçlü yanını oluşturmaktadır. Bu kısa özette de anlaşılabileceği gibi CHP’nin bagajı aynı zamanda Türkiye Cumhuriyeti’nin hafızasını ve temelini oluşturmaktadır.

 CHP 1960’dan sonra kurduğu kısa dönemli koalisyon hükümetlerinde de sosyal devleti güçlendirecek politikalar üretmiştir. Örneğin, toplu sözleşme ve grev hakkı 1960’larda Bülent Ecevit’in Çalışma Bakanlığı döneminde yürürlüğe girmiştir. Yine aynı yıllarda, İnönü Hükümeti döneminde, sağlık ocakları açılarak Anadolulunun en ücra ve en yoksul kitlelerine sağlık hizmetinin gitmesini sağlanmıştır. CHP muhalefet olduğu dönemlerde de kamu hizmetlerinin önemini savunmuş ve önemli kamu kuruluşlarının özelleştirme yoluyla kapatılmasına karşı mücadele vermiştir.  Yine Ecevit başbakanlığındaki hükümetlerde gerek Kıbrıs Barış Harekâtı gerekse haşhaş ekimi konusundaki krizlerde uluslararası güç odaklarına rağmen, Türkiye’nin çıkarlarının nasıl korunduğunu gösterilmiştir.

 Sonuç olarak; artık Türkiye’de hiçbir parti ve kişi sembolik girişimler ve hamasetle ne iktidarlarını sürdürebilir ne de yeni bir seçim kazanabilir. Bugün, Türkiye’de milyonlarca genç (önemli bir kısmı lise ve üniversite mezunu) yıllardır işsizdir. Bu gençler yaşamlarını aile destekleri ile sürdürebilmektedir. İlk seçimde iktidarın belirleyicisi bu kitle olacaktır. CHP tarihsel bagajından da güç alarak 37.Olağan Kongresi’nde sosyal devleti güçlendirici gerçek sosyal demokrat politikalar ortaya çıkabilirse Türkiye’de iktidarın en önemli belirleyicisi olacaktır. Bir önceki yazımda CHP’nin Kürt Sorununa yönelik Türkiye aklını ortaya çıkaracak kapsayıcı bir politika ortaya koyması gerektiğini belirtmiştim. CHP Kürt Sorunu ile birlikte üretim ekonomisini güçlendirici, işsizliği en aza indirecek, bölgeler ve iller arası gelişmişlik farkını azaltacak, nitelikli eğitim ve sağlık hizmetleri konusunda umut veren politikalar oluşturabilirse” hiçbir şey eskisi gibi olmaz”