Ağırlaşarak büyüyen sorunlar mı? Boğazı düğüm düğüm eden haberler mi? Fiyat düşük belirlenince üreticiyi, yüksek belirlenince tüketiciyi vuran ürünler mi? Sizi içiniz acıya acıya, yüreğinizdeki sızıyla bilgisayar başına oturtan konular mı? İçinizden geçenleri, hissettiklerinizi kendinize de, okurlara da anlatabileceğiniz konusunda kuşkuya düştüğünüz anlar mı? Bu liste uzar gider…

Gecenin bir yarısı kalkıyorsunuz! Dünyayı yalnızca kendisinin zanneden, egemenlik sınırlarını genişlettikçe genişletenlerin sözlerini takılıp kalıyorsunuz! Dayanamayıp kendi kendinize konuşuyor, daha doğrusu soruyorsunuz! Başka bir şehirden kaçanlar, yaşamak için yola koyulanlar, umutsuzluğa düşenler, hakarete uğrayanlar, bazen kendini yok gibi hissedenler, yok sayılanlar! Sizi görmeyenleri neden görüyorsunuz? Ya da bizi görmek istemeyenleri biz neden görüyoruz? Aslında tüm bunlara katlanabilmek için çelik gibi sağlam sinirler lazım! O da ne diyeceksiniz? O da bizde kalmadı diyeceğiz…

Örneğin eskiden MKE vardı. Açılımı Makine Kimya Endüstrisi olan! Şimdilerde MKİ var. Açılımı Makam Koltuğu İkramı olan! Nereden nereye gelmişiz?

CB diyor ki; “Bardağın boş tarafına değil, dolu tarafına bakın!” Bardak ve doluluk birbirine çok yabancı iki sözcük olalı çok oldu! Hem bardak bir türlü dolmuyor, hem de bardak taşalı çok oluyor!

2023 yılında kullanacağımız muazzam doğalgaz rezervleri için Orman eski bakanı; “Dua edin bol akaryakıt çıksın!” buyurmuş. Tadı damağımızda kalan bunca yaşanmışlık varken, çaresizlik, gündelik sıkıntılar, ekonomik sorunlar, en doğal ihtiyaçlarını bile karşılayamayan milyonlar,  kaygılı ve mutsuz gençler, toplumsal patlamaya, toplumsal cinnete kapı aralarken! Yönetim sorun yok mu sanıyor?

3 milyon çalışan, 13 milyon emekli yaşam mücadelesi verirken! Geçmişteki altın değerindeki adımlar, atılımlar, yatırımlar bir çırpıda elden çıkarılıp yok pahasına satılırken!  Ülkemiz anaokulundan üniversiteye 27 milyon öğrenci sayısıyla 150 ülke nüfusunu geride bırakırken! Gençler hayallerini gerçekleştirmek için göç yollarına düşerken! Yönetim sorunların hepsi bu kadar mı sanıyor?

Keşke insanlar, başta da yönetim erbabı “ama fakat lakin” demeden çizer Kamil Masaracı’nın; “Ünlü tiyatro oyuncusu mal varlığını açıkladı! Yüklü miktarda alkış!” sözünden ders çıkarabilseydi…

Keşke ülkeyi yönetenler ve yönetmeye talip olanlar, Ahmet Kutsi Tecer’in; “Orda bir ev var uzakta/ O ev bizim evimizdir/ Yatmasak da kalkmasak da/ O ev bizim evimizdir!” şeklinde özetlediği, insanın gönül tellerini sızlatan, sade bir dille özlemin altını çizen her zaman geçerli daha doğrusu zamansız dizelerinden ders alabilseydi…

Keşke “Hatalı olduğunu anlamak ve özür dilemek sadece beynini kullanabilen insanlara özgüdür!” diyen Freud haklı çıkabilseydi…

Keşke büyük emek verdiği oğlu, ülkemizin gururu piyanist Fazıl Say için; “O benim değil, cumhuriyetin başarısıdır!” diyen babası Ahmet Say’ın bu sözünün derin anlamı bazılarınca anlaşılabilseydi…

Kim demiş, kime demiş, ne zaman demiş, ne demiş üzerinde kafa yorunca haftanın büyük bir kısmı bu konular üzerinde düşünerek geçti. Alıntı yaptıklarım kime diyor, niye diyor, ne demek istiyor, uyarı mı, öneri mi? Anlamış değilim! Ola ki bir ipucu bulabilirim diyerek paylaşmak istedim…

 Sonra da günümüzde ve bu koşullarda hem mümkün değil, hem kolay değil diye not düşerek, aklın yolu bir diyerek yazımı; Atatürk’ün kültür ve sanat politikasından uzaklaşmazsak, Cumhuriyetin fabrika ayarlarına geri dönersek yitirdiklerimizi ucundan da olsa yakalayabiliriz diye noktalamak istedim…

Son bir soru; Uzun süredir somut vaatlere, iç açan sözlere, göz açan umutlara özlem duyduğumuz ülkemizde yakıcı sorunlara yapıcı çözümler getirilmeyen günümüzde; gülmeyi, sevinci, mutluluğu unuttuk mu? Unutturdular mı?

Dilek notu: Umarım ve dilerim, siyasilerin seçim, yurttaşların geçim derdinde olduğu  ülkemizde fırtınalı sularda kulaç attığımız kasvet dolu günlerden geçerken yazar ve çizerlerden alıntılarla süslediğim bu yazı size iyi gelir ve keyifli (!) birkaç dakika geçirmenizi sağlar...