Sorumsuzluğun güncel tıbbi deyimle pik yaptığı, fırsat bu fırsat diyerek gerçeklerin üzerinin kalın örtülerle örtüldüğü, her kademede her şeyin tozpembe gösterildiği günümüzde; sorunları es geçmeden, unutmadan, atlamadan, hatırlatmak adına masaya yatıralım! Liste uzun ama sabır şart diyerek…

Başlığın içeriğini dikkate alarak ilerlersem; Aklı, beyni, hafızası, belleği, refleksi güçlü olanlara göre; artık hayata kalan ve hayatta kalan çok az şey varken her fırsatta birbirine laf çakmak, bir kaşık suda boğmaya kalkmak, durup oturup siyasal sahnede boy göstermek adına kutuplaştırıcı sözlerle gündemi meşgul etmek niye?

Eskiden kasveti dağıtan bir ülkemiz, dost geçindiğimiz komşularımız, moral veren dostlarımız, hayali bile cihan değen mutluluklarımız, inceden inceye mırıldandığımız türkülerimiz vardı. Bir zamanlar bakışları ve duruşları yüce gönüllü, kendileri alçak gönüllü, “bana hak, sana yasak, ayaklar denk alınacak!” demeyen, ağzından çıkanı önce kulağı duyan yöneticilerimiz vardı. Onları örnek almamak niye?

Evet, pahalı tecrübeler yaşamak bu ulusun dertli olduğu bir alandır. Ancak Halep harap olduktan sonra, atı alan Üsküdar’ı koşarak aşıp, iş işten geçtikten sonra, meselenin aslı astarı yüce katlarda enine boyuna tartışılmadıktan sonra ne önemi var? Hal böyle iken çaresizliğin öfkesiyle, ne yapmalı, nasıl çözmeli, nasıl bir çıkış yolu bulmalı sarmalıyla boğuşanlara kulak vermemek niye?

Diplomasiden sağlığa, kendisine ancak gazetelerin 3.sayfasında yer bulan ve ardı arkası kesilmeyen kadın cinayetlerinden iş kazalarına, ekonomiden eğitime, milyonların; “nasıl yaşayacağız, birisi bize anlatsın” çığlığından her düzeyde yaşanan ve yaşanacak olan dramlara çözüm aramamak niye?

Görülmeyen küçük tehlike karşısında çaresizlik, umutsuzluk, sıkışmışlık hissi yaşanırken, bilgi kirliliğine karşı ne yapacağını şaşıranlar her gün biraz daha artarken, yetkililerin “bazı hastanelerde göğüs hastalıkları uzmanı kalmadı” açıklaması kaygıları artırırken, 8 günde 8 doktor hayatını kaybederken, her şeyi kuralına değil, kendilerine uyduran ve uyarlayan bir anlayışla; “TTB acilen kapatılsın, haklarında adli işlem yapılsın!” demek niye?

Özetle; “göreceksiniz, göstereceğiz” sözlerini sabah akşam duymak bizim büyük talihsizliğimiz olsa gerek! Yanlış hayatlar yaşayarak ya da hayatı yanlış algılayarak gelecek kuşaklara borç dolu, sorun dolu, işsizlik dolu bir dünya bırakmanın vebalinin ağırlığını unutmak niye?

Özel not: Sonu gelmeyen ve her gün değişen gündemi izlerken; ağız tadıyla yazıp konuşmayalı çok oldu! Sürprizleri, buluşları, başarıları paylaşmayı unutalı çok oldu.  O nedenle bunca iç karartan örnekten sonra e.postama düşen iletilerden yaptığım seçkiyle yazımı noktalamak istedim.

Bazı insanlarla ilginiz ilişkiniz sınırlıdır, bakar geçersiniz, ya da görmezden gelirsiniz. Zaman geçer, hiç beklemediğiniz bir yerde öyle içten ve sıcak karşılanırsınız ki şaşa kalırsınız. Ben bu örneği niye verdim? Geçenlerde bir yazımda Nijeryalı ve Tanzanyalı Okul Birincilerinden söz ederek demiştim ki; Işık Üniversitesini birincilikle bitiren Nijeryalı gencin diploma töreninde Atatürk’e ilişkin sözlerinden sonra (BAU) Bahçeşehir Üniversitesi birincisi de Tanzanyalı Mudrik Haji oldu. O gençler mi çok çalışkan, bizim gençler mi işi askıya aldı, yoksa bu işler biraz kader kısmet, şans talih işi mi bilemedim. Bildiğim o ki her iki gençte başarılarıyla göz doldurdu. Bu yazım üzerine adı geçen gençlerin mezun olduğu okulların yetkilileri arayarak teşekkür ettiler, gençlerden de e.postama iletiler geldi. Gündem jet hızıyla değişse de bunu yazmamak olmazdı! (Özel rica: Adı sanı basına yansımasa da; Böyle insanlar varsa çevrenizde bana bildirin lütfen onları tanımak ve onları tanıtmak istiyorum.)

İkincisi Beyrut’la ilgili yazım üzerine ülkemizden ve yurtdışından gelen iletilerde ilginç bilgiler var. Lübnan’ın turkuvaz lakaplı ünlü sanatçısı Feyruz’u, iç savaş sırasında sevenleri bir Avrupa ülkesine götürmek istemişler. Ünlü sanatçı; “İnsan çocuğundan ayrılır mı?” diyerek reddetmiş bu teklifi…

Bilgi notu: “Sac, düzenin bulur, hamur tükenir. İş düzenin bulur, ömür tükenir.” Denizli’de bu deyim bugünlerde dillerde sık sık dolaşıyormuş!  “Azerbaycan’da da; “Eli aşa değende başı daşa değdi” sözü dillerden düşmüyormuş! Nedenini niçinini düşünmeden ikisi de güncel ve insan ömrüyle ilgili olunca paylaşmak istedim…