Şimdi sabah sabah, hele de bir hafta sonu böyle moral bozan başlıklı bir yazıyla huzurumuzu niye kaçırıyorsun diyebilirsiniz. Bence demeyin! Huzurumuz zaten kaçık, hem de çok uzun bir süredir. Şimdi sorarak ilerleyelim.

Bir zamanlar “yalancının mumu yatsıya kadar yanar!” diye bir söz vardı. Bu söz artık dünya genelinde yok hükmünde ise o huzur niye kaçmasın?

Sıradan insanların sıra dışı işler yaptığını görünce; yapılan her şeye bir kulp bulan, olumlu her adımı önlemek engellemek için bin dereden su getiren, gerekli işlere bile gölge düşürmek için elinden geleni ardına koymayan ve bu konuda destan yazanları görünce o huzur niye kaçmasın?

Mantık dışı, akıl dışı, vicdan dışı, hukuk dışı, meslek etiği dışı adımlarla yola çıkan, benden değilsin diye ayırım yapan, düşünce ve ifade özgürlüğünü yok sayan, insanların enerjilerini yok ederken keyif içinde sefa süren ülkelerde o huzur niye kaçmasın!

Önlenemez bir yükselişle işçilikten kültür müdürlüğüne atlatılan eşlerin alkışlandığı, Atatürk’ün sağladığı haklarla TBMM koltuğuna oturanların yapılanları görmezden geldiği, güreş camiasının, devletin üst kademelerine atandığı bir ülkede liyakatten söz edilemezken o huzur niye kaçmasın?

Kadınları, aydınları, işçileri, memurları, STÖ’leri, hukukçuları hedef gösteren, meslek örgütlerini ele geçirmek için her yolu deneyen, çok sesliliğin zerresine bile katlanamayan bazı ülkelerde o huzur niye kaçmasın?

AB sınırlarını açarken ülkemizi listeye dâhil etmiyorsa, ihracat azalarak dış ticaret açığı ikiye katlanıyorsa, ekonomi büyük risk altındaysa o ülkede huzur niye kaçmasın?  Hayal dünyasında yaşayanlar görmese de; ekonomiden turizme, insan haklarından basın özgürlüğüne, kadın cinayetlerinden işsizliğe rekora koşan ve tarih yazan bir ülkenin uluslararası karnesi geçerli not alamazken o huzur niye kaçmasın?

Kent ve kırsal arasındaki kırık fay hatlarını, derin yarılmayı görmeyen hanedan havalı, padişah çalımlı yöneticilerin hüküm sürdüğü bazı ülkelerde yaşayanların huzuru niye kaçmasın?

Gelelim sözün özüne ve bizim ellere!

Ekonomik sorunlar diz boyu, esnaf dertli, gençler işsiz, kahveler boş, dükkânlar kepenk indirmişken, tencere kaynamıyorken TOKİ benim memleketime, Kars’a 10 milyon 294 bin lira harcayarak Millet Bahçesi yapıyormuş. İçinde seyir terasları, piknik alanı, voleybol ve basketbol sahası, yürüyüş yolları, meyve bahçeleri, millet kıraathaneleri, göleti, paten pisti, açık hava müzesi, bisiklet yolu, çocuk oyun alanı, koşu parkuru olan millet bahçesi hem de…

Söz buraya gelmişken; Gel de o güzel ve anlamlı yerel sözümüze sığınma! “Maa bah ne haldayım! Yara bah ne sallanır!” Batılı dostlarımız ve ülke ve bölge gerçeklerinden habersiz üst perdeden gürleyen yöneticiler için tercümesi şöyle; “Bana bak ne haldeyim! Yâre bak ne sallanıyor!” gerisi yorumunuza kalmış…

Arkadaş el insaf! Yıllardır tek bir fabrika yapılmamış, mevcut olanlar üç otuz paraya babalar gibi satılmış, insanların borçlar yüzünden değil bağa, bahçeye evinin önüne çıkacak hali kalmamış! Ayrıca oralara gitmek, iki dostla yarenlik etmek moral, iç huzur, karnı tok sırtı pek olmayı, cebi dolu olmayı gerektirirken bu ne?

Duvarda asılı diplomasına iç geçirerek bakan gencin! Mezun olup iş yerine eve kapanıp ailesinden harçlık bekleyen evladın! Oğlunu okutmak için gecesini gündüzüne katan babanın! Kızını okutmak için sabahlara kadar dikiş diken ananın! Faturaları nasıl ödeyeceğim diye yatağında dönüp duran emeklinin! Harcamalarını iyiden iyiye kesen ev kadınının! Sofraya iki kap yemek koyabilmek için ne yapacağını bilemeyen annenin! Siftah yapmadan tezgâh kapatan pazarcının! Basket sahasıyla, açık hava müzesiyle işi ne!

Meyve bahçeleri, koşu parkuru yerine iki imalathane açsanız, üç eve ekmek gitse, dört kişinin yüzü gülse, beş kişi hayallerine kavuşsa daha iyi olmaz mı?

Benim gözü gönlü tok aziz hemşerilerim TOKİ’nin bu pahalı girişimini nasıl karşılar uzaktan bilemem!  Üstelik artık bedava kek de yokken(!) hangi derdine çare olur teee buralardan onu kestiremem! Bildiğim o ki, TOKİ işitmese de ben listeyi uzatabilirim!

Yine kendi adıyla, kendi işiyle, kendi kişiliğiyle, kendi farklılığıyla, kendi cesaretiyle, kendi yetenekleriyle anılan ve anılacak olan hemşerilerimin ihtiyaç ve önceliklerini Ankara’dan belirleyenler duyar mı bilemem! Neyi niye yaptıklarına akıl sır erdiremediğimiz büyüklerimiz ne der onu da bilemem! Gelişmişlik düzeyi bakımından 81 il arasında 68.sırada yer alan güzel memleketimin sesi soluğu hiç çıkmayan vekilleri ne düşünür maalesef bilemem. Bildiğim o ki; Memleketimin aydınlık yüzü ve değerli hemşerilerim TOKİ’nin yaptığı standart bahçeye değil ABD’deki Central Park’a, Londra’daki Hyde Park’a layıktır.

Ancak gurbette yaşayan ama Kars’ı soluyan, dağına taşına yazılar yazan, kitaplar yazan, iflah olmaz bir Karslı olarak öneri paketimi sunabilirim!

Öneri Paketi 1: Dünya liderlerinin yönettiği ileri demokrasilerde bazı projeler halka sorulur sorulmalıdır! Millet bahçesi mi istersiniz? Yoksa istihdam yaratacak işletme, fabrika, imalathane vb. mi? Söz! Anketten TOKİ çıkarsa özür dileyeceğim. Fabrika çıkarsa ve hayata geçirilirse koşa koşa gelip açılışta yer alacağım! (hatta bir yolunu bulup konuşma da yapacağım! İyi konuşurum bilirsiniz!)

Öneri Paketi 2: Açın gençlere istihdam yaratacak iş yerlerini, kurun bacası gece gündüz tüten fabrikaları, verin ayrım yapmadan gençlere hak ettikleri makamları! Sonra da gelsin millet bahçeleri! Baş göz üsde yeri var…