Amerika'nın İran Günahı 1953'te Başladı

Tarihin bazen tek bir güne, tek bir karara sığıştığını düşünürüm. İranlılar için o gün, takvimlerin 19 Ağustos 1953’ü gösterdiği, onların deyimiyle '28 Mordad'dır.

A+ Yazı Boyutunu Büyüt A- Yazı Boyutunu Küçült

Bugün dönüp baktığımızda, o gün Tahran sokaklarında yükselen toz bulutunun sadece bir başbakanı değil, koca bir coğrafyanın demokratik umutlarını da yutup götürdüğünü görüyoruz.

Muhammed Musaddık… Kimilerine göre inatçı bir aristokrat, kimilerine göre ise halkının cebinden çalınan petrolün hesabını soran bir devrimci. Ama kesin olan bir şey var: Musaddık, İran’ın Batı karşısındaki haysiyet sınavıydı. 1951’de işbaşına geldiğinde yaptığı ilk iş, bugün BP olarak bildiğimiz Anglo-İran Petrol Şirketi’nin elindeki imtiyazları yırtıp atmak oldu. "Petrol bizimdir, soframızdaki ekmektir" dedi. İşte o an, Londra ve Washington’daki karar vericiler için Musaddık artık "devrilmesi gereken bir engel" haline geldi.

Peki, nasıl oldu da bir halkın oylarıyla seçilmiş lider, birkaç gün içinde ev hapsine mahkûm edildi? Cevabı 2013 yılında CIA’in bizzat itiraf ettiği belgelerde saklı: "Ajax Operasyonu". CIA’in Tahran’daki istasyonu, başına Theodore Roosevelt’in torunu Kermit Roosevelt’i geçirerek adeta bir "kaos mühendisliği" başlattı. Gazetecilere rüşvet verildi, din adamları kışkırtıldı ve Tahran sokakları para karşılığı tutulmuş çetelerle dolduruldu. Demokrasinin beşiği olmakla övünen Batı, Orta Doğu’da filizlenen ilk gerçek demokrasiyi, kendi elleriyle boğdu.

Bu müdahalenin faturası çok ağır oldu. Musaddık devrildiğinde Şah Muhammed Rıza Pehlevi, Batı’nın sadık müttefiki olarak tahtına döndü. Ancak bu dönüş, beraberinde ağır bir baskı dönemini getirdi. CIA desteğiyle kurulan korkunç istihbarat teşkilatı SAVAK, her türlü muhalefeti sustururken aslında 1979 Devrimi’nin barutunu hazırlıyordu. Bugün İran sokaklarında yankılanan "Kahrolsun Amerika" sloganlarının köklerini 1979’da değil, 1953’ün o sıcak ağustos gününde aramalıyız. Profesör Simin Fadaee’nin de belirttiği gibi, 1953 darbesi modern İran siyasetine "bitmek bilmeyen bir öfke" miras bıraktı.

Eğer Musaddık devrilmeseydi bugün nasıl bir Orta Doğu’da yaşıyor olurduk? Belki de radikalizm bu kadar zemin bulamayacak, laik ve demokratik bir İran bölgenin parlayan yıldızı olacaktı. Ancak tarih "keşkelerle" yazılmıyor. Darbe sonrası Şah’ın kurduğu otoriter düzen, sonunda yerini bir başka otoriter yapıya; İslam Cumhuriyeti’ne bıraktı. 1979’daki elçilik baskını ve ardından gelen 444 günlük rehine krizi, aslında 26 yıl önce çalınan iradenin travmatik bir patlamasıydı.

Bugün İran halkı, 2025 verilerine göre yüzde 40’lara varan yoksulluk sınırının altında yaşam mücadelesi verirken, sadece ekonomik yaptırımlarla değil, 70 yıl önce bozulan o siyasi dengenin enkazıyla da boğuşuyor. 1953 darbesi, sadece İran için değil, Küresel Güney için de bir dönüm noktasıydı. ABD, Musaddık’ı devirmeyi bu kadar "kolay" başarmasaydı, belki de sonrasında Guatemala, Kongo ve Şili’de benzer senaryoları izlemeyecektik.

Sonuçta, 28 Mordad bize şunu öğretti: Bir ülkenin kaderine dışarıdan müdahale etmek, kısa vadede "petrol ve strateji" kazandırabilir ama uzun vadede koca bir halkın nefretini ve bitmek bilmeyen bölgesel krizleri doğurur. Musaddık’ın 1967’de ev hapsinde sonlanan hayatı, aslında bir halkın özgürlük arzusunun da ertelenmesiydi.

Sizce bugün İran ile Batı arasındaki bu 'buzdağı', sadece nükleer programla mı ilgili, yoksa 1953'ten kalma o derin kırılmanın bir sonucu mu? Bi düşünün derim.