“MEB Holding” ve “CEO” ibareleri garip gelebilir. Ama olup bitenlere ilişkin resmi belgeleri, raporları okuyunca, bu ibarelerin hiç de garipsenecek bir tarafı olmadığını fark ediyorsunuz. Anlatayım:

Tüm kamuoyunca biliniyor ki MEB’de bakan olarak görünen, bakanlık koltuğunda oturan, bu makama atanmış olan kişi Ziya Selçuk’tur. Ancak zaman içinde de ortaya çıktığı gibi, o gerçek bir bakan değildir. Malumunuzdur ki eski Milli Eğitim Bakanlarından Hüseyin Çelik de görevden ayrılırken, “Bakanlık otomatik pilotta” demişti.

Dolayısıyla resmi sıfatı, zorunlu hallerde attığı imza ve temsil görevi dışında Bakanlığı yönetmiyor Ziya Selçuk. Zaten istese de yönetemeyeceğini, kendisine yönettirmeyeceklerini ve yönetmesi için bu göreve atanmadığını bunca zamanda idrak etmiştir. O yalnızca Bakanlığın görünen yüzüdür. Ve bir kişiye birilerinin “Bakan”, “Bakanım” demesiyle de “Bakan” olunamadığının bariz örneklerinden biri de kendisidir.

Yine biliniyor ki MEB’de kavgalar, tartışmalar, çekişmeler, gruplaşmalar, eğitimin nasıl olması gerektiği üzerine farklı düşüncelerin ve önerilerin çerçevesinde başlayıp gelişmiyor. Keza tüm okullarda eğitimin niteliğini arttıracak, bunun içeriğini bilimsel ve doğru bilgilerle donatacak düşünce ve öneriler temelinde de çıkmıyor. Çünkü MEB bürokrasi açısından bunlar ayrıntıdır. Olsa da olur olmasa da… Peki; neyin başında başlıyor ve çatışmaya dönüşüyor tartışmalar, çekişmeler, gruplaşmalar?

Rant! Rant! Rant! Yalnızca Rant…

Sorunun yanıtı ara başlıkta verildi: Yani sorun rant başında çıkıyor. MEB’deki rant ve dolayısıyla rant kaynaklarına ulaşmanın vesilesi olan koltuk kavgası, son 18 yılda olduğu kadar ayyuka çıkmamıştı. Hatırlayacaksınız! Eylül ayı içerisinde, sosyal medya ve whatsapp grupları üzerinden yaydıkları, suç duyurusu niteliğindeki metinlerle birbirlerine demediklerini bırakmayan (ama şimdilik kulakları malum yerdeki etkili birileri tarafından çekildiği için sessizleşen) MEB içerisindeki organize koltuk ve rant çetelerinin üzerinde anlaştıkları, savundukları ve korumak istedikleri isimlerin başında Ziya Selçuk geliyordu. Her iki grup da birbirlerini Ziya Selçuk’u devirmekle ya da ona darbe yapmakla itham ediyorlar ama her ikisi de ona sahip çıkıyorlardı. Acaba neden? Sorunun yanıtını düşünün bakalım…

Ancak aynı gruplar, geçmiş “Sayıştay Raporları”yla da defalarca gözler önüne serilen rant çarkının fiili unsurlarına toz kondurmuyorlar, bu çarka, bu çarkın işleyişine ilişkin (karşılıklı olarak bazı bakan yardımcılarının adını anmanın dışında) tek kelime etmiyorlardı. Acaba aynı rant çarkının başına, yakın bir gelecekte kendilerinin ya da kendi kontrollerindeki birilerinin gelme ihtimalinden dolayı mı? Yoksa “Bakan” sıfatını taşısa da etliye sütlüye karışmayan/karışamayan Ziya Selçuk’la bu işlerin daha kolay yapılabilir olduğunu düşündükleri ya da bildikleri için mi?

Peki; Milli Eğitim Bakanı sıfatıyla ve en azından resmiyette, Bakanlıktaki her şeyin ve herkesin amiri ve MEB’in en yüksek yöneticisi olması hasebiyle, Ziya Selçuk’un Sayıştay’ca ortaya konulmuş olan, “bütçe ve muhasebe dışı”, “özel hesaplar” üzerinden dönen rant çarkını bilmemesi, öğrenmemesi mümkün mü? Eğer biliyorsa ya da öğrenmişse, bu sürece müdahale etmesi, sorumlular hakkında idari ve adli işlemler başlatması gerekmez mi?1

Bakanlığı, MEB Holding’i Yöneten Kim?

Yanıtı belli sorunun: Eğer, Bakanlığı yöneten, “Bakan değil gören olacağım” ahkâmı kesen, Ziya Selçuk’sa elbette gerekir. Hele hele “etik”, “etik değerler”,  “ahlâk”, “ahlâk telakkisi” sözlerini çok seven, dahası “Eğitimin temeli ahlâk olacak” diyen Ziya Selçuk’un başka türlü davranması beklenebilir mi? Elbette beklenemez! Ve elbette düşünülemez bile!

Gelin görün ki işin aslı da astarı da bu değil. Nedendir bilinmez ama Ziya Selçuk, kendi dönemi içinde bile “Sayıştay Raporu”yla iki kez önüne konulmuş olan “bütçe ve muhasebe dışı”, “özel hesaplar” konusunda idari ya da adli herhangi bir işlem yapmıyor ya da yapamıyor? Acaba hangisi? Yapmıyor olması mı vahim, yapamıyor olması mı?

Bu durumda sormak gerekmiyor mu? Fiiliyatta Bakanlık, yani eğitimden çok bilumum usulsüzlüğün ve rant ilişkisinin döndüğü MEB Holding kim tarafından yönetilmektedir? Malum ya her holdingin bir CEO’su olduğu gibi, acaba MEB Holding’i de fiiliyatta yöneten, ama görünmez bir CEO mu vardır? Eğer varsa, MEB Holding’in, başta Ziya Selçuk olmak üzere, tüm bakan yardımcıları ve genel müdürlerini de yöneten, görünmez CEO’su kimdir? Yani ‘Büyük Patron’un asıl temsilcisi kimdir? Eğer durum buysa, boynuna davul asılmış olan Ziya Selçuk, tokmağı canının istediği gibi kullanan da  ‘Büyük Patron’un asıl temsilcisi olan bu görünmez CEO mudur?

MEB Holding Soruları

Açıkça anlaşılabileceği gibi, eğitimden çok ticari ilişkilerle öne çıktığı için devasa bir holdinge dönüşmüş olan bu kurumu kimin yönetmediği, “Görünen köy kılavuz istemez” denilebilecek kadar ortadadır. Bu durumda MEB’e ilişkin sorulan ve sorulabilecek soruların muhatabı Ziya Selçuk değildir. Zaten o, TBMM’den kendisine “Soru Önergesi”yle yöneltilen sorulara bile cevap vermemiş/verememiştir. Kim bilir ki belki de meçhul CEO’dan bir işaret gelmemiştir daha…

Dolayısıyla şu saatten itibaren, Ziya Selçuk’u muhatap alarak MEB’e, MEB Holding’e ilişkin sorular sormak gereksizdir. Bu işlerin asli muhatabı, meçhul, görünmez CEO’dur artık! Buradan hareketle kısa bir anımsamayla başlayalım:

Biliyorsunuz ki 2019 yılına ilişkin hazırlanan “Milli Eğitim Bakanlığı Sayıştay Düzenlilik Denetim Raporu” açıklandı. Muhtemelen okumuş olmalısınız. Her yıl olduğu gibi, 2019 yılı “Sayıştay Raporu”nda da Milli Eğitim Bakanlığı’na ilişkin bir dizi eksiklik ve usulsüzlük tespitine yer verildi.

Malumunuzdur ki Milli Eğitim Bakanlığı’na ilişkin “Sayıştay Raporları”ndaki bu tür eksiklik ve usulsüzlükler yıllar içinde alışkanlıklara dönüşüp kanıksanarak vaka-i adiye haline gelmiştir. Ki bu Türkiye’deki tüm eğitimi düzenlemek ve içeriğini belirlemek gibi bir iddiası, görevi, yetkisi olan MEB gibi bir kurumun düştüğü / düşürüldüğü hali göstermesi açısından çok vahimdir. Ne var ki bunlardan çok daha vahimi de 2019 “Sayıştay Raporu”nda yer alan şu tespittir:

“Bakanlık bütçesi ile ilişkilendirilmeksizin bankalarda açılan özel hesaplarda yönetilen, çeşitli kaynaklardan elde edilen gelirler ile bu gelirlerden yapılan harcamalar bulunmaktadır. Bu hesapların sayısına, türlerine ve büyüklüklerine ilişkin veri bulunmamaktadır.”

“Sayıştay Raporu”ndaki bu iki cümlelik tespitin, tek başına son cümlesi bile savcıları göreve çağırmak ve savcılıklara suç duyurusunda bulunmak için yeterlidir.

Buradan hareketle sormak gerek;

1-    “Sayıştay Raporu”nda yer alan ve sayısı, türleri, büyüklükleri bilinmeyen “özel hesaplar”ın bulunması ve sorumlularının tespit edilip yargılanması için savcılıklara suç duyurusunda bulundunuz mu? Bunlar hakkında idari soruşturma başlatmaları için bakan dahil olmak üzere yetkililere herhangi bir talimat verdiniz mi? Yoksa “Başlarım Sayıştay’ına da Sayıştay Raporuna da… Siz işleri yine eskisi gibi yürütün! Aslan payımı da kenara koymayı sakın unutmayın!” mı, dediniz?

2-    Eğer idari olarak herhangi bir soruşturma başlatmadıysanız ya da adli olarak savcılıklara herhangi bir suç duyurusunda bulunmadıysanız; bunun nedeni,  MEB Holding’deki her şey gibi, bu“özel hesaplar”ın da sizin bilginiz, denetiminiz, kontrolünüz ve tasarrufunuz altında olması mıdır?

3-    Eğer öyleyse, yani bu sayısı, türü ve büyüklükleri hakkında “veri bulunmamaktadır” denilen “özel hesaplar”, bir CEO olmanız hasebiyle, meçhul paydaş olarak ve sizden başlayarak hiyerarşik bir sıra içinde resmi olarak açılmış ve üzerinde tasarrufta bulunulmuşsa, bu durumda, neden Sayıştay denetimi sırasında bunlara ilişkin herhangi bir belge sunulmamıştır? Yoksa “Sayıştay ne sayarsa saysın! Haydi tay tay!” mı dediniz?

4-    Acaba,  sayısı, türü ve büyüklüğü bilinmeyen “özel hesaplar” hakkında herhangi bir bilgi, bulgu, “veri bulunmamaktadır” denilmesinin nedeni, bu “özel hesaplar”ın, kelimenin asli anlamında, kurum içinde ya da dışında “özel kişi ya da kişiler” adına açılması, bu “özel kişi ya da kişiler”in tasarrufuna bırakılmış olması mıdır? Eğer hal buysa, adlarına “özel hesap”lar açılan bu kişiler içinde kimler vardır? Adlarına “özel hesap” açılan bu “özel kişi ya da kişiler”den kaçı yetkili, kaçı yetkisiz MEB Holding personelidir? Dahası adlarına “özel hesap” açılan bu “özel kişi ya da kişiler”den kaçı MEB personeli değildir? Örneğin; bunların içinde MEB Holding’de çalışan ya da çalışmayan herhangi bir kadın var mıdır? Varsa sayıları, sıfatları, MEB Holding yetkilileriyle yakınlıkları nedir?

5-    “Sayıştay Raporu”nda belirtilen, sayısı, türü ve büyüklükleri hakkında “veri bulunmamaktadır” denilen “özel hesaplar”, doğrudan ya da dolaylı olarak MEB Holding’in hangi yetkilileri tarafından açılmıştır?

6-    Avrupa Birliği fonlarından hibe olarak aktarılan ve Euro cinsinden olup milyarlarla ifade edilen bu paralar, Merkez Bankası’nın muhabir bankası olan Ziraat Bankası’nda açılan hesaplara yatırılması gerekirken, neden başka bankalarda açılan “özel hesap”larda vadeli olarak tutulmaktadır? Bu döviz cinsinden vadeli “özel hesap”lardaki paraların faizleri, adlarına “özel hesap”lar açılmış olan kişiler tarafından mı kullanılmaktadır? Yoksa MEB Holding’deki her şeyden ve herkesten sorumlu, meçhul CEO olarak “Aslan payı benimdir. Geriye kalan ötekilerindir” mi diyorsunuz?

Yakında yeni bilgiler ışığında, yeni sorularda buluşuncaya dek, hoşça kal “Meçhul CEO”… Ama cevapları da hazır et! Kaytarma sakın…

* Ankara Üniversitesi, DTCF Felsefe Bölümü mezunu ve “Arzu Okulu”, “Aşk Mavidir Öğretmenim”, “Lağımpaşalı”, “Öğretmen Düzenin Duvarındaki Tuğla”, “Edebiyat Nedir Ki…”, “Allah dedi Üstad-ı Azam” kitaplarının yazarı. Felsefenin Işığında / Felsefece; http://atalaygirgin.blogspot.com

1 Burada haksızlık yapmayalım: Ziya Selçuk, bakanlık görevine atanmasından kısa bir süre sonra, yani kendisinin “Bakan” olduğu yanılsamasını yaşadığı cicim aylarında, bilerek ya da bilmeyerek, bu rant çarkına çomak sokacak bir adım attı ya da bu konuda bir talimat verdi. Aylardan Ekimdi. Ancak bu adımın da talimatın da akıbeti hala belirsizdir. Bu talimat sonrası resmiyete dökülen işlemlerin de eğer başlatılabildiyse akıbeti meçhuldür. Dahası rant çarkı benzer yöntemlerle ve artarak devam ediyor olmasına rağmen, bu adımı ve talimatı izleyen yeni adımlar ve talimatlar, en azından bu konuda gelmemiş olmalı ki resmiyete yansımadı. Çark da dönmeye devam ediyor hâlâ… İnsan sormadan edemiyor: Acaba Ziya Selçuk da bu rant çarkına dâhil mi oldu? Sorumlular hakkındaki soruşturma talimatının arkası bundan dolayı mı gelmedi? Bütçe ve muhasebe dışı “özel hesap”ların açılması bundan dolayı mı artarak devam etti?  Şimdilik dipnotta kalsa da bunu başka bir yazıda ele alacağım.