15 Kasım 2013

Erdoğan cemaate neden rest çekti?

SGK'nın ''gözlerden kaçan'' son duyurusu cemaatin para kaynağını kesmeye yönelik ciddi bir hamle...Erdoğan'ın hedeflerinden biri ise dini lider olmak...
+ A -

Paylaş

AKP ile Fethullah Gülen Hareketi arasında kıyılan ''zoraki nikah''ta sona geliniyor. Dershanelerin kapatılması üzerinden başlayan ve artık gizlenemeyen kavga, tarafların karşılıklı restleşmesiyle sürüyor.

AKP ile Cemaat arasında patlak veren kavga,  Türk medyasında ilk kez bu köşede yer almıştı. Medyada hiç kimsenin konuşmaya dahi cesaret edemediği kavganın boyutlarını 2011 yılının ortalarında tüm boyutlarıyla köşeme taşımış, katıldığım TV ve radyo programlarında da anlatmıştım. AKP ile Cemaat arasında yaşanan "iktidar kavgası''nı anlattığım günlerde, AKP de Cemaat de söylediklerimi yalanlamıştı. Zaman Gazetesi beni "fitnecilik'' , AKP'nin sesi Akif Beki ise "meczup olmak''la suçlamıştı. Kavganın su yüzüne çıkmaya başladığını anlattığım yazımda, "Erdoğan, 2010 yılındaki referandumda yüzde 58 oranında oy aldığı için, artık hiçbir ittifaka ihtiyaç duymuyor'' tespitini yapmıştım.

Geride kalan zaman bizi doğruladı. Erdoğan, cemaatin bürokrasideki kadrolarının bir kısmını zamanla tasfiye etti, etkisizleştirdi. Bir kısmını ise yanına çekerek, cemaatin altını boşalttı. İktidarın nimetlerinden yararlanmaya başlayan cemaatin birçok kadrosu, Fethullah Gülen yerine Erdoğan'a biat etmeye başladı. Cemaat bu yüzden, Erdoğan'a yüksek perdeden yanıt veremedi. Çünkü; cemaatin tabanı da AKP'nin yarattığı ''ekonomik kaynaklar''dan sonuna kadar faydalanmaya başlamıştı. Cemaat bu gerçeği bildiği için, AKP'ye açık bir tavır alamadı. Zira; AKP'yle girişilecek bir kavgada, tabanı ellerinde tutamayacaklarını gördüler.

Cemaat ile AKP arasında başlayan ''iktidarı bölüşememe'' kavgası, 2013 yılının mayıs ayında birkez daha patlak verdi. Türkiye'den ABD'ye götürülen sekiz gazeteci, Fethullah Gülen'le yaklaşık üç saat boyunca görüştü. Ancak bu sekiz gazeteci, Gülen'in Başbakan Erdoğan için kullandığı hiçbir ifadeyi köşelerine taşımadı, taşıyamadı! Gülen, sekiz gazeteciyle yaptığı sohbette, Başbakan Erdoğan için "Otoriter, diktatör'' demiş, Erdoğan'ın "güç zehirlenmesi yaşadığı''nı söylemişti.

Sekiz gazetecinin okurlarından sakladığı bu bilgiler, yine bu köşede sansürsüz bir şekilde yer aldı. Fethullah Gülen Hareketi'nin kurumları, köşemizde yer alan ifadelerin hiçbirini yalanlamadı. Ve daha ilginci yalanlamama kararı aldı. O görüşmede, hatırlanacağı üzere Mehmet Altan da yer almış ve Gülen'e "AKP ancak İstanbul'dan yıkılır. Yerel seçimlerde AKP kaybederse otoriter yönetimin sonu gelir'' demişti.

Çok fazla uzatmaya gerek yok:

AKP ile Cemaat arasında ''iktidarı bölüşememe'' üzerinden başlayan kavga, hayatın tüm alanlarında sürüyor. AKP iktidarı ve Başbakan Erdoğan, cemaatin var eden tüm kurumları yok etmeye kararlı gibi görünüyor. Bunun bir ayağının dershaneler olduğu görülüyor. Erdoğan'ın cemaatin insan kaynağı haline gelen dershanelere yönelik operasyonu uzun bir süredir devam ediyor. Hatırlarsanız, yine bu köşede, 4+4+4 adlı yeni sistemin hedeflerinden birinin sadece laik kesim değil, cemaatler de olduğunu söylemiştim.

Erdoğan, 4+4+4 adlı sistemle, ''dini eğitim''i devlet okullarının bünyesine katarak, cemaatin insan kaynağını kendi denetiminde tutmayı hedeflemişti. Buna paralel olarak ise TOKİ'ye "öğrenci yurdu yapması'' talimatı vermişti. 2011 yılının başından beri, Türkiye'nin dört bir yanında onlarca öğrenci yurdu yapıldı. Erdoğan, cemaatin beslendiği en önemli kaynaklardan biri olan öğrenci evlerini de devletin bünyesine katmak, daha doğrusu kendi kontrolüne sokmayı istiyordu.

Erdoğan, bu projesinde kısmen başarılı da oldu. Birçok öğrenci, Gülen Hareketi'nin yurtları yerine AKP kontrolündeki devlet yurtlarında kalmaya başladı. Bugün yaşanan "öğrenci evi'' tartışmasının sebeplerinden biri de budur. Erdoğan, yasal düzenleme yaparak, öğrencilerin cemaat evlerinde kalabilmesinin önüne geçmek istiyor. Zira; Erdoğan, cemaatin en önemli insan kaynağının öğrenci evleri ve dershaneler olduğunu biliyor. Türkiye'yi tek başına yönetmek ve gücünü hiçbir odakla paylaşmak istemeyen Erdoğan, bu yüzden Gülen Hareketi'nin tüm nefes borularını tıkamak istiyor. Bu operasyonda en önemli ayak olarak ise istihbarat teşkilatı kullanılıyor. Hakan Fidan'ı ''Başbakan olma hayali''yle motive eden Erdoğan, Fidan'ın cemaate ilişkin ataklarının tümüne tam destek veriyor.

Erdoğan'ın Gül - Arınç - Cemaat üçlüsüne karşı verdiği mücadele, sadece dershaneler üzerinden değil, başka alanlarda da sürüyor. 2011 seçimlerinde cemaate yakın sadece dört ismi milletvekili yapan Erdoğan, artık bu üçlünün hiçbir isteğini gerçekleştirmiyor. Öyle ki; TRT'den sorumlu olan Arınç, uzun süredir bu kuruma hiç kimseyi atayamıyor. Erdoğan, Arınç'ın hiçbir atama kararını imzalamıyor.

Erdoğan ile Gülen arasında patlak veren ''iktidarı bölüşememe'' kavgasının son ayağı ise hastanelerde sürüyor.

Nasıl mı?

Bilindiği üzere, cemaatin en önemli finans kaynaklarından birini dershanelerin yanı sıra, hastaneler oluşturuyor. Cemaat, dershanelerden hem insan kazanıyor hem de para... Hastanaler ise daha çok para kaynağı yaratmaya hizmet ediyor. Türkiye'nin dört bir yanında, cemaatin yüzlerce hastanesi ve tıp merkezi bulunuyor.

Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) cemaatin en önemli kaynaklarından biri olan hastanelere yönelik, önemli bir duyuru yayınladı kurban bayramından birgün önce... Cuma günü saat 17.43'te yayınlanan duyuruya  göre, SGK artık vakıf üniversitelerinin hastane haricindeki tıp merkezlerine giden hastaların parasını ödemeyecek...

Bu şu demek:

Örneğin, bir hasta cemaate yakın bir vakıf üniversitesinin hastane bünyesi dışındaki ''Tıp Merkezi''ne gittiğinde, SGK  hasta başına en az 60 TL ödüyordu. Son genelgeyle birlikte, bu para artık ödenmeyecek. Yani; SGK genelgesine göre, hiçbir hasta Tıp Merkezi'ne SGK katkısıyla gidemeyecek.

Duyurunun yansımaları üzerine sohbet ettiğim bir hastane sahibi, "Bu duyuru, çoğunluğu cemaate ait olan tıp merkezlerini vuracak. Hastalar artık tıp merkezlerine gidemeyecek. Cemaate yakın isimlerin para kaybı bir yıl içinde milyar dolara yakın olacak'' dedi.

Görüldüğü üzere, Başbakan Erdoğan'ın iktidarını hiçbir şekilde bölüşmek istemediği cemaate karşı yaptığı hamleler birçok alanda sürüyor. AKP ile cemaat arasındaki kavga, özellikle 7 Şubat MİT krizinin ardından daha da sertleşiyor. Hakan Fidan, 7 Şubat krizinin ardından görüştüğü cemaatin temsilcilerine "Bu operasyonla benim Başbakan olmamızı engellediniz'' diyor. Fidan'ın, 7 Şubat krizinin ardındaki gücün cemaat olduğuna Başbakan'ı ikna ettiği de biliniyor. Fidan ve Erdoğan, bu bağlamda cemaate karşı kader birliği yapıyor ve tüm operasyon kararları ikili tarafından alınıyor. AKP ve Cemaat arasındaki restleşme ve sertleşme hayatın tüm alanlarına yansıyor.

Bu sertleşme, iddialara göre Obama ile Erdoğan'ın son görüşmesinde de ele alındı. AKP'ye yakın kaynaklar, Obama'nın Erdoğan'a cemaate yönelik tutumundan vazgeçmesini istediğini söylüyor. İddialara göre, Obama "Sizin aranızdaki gerilim, bizim Ortadoğu'daki politikamızı uygulamamıza engel oluyor'' diyor.  Başbakan Erdoğan ise cemaatin "paralel devlet'' oluşturduğunu ve buna izin vermeyeceğini dile getiriyor.

Erdoğan'ın cemaati ve onu destekleyen Arınç - Gül ve iş dünyası ile uluslararası uzantılarının bir kısmına yönelik verdiği mesaj ise kavganın sebeplerini daha iyi anlamamıı sağlıyor:

Başbakan, uluslararası destekli Gül, Arınç ve cemaatin "Erdoğan'sız AKP, Erdoğan'sız Türkiye projesi''nin ayaklarını oluşturduğunu biliyor. Kendisinden hiçbir koşulda vazgeçilemeyeceğini göstermek isteyen Erdoğan, "Türkiye'yi bensiz yönetme hesapları içine girerseniz, bunun altında kalırsınız. Giderken hepinizi de beraberimde götürürüm'' diyor. Gül'ün bir süre ortamı gözlemlemesi ve AKP tabanına yönelik mesajlar vermesi bekleniyor. Zira Gül de önümzedki süreçte, AKP tabanı üzerinden siyaset yapmayı planlıyor. Gül bu yüzden, cemaatle olan ilişkisini daha sınırlı bir hale getirebilir. Zira; cemaatin oy verecek insan sayısı, AKP tabanının yanında ''devede kulak'' kalıyor.

Bu bağlamda, Erdoğan'ın Gülen Hareketi'ne yönelik sert adımlarının ve tasfiye girişimlerinin sadece "siyasi" sebeplerle açıklanamayacağını da söylemek gerekiyor. Biliniyor ki; Erdoğan aslında Fethullah Gülen'e çok öykünüyor. Erdoğan, aslında Fethullah Gülen gibi bir dini lider olmak ve tarihe bu şekilde geçmek istiyor. ''Başbakanlık'' makamının geçici olduğunu bilen ve birgün tarihin tozlu raflarında unutulacağını düşünen Erdoğan, bu yüzden Fethullah Gülen'in tahtına oturmak istiyor. Başbakan Erdoğan, Gülen'in insan ve para kaynağını tükettiği, cemaati nefes alamayacak hale getirdiği taktirde, dini liderlik yolunun açılacağını hesap ediyor.

Kavgaya bir de bu pencereden bakmak gerekiyor...