Katmerli vergiler ve saklı faiz

Asgari ücret hikâyesiyle halkı uyuşturan bir yönetim tarzından halk yararına fazla bir şey beklemek saflık olur.

Devlet ya da onu idare eden hükümetin harcamaları belirli bir düzen ve planlama ile gerçekleşir... En azından öyle olması gerekir. Harcamanın kaynağını temel olarak iki ana grup belirler. İlki vergi gelirleri, ikincisi ise bizzat devletin üretim ve hizmetlerinin piyasadaki işlerliği sonucunda elde edilen kazanımlar…

Vergi gelirleri tüm ekonomilerde ana gelir kaynağını oluştururken bunun toplam içindeki payı yine ülkelerin ekonomi sistemine göre değişir. Planlı ekonomilerde doğal olarak devletin vergi dışı gelirleri de önemli bir pay alır.

Gelelim bizim milli ekonomimize yani Türkiye Ekonomi Modeli (TEM) adıyla zorla benimsetilmeye çalışılan ve adeta dayatılan akıldışı gelir kaynağı uygulamalarına…

Burada bir vergi terimine ve onun boyutuna hiç değinilmiyor. Harcamanın düzeni ve halkın tasarruflarından söz bile edilmiyor. Hanehalkı gelirinin artan kısmı olan tasarrufların kur korumalı mevduata aktarılması ile ona ödenen saklı faizlerin yönetim şekli tüm vurguyu oluşturuyor… Diğer anlamıyla, varsa yoksa halkın cebindeki gelirinden nasıl daha fazla alırım düşüncesi günümüz modelinin çatısını oluşturuyor.

Halbuki yapılması gereken tam tersi böyle durumlarda…

Her şeye muhtaç, ekonomik krizin sürekli bir hal aldığı ve orta gelir tuzağından daha da fakirleşerek çıkan bir ekonomide esas olan hane halkının cebinden para almak değil aksine ona çok gelir yaratmaktır. Olmazsa da halkın kendine yarattığı gelire göz dikmemektir.

EK BÜTÇE Mİ TAM BÜTÇE Mİ?

Kendisi üretim yapmayan ve gelirlerini sadece vergiye bağlayan ekonomimizde modeli hem de Türkiye adıyla sunmanın dayanılmaz hafifliği yaşanıyor adeta.

Devletin sunduğu hizmetlere yıllık yüzde 122 zam yapan, ihracattaki artış ile övünürken aynı zamanda döviz gereksinimi için küçücük ülkelere bile avuç açan, dış ticaret açığının rekor bir düzeye çıktığı bir durumda bile avuç azıcık aldığı dövizi arka kapıdan satarak kur yönetimi yapan bir uygulamayı TEM olarak sunmanın sahte gururunu yaşıyor bizim karar vericiler.

Bunu yaparken de görevli uygulayıcılar sürece bağlılıklarına ve bunun başarıya ulaşmasına yürekten inanmışlık rolü yapıyorlar.

İşte tam da bu değil mi esas sorunumuz?

Milli duygulara endekslenmiş bir çatı altında milletin cüzdanına el uzatmanın diğer bir resmini çiziyor değerli kararcılarımız. Bu kapsamı ile gerçekten de başarı hikâyesi yaşatıyor Türkiye Ekonomi Modeli…

Ortalama bir ailenin sahip olması gereken en basit bir araçtan bile yüzde 80 özel tüketim vergisinin alındığı, tüm basit harcamaların da katmerli vergilere tabi olduğu bir ekonomide büyük bedeller ödenmeden ve çok özveriler verilmeden burnumuzun kirli alanlardan çıkmasını beklememek gerekir.

Asgari ücret hikâyesiyle halkı uyuşturan bir yönetim tarzından halk yararına fazla bir şey beklemek saflık olur.