Tablo gibi sofralar

BİR LEZZET MASALI

Tablo gibi sofralar - Resim : 1

Masalsı lezzetleri ve inanılmaz bir derinliğe sahip mutfağı ile Gaziantep gönlümde hep ayrıcalıklı bir yere sahip olmuştur. İki hafta önce Gastro Antep için gerçekleştirdiğim seyahatimde de, kalbimdeki bu yeri pekiştiren ve bana boyut atlatan bir adresi ziyaret etme şansım oldu.

Tablo gibi sofralar - Resim : 2

Son bir yıldır adını sıklıkla duyduğum Omaç, Şerbetçi ailesinin sahip olduğu eski bir Gaziantep evinin aslına uygun olarak yenilenmesi ve uzun bir hazırlık dönemi sonrasında 11 ay önce açılmış. İnsanı etkileyen bir hikayesi var. Evin dış kapısı sürekli kapalı tutuluyor. İçeri girmek için zili çalmak durumundasınız. Omaç’ın yaratıcısı Murat Şerbetçi bu ritüelin duygusal bir boyutu olduğunu anlattı. Dedeleri uzun yıllar savaştıktan sonra bu eve geri dönüyor. Kapıyı çaldığı esnada annesinin adını unuttuğu için ağlamaya başlıyor. Onlarda hem dedelerinin hatırasını yaşatmak, hem de her gelen kişiyi evlerine gelen misafir olarak gördüklerini anlatmak için bu ritüeli uygulamaya başlamışlar. İnsanı daha içeri girmeden etkileyen bu ritüel aslında yaşayacağınız özel lezzet deneyiminin de habercisi.

Tablo gibi sofralar - Resim : 3

Omaç’ın menüsünde evin sahibesi olan babaannelerinin pişirmediği hiçbir yemek bulunmuyor. Menünün tamamı geleneksel Gaziantep mutfağının evlerde yapılan ve unutulmaya yüz tutan yemeklerinden oluşuyor. Mutfağın başında Murat Bey’in kız kardeşi Ayşe Esra Şerbetçi var. Esra hanımın ilk adı, yemekleri ve elinin lezzeti ile tanınan evin sahibesi babaannelerinin adı olan Ayşe. Murat ve Esra Şerbetçi yüz yıl önce babaanneleri Ayşe Hanım ile başlayan lezzet hikayesini, bugün torun Ayşe ile sürdürme kararı alarak Omaç’ı pandemi döneminden hemen sonra hayata geçirmiş. Şef Esra Şerbetçi başta rahmetli babaannesi olmak üzere aile büyüklerinin reçeteleriyle hazırladığı yemeklere küçük dokunuşlar yaptığını ama aslını bozmadığını söylüyor.

Tablo gibi sofralar - Resim : 4

Tadıma mekana adını veren “Omaç” ile başladık. Esra Hanım bir yokluk yemeği olan Omaç’ı anlatırken markanın da hikayesini paylaştı. Omaç şehir kuşatma altındayken evlerde malzeme kalmayınca komşuların ellerindeki malzemeleri birleştirerek çocuklarına yedirdiği bir yemek. Hikayesi çok kıymetli.  Omaç kendisinin en güzel yaptığı yemeklerden biri. Markanın hikayesi de, Murat Şerbetçi’nin kuruluş aşamasında kendisine buranın ismi “OMAÇ” olsun, hem Antep savunmasını anımsatıyor, hem de senin en güzel yemeğin bizim de markamız olsun demesiyle başlıyor.

Tablo gibi sofralar - Resim : 5

Omaç’ın ardından Gaziantep’in simge lezzetlerinden “Yuvalama” masamızdaki yerini aldı. Bugüne kadar yediklerim içerisinde tartışmasız benim damağıma en uygun olandı. Sonrasında Esra Şef ve ekibi masamızı rengarenk ve damağımızı şenlendiren lezzetlerle donattı. “Baharatlı Lor”a ayrı bir parantez açmak istiyor ve Omaç’a gelindiğinde mutlaka denenmesi gereken lezzetler listesinin başına yazılmalı diyorum. Tabii ki içli köfte, vişneli sarma, dolma çeşitleri, tarhana eritmesi, alinazik ve ekşili akıtmalı da kesinlikle listede yer almalı. Beni benden alan “Alinazik” damağımda fırtına kopardı. Çünkü herkesin alışık olduğu kebapçı işi değildi. Antep evlerinde yapıldığı şekli ile hazırlanıp  sunulmuştu. Esra Şef ve genç ekibini tüm kalbimle tebrik ediyorum.

Tablo gibi sofralar - Resim : 6

Omaç’a geldiğinizde yemek tercihinizi yaparken mutlaka tatlıya yer ayırın. Tabii ki her yerde bulabileceğiniz katmeri burada da deneyebilirsiniz ama mevsimsel olarak değişen menüde yer alan geleneksel tatlıları denemeden hesabı ödemeyin. Bu ziyaretimde ben  kuymak, bastık, sütlü aşure, zerde sütlaç ve haytalyayı denedim. Esra Şefin imza tatlısı olan “Haytalya” oldukça hafif, ferahlatıcı ve mevsime çok uygundu. “Zerde Sütlaç” şehirde yiyebileceğiniz diğer örneklerden farklı olarak safran yerine fıstık ile yapılmıştı ve bence çok dengeliydi. Bu güzel tatlıların üzerine bol köpüklü bir kahve söyleyerek yaşadığınız deneyimin ve buram buram tarih kokan ortamın keyfini bir masal kahramanı edasıyla çıkarmalısınız. Çünkü Omaç’a geldiğinizde ambiyansı, tarihi dokusu, dekorasyonu ve lezzetleriyle kendinizi bir masalın içindeki kahraman gibi görüyorsunuz. Gaziantep’e gittiğinizde bu deneyimden kendinizi ve sevdiklerinizi mahrum bırakmamanızı öneriyorum.

***

GASTRONOMİNİN KALBİ ANTALYA’DA ATTI

Tablo gibi sofralar - Resim : 7

Antalya Büyükşehir Belediyesi’nin ev sahipliğinde yerel gıdaya sahip çıkmak amacıyla, “Sürdürülebilirlik, Biyoçeşitlilik & Yerel Ürünlerin Desteklenmesi” temasıyla düzenlenen 1. Uluslararası Food Fest Antalya dünyadan ve Türkiye’den birbirinden ünlü şefler, gurmeler, gastronomi ve turizm yazarları, sektörün farklı alanlarındaki profesyonelleri, yeme içme sektöründeki işletmecileri bir araya getirdi.

 

Tablo gibi sofralar - Resim : 8

Temiz tarımdan sürdürülebilir gastronomiye, yerel mutfaklardan biyoçeşitliliğe, baharat madenciliğinden turizm gastronomisine pek çok farklı içerikteki panel ve söyleşiler festivale katılanlar tarafından ilgiyle takip edildi. Festival süresince dünyaca ünlü Michelin yıldızlı şeflerin ve ülkemizin önde gelen şeflerinin katıldığı workshoplar ziyaretçilere farklı deneyimler yaşattı.

Tablo gibi sofralar - Resim : 9

Türkiye turizminin göz bebeği ve başkenti Antalya’nın dünya turizminde sahip olduğu ayrıcalıklı konuma değer katmayı hedefleyen festivalin içeriği ile fark yarattığını söyleyebilirim. Bu bakış açısı ile önümüzdeki yıllarda Antalya’nın dünyada sadece güneşi, kumu ve denizi ile değil dünya turzim destinasyonları arasında gastronomisiyle de öne çıkacağını belirtmek istiyorum. Tabii ki bunu sadece festival yapmamız mümkün olmayacak. Moderatörlüğünü üstlendiğim panelde de Antalyalı şeflerle bu konuyu konuştuk ve Antalya’nın yerel ürünlerinin otel menülerinde yer almasıyla yaratılacak müşteri deneyiminin pazarlamada önemli avantajlar sağlayacağına vurgu yaptık.

Tablo gibi sofralar - Resim : 10

Food Fest Antalya’ya katkı sağlayan başta Büyükşehir Belediye Başkanı Muhittin Böcek ve Sözen Group CEO’su Gökmen Sözen olmak üzere bu ayrıcalıklı organizasyona emeği geçen herkesi can-ı gönülden alkışlıyorum.

***

7 GÜNE 7 ÖNERİ

Hafta sonuna lezzet ve keyif katmak isteyenler, cumartesi akşamı için Antalya’nın lezzet klasiklerinden Zaruri Restaurant’ı keyifli ortamı ve leziz menüsüyle tercih edebilirler.

Pazar gününüze lezzet katmak için, 1981 yılından beri en kaliteli deniz mahsulleriyle İzmir’de hizmet veren Deniz Restaurant’da özel bir deneyim yaşayabilirsiniz.

Yeni haftaya keyifli bir başlangıç yapmak isteyenler için 1973 yılından beri Rize Çayeli’nde hizmet veren Lale Lokantası’nın leziz alternatifleriyle iyi bir seçenek olacağını düşünüyorum.

Salı günü için Gaziantep’te uzun yıllardır hizmet veren İmam Çağdaş leziz kebap çeşitleriyle biçilmiş kaftan.

Çarşamba gününe özel önerim her zaman olduğu gibi kahve severler için. Bu hafta rotanızı Antakya’ya çevirin ve 1913’ten beri kurulduğu taş binada hizmet evren Affan Kahvesi’nin büyülü atmosferinde sunulan cam bardaktaki “Süvari” kahvesi ile kendinizi şımartın.

Perşembe günü 1964’den beri Bursa’da lezzet severlerin değişmez adresi olan Uludağ Kebapçısı Cemal ve Cemil Usta’yı enfes “Bursa Kebabı” için tercih edebilirsiniz.

Cuma akşamı haftanın yorgunluğunu keyifli bir ortamda atmak isteyenlere, Suadiye’de yeni açılan Verdura Restaurant’ı öneriyorum.

Haftaya görüşmek