Prof.Dr. Rüstem ERKAN - Dicle Üniversitesi Sosyoloji Bölümü

Dünyanın ve Türkiye’nin gündemini uzun süredir haklı olarak pandemi oluşturmaktadır. Pandemiden sonra hem “hiçbir şey eskisi gibi olmayacak” gibi iddialı sözler söylenirken hem de henüz pandemi bitmeden her şeyin eskisi gibi devam etmesi için büyük çaba harcandığı görülmektedir. Türkiye’de de tartışmalara ve uygulanan politikalar baktığımızda mevcut paradigmanın dışına çıkılmaması için bilinçli bir propaganda ve siyaset algısı oluşturulduğu açıkça görülmektedir. Uzun süre ülkeleri yöneten iktidarların ortak özelliği değişime direnç göstermesidir. Bu yüzden değişimi çağrıştıran her farklı bakış açısı anında çeşitli yollarla değersizleştirilmektedir. Oysa bundan sonra dünyada ve Türkiye’de siyasetin temel dinamiğini değişim belirleyecek ve değişim sözcüğü büyülü bir kavrama dönüşecektir. Yeni siyaset tarzlarından ve politikalarından bu denli korkulması da bundan kaynaklanmaktadır.

 Tarih boyunca dünyada ve Türkiye’de değişime karşı güçlü direnç gösteren yapı ve kurumlar olmuştur. Fakat yine tarihsel süreçte baktığımızda hiçbir direncin değişimi engelleyemediği ve halkın da her zaman değişimden yana tavır aldığını görmekteyiz.

    Bu konjonktürde 37.Olağan Kurultayı’nı yakın zamanda yapacak olan CHP, Türkiye’de önemli her toplumsal sorunla ilgili iddialı bir değişim politikası ortaya koyabilirse muhalefetteki son kurultayını yapmış olabilir.

Bilindiği gibi Türkiye’nin önemli sorunlarından biri Kürt sorunudur. Bu sorun 1990’ların başlarından beri Türkiye’de seçim sonuçlarını belirleyen temel faktörlerden biri olmuştur. Şüphesiz bundan sonra da seçimlerin ve siyaset sosyolojisinin temel dinamiği olacaktır. Bunun işaretlerini yeni kurulan siyasal partilerin söylem ve politikalarından da görmekteyiz. Örneğin yeni kurulan bu partilerden birini (Deva Partisi) desteklediği bilinen 11. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül,17-02-2020 tarihinde Karar Gazetesi yazarlarına yıllar sonra verdiği ilk röportajında gündemdeki konularla ilgili açıklamalarda bulunurken Kürt sorunu üzerine de önemli açıklamalar yapmıştır. Fakat bu konudaki görüşleri gündemin diğer sıcak konularının gölgesinde kalmıştır. Abdullah Gül’ün, Kürt Sorunu konusunda önemli tespiti şöyledir:  “Bu meseleye her yönüyle bakacaksınız. Kendi içerimizde bu meseleyi hallettiğimiz takdirde, hem kendi ülkemizi hem bölgeyi sağlamlaştırırız. Ama kendi ülkemizde bu meseleyi halledemezsek, meselenin kendi ülkemizde kalmayıp bölgesel ve uluslararası boyutlara ulaşmasından korkarım.”

  Abdullah Gül’ün bu açıklamaları Türkiye’nin bu sorunu uzun süre daha tartışacağını göstermektedir. Seçim süreci yaklaştıkça da bu tartışmalar giderek artacaktır. Türkiye’nin geleceğinde söz sahibi olmak isteyen liderlerin ya da partilerin Kürt Sorunu konusunda yaklaşımları ve çözüm önerilerinin önemli olacağı şimdiden görülmektedir. Mithat Sancar’ın HDP eş genel başkanlığına seçilmesinin de bu konuda yeni bir demokratik tartışma ortamı yaratabileceği söylenebilir.

  En azından yeni tartışmalara zemin olabilmesi için 10 maddede Kürt Sorunu’nu kısaca şu şekilde özetleyebiliriz:

SORU 1: Türkiye'de Kürt Sorunu Cumhuriyet ve ulus devletle birlikte mi ortaya çıkmıştır?

CEVAP: Özellikle son zamanlarda, Türkiye'de Kürt Sorununun Cumhuriyetle birlikte ortaya çıktığı yönünde yaygın bir tartışma zemini bulunmaktadır. Cumhuriyet dönemindeki bazı uygulamalar bu sorunun derinleşmesi ve kronikleşmesine neden olmakla birlikte sorunun kökeni Cumhuriyet öncesi döneme dayanmaktadır. Çünkü Kürt isyanlarının tarihine baktığımızda Cumhuriyet öncesi dönemde birçok Kürt isyanı görülmektedir. Örneğin 1806'da Abdurrahman Paşa isyanı, 1818'de Bilbasların ayaklanması, 1832-1839 yılları arasında Ravanduzlu Mir Muhammed isyanı, 1843-1846 yılları arasında Bedirhan Bey isyanı, 1853-1855 yılları arasında Yezdan Şer isyanı, 1880'de Nehri Şeyhi Übeydullah isyanı gibi birçok isyan ve ayaklanma görülmektedir. Bu isyan ve ayaklanmaların bölge ve nitelikleri birbirinden farklı olmakla birlikte hepsinde belli ölçüde temel dinamiğin Kürt milliyetçiliği olduğu görülmektedir. Cumhuriyet öncesinde bu silahlı Kürt isyanları dışında siyasal Kürt örgütlenmeleri de bulunmaktadır. 1898'de Kahire'de Kürtçe-Türkçe yayınlanan Kürdistan Gazetesi, 1908'de Şeyh Abdulkadir tarafından yayınlanan Hetav-i Kurd (Kürt Güneşi) Gazetesi, 1910'da kurulan Heviya Kurd (Kürt Umudu) adlı derneğin yayınladığı Roj-i Kurd (Kürt Günü) isimli aylık dergi gibi Kürt yayın organları bulunmaktadır. Bu yayınlar dışında Mondros Mütarekesi sonrası Kürt örgütlenmeleri de görülmektedir. Örneğin Kahire'de bir Kürt bağımsızlık komitesi kurulmuştur. İstanbul'da Kürt Teali Cemiyeti, Kürt Millet Fırkası ve Kürt Teşkilat-ı İçtimaiye Cemiyeti kurulmuştur.

            Görüldüğü gibi Kürt isyanları ve Kürt siyasal örgütlenmesi Cumhuriyet öncesi dönemde de bulunmaktadır. Ayrıca bugün Kürt sorunu sadece Türkiye'de değil, farklı rejimlere sahip olan İran, Suriye ve Irak'ta da yaşanmaktadır. Dolayısıyla bu sorunu Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşuyla ortaya çıkan bir sorun olarak ele almak, sorunun çözüm arayışının yanlış zemine yerleştirmektedir.

SORU 2: Cumhuriyet döneminde Kürtlere bir entegrasyon politikası uygulanmış mıdır?

CEVAP: Farklı bir kimlik ya da topluluğu entegre etmek için önce onun varlığını kabul edip, sonra o kimlik ya da topluluğun değerlerini de temele alarak egemen kültürle bütünleşmesini bilinçli politikalarla sağlamak gerekir. Başka bir deyişle, toplumsal ve kültürel alanda bir hibritizisasyon yaratılmalıdır. Oysa Türkiye'de uzun yıllar egemen olan anlayış “Kürt yoktur, dağ Türkü vardır, Kürtler aslında Türk soyundandır, zamanla Türk oldukları bilincine vararak Kürtlükten vazgeçeceklerdir” anlayışı egemen olmuştur. Kürtlerin diğer bölgelere göçü, din, evlilik ve eğitim düzeylerinin artışı ile birlikte bu sürecin gerçekleşeceği düşünülmüştür. Kürtlere yönelik genel anlayış bu şekilde olduğundan, entegrasyon için en önemli araç olan, ilgili topluluğun refah düzeyinin yükseltilmesi ve egemen toplumla bütünleştirilmesi için bilinçli projeler yürütülmemiştir. Kürt kimliği kabul edilmediği için entegrasyon politikalarına da gerek görülmemiştir. Bu nedenle bugün Kürtlerin talepleri daha çok kimlik talebine yönelik olarak gelişmektedir.

SORU 3: Kürtler ve Türkler etle tırnak gibi midir?

CEVAP: Kürtler ve Türkler, tarihsel süreç içerisinde yaşamlarının önemli bir kısmını aynı coğrafyada, çoğunlukla da aynı yönetim altında geçirmişlerdir. Bu tarihsel birliktelik yanında, çok sayıda Kürt-Türk evliliğinin de var olduğu bir gerçektir. Ayrıca bugün Doğu ve Güneydoğu Anadolu dışında çok sayıda Kürt birey bulunmaktadır. Fakat bunlarla birlikte Türkiye'de son zamanlarda giderek Türkler ve Kürtlerin kendi içlerine kapandığı da bir gerçektir. Örneğin Doğu ve Güneydoğu Anadolu'daki Kürt nüfusun yoğun olduğu illerde göç yoluyla yerleşik Türk nüfus giderek azalırken, Türkiye'nin batısına göç eden Kürt nüfus da yerleştikleri yerlerde gettolaşmaktadır (Mersin örneğinde olduğu gibi). Dolayısıyla sosyolojik bir bölünme eğilimi de mevcuttur. Bu nedenle tarihsel ve dinsel birlikteliklere güvenerek yeni çözümler geliştirmemek, sorunun kronikleşmesine neden olmaktadır.

SORU 4: Kürt sorunu ekonomik bir sorun mudur?

CEVAP: Bugün Türkiye'de doğudaki bazı iller ile batıdaki bazı iller arasındaki gelişmişlik farkı 15 kata kadar çıkmıştır. Türkiye'deki illerin sosyo-ekonomik gelişmişlik sıralamasında en az gelişmiş 20 ilin 17'sinin Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi’ndeki Kürt nüfusun yoğun olduğu iller olması, sorunun kökeninde ekonomik geri kalmışlığın da olduğunu göstermektedir. Fakat sorunu sadece ekonomik yaklaşımla açıklamak yanlıştır. Bugün Kürt siyasal hareketi içerisinde yer alanların önemli bir kısmının ekonomik olarak orta ya da orta üst sınıflardan oluştuğu da bir gerçektir. Hatta eğitim ve ekonomik gelir düzeyinin artmasıyla kültürel ve siyasal taleplerin de arttığı söylenebilir. Sorunun sadece ekonomik olmadığını, bölgedeki seçim sonuçlarından da anlayabiliriz. HDP ve öncülü partilerin bütün seçimlerdeki oy analizi yapıldığında, Diyarbakır'ın en yoksul merkez ilçesi olan Bağlar ile en zengin merkez ilçesi olan Kayapınar arasında anlamlı bir farklılaşmanın ortaya çıkmadığı görülmektedir. Bu sonuç, Kürt siyasal hareketinin sınıfsal olmaktan çok, etnik kimlik temelinde birleştiğini göstermektedir.

SORU 5: PKK’ya katılım ile eğitim düzeyi arasında ilişki var mı?

CEVAP: Güvenlik kuvvetlerinin örgüt militanlarıyla ilgili açıkladıkları bazı istatistiklerden hareketle bu militanların daha çok yoksul ailelerden geldikleri ve eğitim düzeyi düşük kişiler olduğu belirtilmektedir. Bu istatistiklerden hareketle sorunun kökeninde yoksulluk ve eğitimsizlik olduğu yaklaşımını ileri sürenler de bulunmaktadır. Oysa bu açıklanan istatistiklerdeki eğitim oranlarıyla Kürtlerin genel eğitim düzeyi karşılaştırıldığında, önemli bir fark olmadığı görülecektir. Ayrıca PKK'nın kuruluş dönemine bakıldığında çoğunlukla üniversite öğrencileri tarafından kurulduğu, bugün de örgütün üst kadrolarının önemli bir kısmının üniversite mezunlarından oluştuğu bilinmektedir. Örgütün dağ kadrosuna katılanlar arasında üniversite eğitimini yarıda bırakanlar da olduğu görülmektedir. Dolayısıyla sorunu sadece eğitim düzeyi ile ilişkilendirilerek açıklamak ve çözüm bulmak yetersiz kalmaktadır. Ayrıca dünyanın birçok yerindeki terör örgütlerine katılanlarla eğitim düzeyi arasında anlamlı bir ilişki olmadığı da bilinmektedir.

SORU 6: Kürtlerde feodal yapı hala egemen mi?

CEVAP: Kürt nüfusunun yoğun olduğu bölgelere bakıldığında aşiret yapısının kısmen egemen olduğu doğru olmakla birlikte, Türkiye’nin batısında birçok kişi tarafından algılandığı gibi bölgenin tamamının aşiret ve toprak sahiplerinin kontrolünde olduğu yaklaşımı doğru değildir. Bugün bölgede, AK Parti ve HDP, aşiretler, toprak ağaları ve şeyhlerin desteğinden bağımsız olarak bir tabana sahiptir. Her iki partiyi de destekleyen toprak ağaları ve aşiretler bulunmakla birlikte, bu partilerin bu yapıyı belli ölçüde kırdıkları söylenebilir. Günümüzde Kürtlerde aşiret ilişkileri, kişilerin yaşamlarını kontrolden öteye bir aidiyet duygusunu ifade etmektedir. Bölgede kısmen egemen olan feodal yapının Kürt sorununu çözmede ya da bu soruna kaynaklık etmede etkili bir faktör olmadığı söylenebilir.

SORU 7: Anadilde eğitim hakkı Kürt sorununu çözer mi?

CEVAP: Kürt sorunu tartışmalarında en kritik nokta anadilde eğitim sorunudur. Anadilde eğitim hakkının tanınması sorunun çözümüne önemli katkı sağlayabilir. Yakın zamanda Elazığ depreminde bir sağlık çalışanın enkaz altında kalanlarla Kürtçe kurduğu iletişim nasıl hayat kurtarmaya yardımcı olmuşsa iki tarafın da, özellikle Kürtlerin güçlü olarak birlikte yaşama iradelerini ortaya koyduktan sonra anadilde eğitim, bölünmeye giden bir süreçten çok bütünleşmeyi sağlayacak en önemli proje olabilir. Fakat bağımsızlığı hedefleyen bir siyasal hareket için de anadilindeki eğitim iki ayrı halk yaratmaya ve bölünmeye yol açabilecek bir süreç olabilir. Bu nedenle sürecin çok iyi planlanması gerekir.

SORU 8: Kürt sorunun çözümünde kim muhatap alınmalı?

CEVAP: Bugün Kürt sorunu tartışmalarında en çok öne çıkan, sorunun muhatabının kim olduğudur. Kürt siyasal aktörlerinin bir kısmı sorunun muhatabının Abdullah Öcalan olduğu tezini işlemektedir. Bu nedenle Abdullah Öcalan’ın muhatap alınması gerektiğini belirtmektedirler. Sorunun çözümünü kilitleyen en önemli noktalardan biri de bu yaklaşımdır. Çünkü Abdullah Öcalan'ı Türkiye'de önemli bir kitle bebek katili, teröristbaşı olarak görmektedir. O zaman kimin muhatap alınacağı önemlidir. Çünkü hiç kimseyi muhatap almadan sorunun çözülemediği de açıktır. Bu nedenle, Kürt Sorununa yönelik çözüm politikaları oluşturulurken legal yapılar yani Siyasi Partiler ve bölgedeki sivil toplum kuruluşlar ile bu konuda sözü olanlar muhatap alınmalıdır. Ayrıca, Türkiye’nin diğer yörelerindeki dinamikler dikkate alınmadan çözüm üretmek zorlaşmaktadır. Bu nedenle kalıcı çözüm için bir Türkiye aklının ve politikasının ortaya çıkarılması gerekmektedir. Çözüm politikalarının fasıllar halinde yürütülmesi de etkili olacaktır. Örneğin, hukuk alanındaki reformlar, eğitim alanındaki reformlar, siyasal alandaki reformlar, kültürel alandaki reformlar biçiminde yürütülmesi Kürt tarafında bir tatmin duygusu yaratacağı için çözüme önemli katkı sağlayacaktır.

SORU 9: Kürtler ayrılmak istiyor mu?

CEVAP: Kürt siyasal hareketinin ortaya çıkışı ve temel dayanakları göz önüne alındığında, ekonomik, kültürel, etnik, eğitim ve demokratik hak talepleriyle birlikte, siyasal hedefleri de olduğu bilinmektedir. Bu siyasal hareketin Osmanlı'dan başlayarak günümüze kadar, aralarında bağımsız devlet de olmak üzere dönemlere göre değişen siyasal hedefleri olduğu görülmektedir. Bugün de bazı Kürt gruplarının Irak'ta olduğu gibi bir bölgesel yönetim talebi olduğu açıktır. Bir dönem HDP’nin talepleri arasında yer alan ve demokratik özerklik adı altında ifade edilen çözüm önerisinin aslında Irak'taki Bölgesel Kürt Yönetimi modeline benzediği görülmektedir. (Bugün HDP bu talebi artık dillendirmemektedir.) Bu taleplerle birlikte, Türkiye’de Kürtlerin önemli bir kısmı da eşit yurttaşlık temelinde birlikte yaşamayı istemektedir. Kürt Sorunun çözüm süreci iyi yönetilirse birlikte yaşama ve birlikte bir gelecek inşa etme eğilimi giderek artacaktır.

SORU10: CHP Kürt sorunun çözümüne katkı sağlayabilir mi?

CEVAP: CHP'nin, sorunun çözüme kavuşturulmasını kolaylaştıracağı görüşü giderek yaygınlaşmaktadır. Çünkü CHP, Türkiye'de Kürt Sorunu'na dikkat çeken ve bu konuda rapor hazırlayan ilk partilerden biridir. Ayrıca özellikle yerel seçimlerden sonra CHP ve Kürt seçmen arsında yakınlaşma olduğu da bir gerçektir. Buna ilaveten bugün TBMM’de HDP ile ilişki kurabilen tek parti CHP’dir. Bu durum CHP’ye hem bir fırsat hem de sorumluluk yüklemektedir. Diğer yandan geçmişte önemli görevler üstlenmiş Ahmet Davutoğlu, Ali Babacan ve Abdullah Gül’ün açıklamaları sorunun çözümüne önemli katkı yapacak niteliktedir. Çözüm sürecinde Ak Parti’nin oynadığı rol de düşünüldüğünde Kürt sorununda ortak bir çözüm politikası oluşturulabileceği söylenebilir. CHP bu sürece liderlik yapabilir. Çünkü bu sorun Türkiye’de sadece HDP’ ye bırakılamayacak kadar önemlidir. Bugüne kadar yapılan çözüm denemeleri, CHP’nin içinde aktif olarak yer almadığı bir sürecin sorunun çözümünde yetersiz kaldığını ve kalacağını göstermektedir.

Terör ve şiddete karşı net tavır alarak; demokrasi, hukuk devleti,özgürlük ve insan haklarından ödün vermeyerek yeni politikalar geliştirmeye en yakın parti CHP olarak görülmektedir.

Sonuç olarak CHP’nin 37. Olağan Kurultayı’nda Türkiye’nin diğer önemli toplumsal sorunlarıyla birlikte Kürt sorunu konusunda da kapsayıcı, umut verici politikalar açıklaması önemli olacaktır.