Bazı yazılar kendini kolaylıkla anlatıp ilerlerken, bazı yazıları kotarmak için çırpınıp durmak gerekiyor! Birikmiş notları sıraya koymak tam da böyle bir şey!

Adım adım gidersek; Ülkeleri yönetmek artık daha kolay! Çünkü işin yolu, yordamı, yöntemi var! Görmezden gelirseniz, hafife alırsanız, sindirerek, gözdağı vererek “meydan benim!” derseniz, devlet sırrı, ya da ticari sır deyip soru sormayı engellerseniz, merak duygusunun önüne geçerseniz, kabullenmenin önemine değinerek, sorgusuz sualsiz evet diyenleri 3 ayrı makam, 4 ayrı maaş, 7 ayrı koltukla taltif edip baş tacı yaparsanız işler kolayca yürüyor…

Hal böyle iken yapılacak şeye bakalım! Ciddi konuları, yaşamsal sorunları görmezden gelenleri kınayalım. Kınamayı ihmal edenleri eleştirelim. Susturulmuş, bastırılmış, korkutulmuş kişilerin sesi soluğu olmaya gayret edelim. “Dış güçler, yabancı mihraklar, bizi kıskanan batı” plağının çalınmasından bıkıp usandığımızı ifade edelim. Yeni bir metafor bulunması gerektiğinin sık sık altını çizelim. İşe yarar mı? Onu bilmem ama vicdanı rahatlattığı kesin…

Bildik konu ama tekrarlamakta, hatırlamakta, hatırlatmakta yarar var.

Bir ülkede kamu ihale kanunu 200’e yakın değişikliğe uğramışsa, yasa sık sık sil baştan elden geçirilerek birileri çıkarına kamu kaynakları zarara uğratılmışsa, haksız el değiştirmelerle ciddi miktarda kazanç elde edilmişse! Ferman yönetimin, kamu arazileri ve yeşil alanlar müteahhitlerinse; bunun altında yatan nedenleri sorgulamak, ilgili kurum ve kuruluşlara, ilgili herkese, sıklıkla sormak gerekir…

Yine lebalep parti toplantılarına, iftar davetlerine, peyderpey değişiklik yapılan yasalara, kayıp dolarlara, anlamsız yatırımlara, ulaşılamayan aşılara, yer bulunamayan hastanelere, yönetilemeyen salgın hastalığın sonuçlarına, emekçiyi göz ardı eden, dar gelirliyi gözetmeyen önlemlere, hız kesmeyen kayırmalara, gri pasaportla gidip dönmeyenlere, ölçüsüz harcamalara ve destan yazdık havasında kasım kasım kasılmalara bakıp! Bunca sorun ve soru işareti varken, istikrar ve güvenden söz edenlere “pardon” demek gerekir…

Gelelim yönetimin isteklerine! Siyasi erk açık ve net olarak diyor ki; Başka gerçekleri olan, başka hikâyeleri olan, başka hassasiyetleri olan, insani, ahlaki, vicdani hasletleri güçlü olan sesini çıkarmasın! Gençler oturdukları yerden kıpırdamasın! Emekliler yerlerinde otursun! Kadınlar elde afiş sokağa dökülmesin! Her konudaki uzman kadrolar hadlerini bilsin! Emekçiler bulduklarıyla yetinsin! Öğretmenler işlerini yapsın! İş insanları ağızlarını açmasın! Gazeteciler yazmasın! Aydınlar konuşmasın! Sanatçılar görmesin! Yurttaş duymasın! Halk fikir beyan etmesin! Onlar hep sussun, biz durmadan konuşalım, sadece ve hep biz olalım!

İyi de! Kararlı, tutarlı, yürekli, duyarlı yurttaşlar ne yapsın? Onlara bir öneri de bulunulacak mı?

Şimdi soralım? Covid 19 neden meslek hastalığı sayılmıyor? İkizdere’de yeşil alanlar taş ocağı için niye peşkeş çekiliyor? Anlamsız ve gereksiz projelerde ısrar ve inat etmek niye? Bunca yaşamsal sorun varken bazı çılgın projeleri öncelemek, gözetmek kabul edilebilir, kaldırılabilir bir şey mi? Sıralananlar ve genel görünüm şaşırtıcı mı? Elbette değil. Ancak olup biteni ve olacakları vicdanlara sığdırmak kolay mı? Asla…

Şimdi de vatandaş gazeteciliğinin ne dediğine bakalım…

Hani bazı sorular zaman zaman hepimizi yoklar ya! Aslında bu soruların cevabı o kadar uzun ki! Daha neler olacak? Bu gidiş nereye? Hoşgörümüze ne oldu? Kültürel zenginliğimiz nerede kaldı? Biz ne ara değerlere ve doğaya karşı bu kadar acımasız olup, bu kadar katılaştık vb…

Hani hiç aklımızdan çıkmayan konular var ya! Bıkkınlıklarımız, korkularımız, bastırılmış duygularımız, boş vermişliklerimiz, duyarsızlıklarımız, bencilliğimiz, bana ne demişliğimiz var ya! Yine evine iki lokma ekmek getirmek için ağır şartlarda çalışanların emeğinin karşılığını alamadığı bir düzen, mutlu bir gelecek için yola çıktığı kişiden işkence gören kadınlarımız, hayatlarının baharında yaşamdan koparılan hemcinslerimiz var ya! Güncel sorunlar, virüs belası, ekonomik sıkıntılar, bedeli ödenemeyen borçlar var ya! Kısaca durmadan artan pek çok dert var ya…

Buna karşılık vicdanı ısıtan çıkışlarıyla, destansı başarılarıyla tarihe ve arşivlere kazınan bir geçmişimiz, büyük, alnı ak, onurlu, görkemli bir tarihimiz ve önümüze ufuk açan ve o zorlu yolları aşan Büyük Atatürk’ümüz var ya! İşte tam da burada Atatürk’ün 10. Yıl Nutkunda geçen o büyük cümlesi hançer gibi yüreğime işlemez mi?

“Büyük Türk Milleti! On beş yıldan beri, giriştiğimiz işlerde muvaffakiyet vadeden çok sözlerimi işittin. Bahtiyarım ki, bu sözlerimin hiç birinde milletimin hakkımdaki itimadını sarsacak bir isabetsizliğe uğramadım.” Tarihe de, belleklere de, arşivlere de altın harflerle kazınacak değerdeki söz budur. Nokta…