Bir zamanlar AKP’den istifade etmeyi istirham edenler, istifa etmeye başladı. Hem de instagram üzerinden! Hem de görevden affı 27 saat sonra kabul edilerek! Hem de arkalarında dağ gibi sorunlar bırakarak! Hem de 1790 radyo, TV, gazeteden sadece 5’i istifa haberini ancak duyurarak! Artık iltifattan itaate, itaatten riyakârlığa uzanan uzun ince yolun çekimserlik ve tedirginlik dolu kavşaklarında yaşanan nasıl bir korkuysa bu? Piyasanın en önemli bakanının, hem de damat olanının sır gibi bir mesaj atarak sırra kadem basmasını medyanın yüzde 95’i görmemekte direndi! Bu durumda sırada daha nelerin olduğu merak konusudur!

Bir zamanlar istifade ettikleri makamlara gelmek, göze girmek için el etek öpenler sosyal medya üzerinden istifa etmeye başladılar! Ey devlet geleneği! Ey teamüller! Ey makama saygı! Ey insani, vicdani ve toplumsal ahlak! Ey vefa denilen duygu! Biz sizi ne ara kaybettik? Bu değerleri ne zamandan beri zorunlu izne çıkardık?

Havuz problemi gibi garip bir istifanın düşündürdükleri…

İşletme eğitimini New York’taki Lubin School of Business okulunda alan bakan, Arapça terkip ve deyimlerle, İslami ve şifreli satırlarla dolu istifanamesinde (!); “Cenabı Allah Sırat- müstakimden ayırmasın” diyor, “ümmete hizmet ettiğim için Rabbime hamdolsun” diyor, “Allah sonumuzu hayreylesin! At izi it izine karıştı” diyor, “hak ve batılı ayırt etmenin zorlaştığını” öne sürüyor. İmalarla, yakınmalarla, dokundurmalarla, üstü kapalı ipuçlarıyla yazdığı metni sosyal medya hesabından paylaşıp çekip gidiyor. Bu kadar kolay yani! Dilbilgisi hatalarına, istifanın veriliş biçimine işin uzmanları karar verir artık...

Kavramlar ve kurumlara karşı olanlar ne der bilinmez ama! Hem hazineyi, hem maliyeyi birlikte yönetecek birikim, eğitim, dirayet ve ehliyete sahip olduğu için, ülkemizin en önemli koltuklarından birine oturtulan bir bakan, hiçbir hedefi tutturamadan, “burası çok önemli!” diyerek, bazen şive taklitleriyle komik duruma düşerek, arkasında ekonomik bir enkaz bırakarak çıkıp gidebiliyor. Aynı bakan ekonomide sınama yanılma ve oyuncu değişimiyle enkazın zor kalkacağını umursamıyor. Ardında enkaza dönmüş bir ekonomi, acı bir reçete bırakarak çekip giderken, halkın dalgalarla boğuşacağını düşünmeden; “benden buraya kadardı” diyebiliyor! Ya da pansuman tedbirlerle bu enkaz nasıl kaldırılır sorusuna açıklık getirmeden susmayı tercih ediyor. Yönetim erbabı da günü kurtarmayı amaçladığı için susma hakkını kullanıyor…

Şimdi kalkıp; “Dengeleme, Disiplin, Değişim! Yeni Dengeleme, Yeni Normal, Yeni Ekonomi” gibi paket üstüne paket açıklayan damadın 3 D’sine ne oldu desek mi?  1.5 milyon konut yabancılara satılırken, son 5 yılda satılan toplam konut sayısıyla yabancı uyrukluların sahip olduğu konut sayısı 1. 5 milyonu bulurken, vatan toprakları parsel parsel satılırken bu durum 3 D’nin hangi maddesine uyar diye kafa yorsak mı?

Şaşaalı törenlerle açılan 1 şehir hastanesine karşılık 30 adet tam teşekküllü devlet hastanesi yapılabilecekken bu tercih damadın D’lerinin hangi maddesine girer diye sorsak mı? Yine 65 milyon çalışabilir nüfusun olduğunu, 26 milyonun çalıştığını, 1 kişinin 3 kişiye baktığını, her 4 kadından ancak 1’inin çalıştığını, işsiz sayımızın 9 milyonu aştığını resmi ağızlar açıklarken; bu gidiş bu sorunları çözer mi diye düşünsek mi?

Devletin sigortalarını attıran, ülkenin fabrika ayarlarını gevşeten zihniyet; Şahısları getirerek, ya da şahısları götürerek ülkeyi düzlüğe çıkarabilir mi? Siyasi ve ekonomik depremlerin kolon ve kirişlerde yarattığı ağır hasar, kabinede değişiklik yaparak, denenmişleri yine ve yeniden deneyerek güçlendirilir mi diye sorsak mı?

Hali, tavrı, havası, siyasi kibri tavan yapanların yönetiminde, birleştirici değil kutuplaştırıcı bir söylem geliştirenlerin yönetiminde bu gözler daha neler görecek kim bilir diye düşünerek, harika, muhteşem, emsalsiz, rakipsiz mantıklarıyla yönetilen ülkemizde bu kulaklar daha neler duyacak kim bilir diye merak ederek beklesek mi?

Güç zehirlenmesi, taht savaşları, ailevi krizler, koltuk kapma yarışları, makam arayışlarıyla siyasi ve ekonomik depremlerden düzlüğe çıkılabilir mi?  Güçlendirmenin nasıl olacağını beklemeye tahammül kaldı mı? Ya da İnstagramdan istifa, piyasaya ilaç olacak mı? Söz dinlemeyenler kovulunca, söz dinlesinler diye getirilenler, söz dinleyeceği var sayılanlar kapıya konulunca, ortalık süt liman olacak mı? Misal 10 yılda 120 binden 300 bine çıkan mahkûm sayısı düşecek mi? Ya da 13 milyar TL harcanarak yapılacak olan 91 cezaevinden vazgeçilecek mi? Askıda ekmek, esnafa 1 TL siftah parası dağıtmaktan sonra sıra neye gelecek?

Ardına bakmadan, bıraktığı enkaz için özür dilemeden, kendisini o makama getirenlere ve yıllardır kaprislerini çeken çalışma arkadaşlarına teşekkür bile etmeden koşarcasına çekip gidenlere sormak gerek! Hayır, hayır vazgeçtim! Teşekkür mü dediniz? O dediğiniz şey bu iklime, hele de bu yönetime çok yabancı bir nezaket kuralı. Ara ki bulasın demeden önce müjde anlamına gelen ve mutluluk veren iki haberle yazımı noktalamalıyım. İlki Somali’nin IMF’ye birikmiş borcu olan 3 milyon 500 bin doları hibe ediyoruz! İkincisi Miss Uganda güzellik kraliçeliği seçimini İstanbul’da yapıyoruz. Aklıma takıldı sormadan geçemem. Bu şu demek midir? Soru çok, reçete acı, sorunlar dağ gibi ama itibardan tasarruf etmiyoruz!

Öneri paketi: Daha fazla daralmamak adına biz yine ve yeniden; “Bana yine esmer günler düştü” diyen Kayahan’a! “Sana bahar, gül, bülbül, bana hep hasret düştü” diyen Erdoğan Berker’e sığınalım! İyi gelir…