Milli Eğitim Bakanı'nın eşinin Mersin’de katılacağı konser için alınacak üst düzey önlemlere, her okuldan seçilecek iki öğretmenin dışına çıkılmamasına, hasta olanların gelmemesine, saçlara dikkat edilmesine bakınca daha ötesi ne olur diye düşünüyor insan!

Adalet Bakanı’nın, “Yargı hiçbir yer ve kimseden emir almaz” şeklindeki açıklamasına, laik hukuk içten içe çökertilirken iki ara bir derede sayıları 85’e çıkan, 80 binin üstünde öğrencisi bulunan ve her yıl 17 bin mezun veren hukuk fakültesi mezunlarının iş ve ekmek kapısı önünde kuyruk oluşturmalarına! Kıbrıs ve yurt dışından yatay dikey geçişlere bakınca bundan sonrası ne olur diye meraklanıyor insan!

Damat bakanın 2019 yılında 2.5 milyon kişiye istihdam sözünü hatırlayınca! İşsizler ordusuna bir yılda 608 bin kişi katılıp, işsizlik artık kader gibi algılanınca! Acaba biz mi yanlış anladık. Bakan, istihdam yerine “İstirham ediyorum bu konuyu büyütmeyin mi?” demişti diye düşünüyor insan.

Sağlık Bakanı'nın, “Şehir hastaneleri zarar ediyor” şeklindeki itirafına, gerçek eğitim veren üniversite sayısının azlığına, öğrencilerin anlatılanları işlevsiz ve verimsiz bulmasına, günde ortalama 40 sağlık personeli saldırıya uğrarken doktor sayısının 107 bin, doktor açığının 105 bin olmasına bakınca dalıp gidiyor insan…

Yandaşla anlaş, bürokrasiyi hallet, adamları ayarla, işini yürüt, kenti betona çevir, havuza para at, mescit, kreş, okul sözü ver, 3 kat yerine 15 kat izni al, yetmedi AVM’ye çevir. Sonra, yürü ya kulum diyenlere hak veriyor insan…

Öğrenmek pek mümkün olmasa da! Amcalarının yardımıyla ABD’nin anlı şanlı okullarında eğitim alan, pek çok vakfın –derneğin- kurumun başında olanlardan küçük ve cılız da olsa bir itiraz sesi duyulmayınca! Hani ülkeyi geçtim, çocuklarının ve torunlarının geleceği adına merak ediyor insan… (Benimki de soru mu... Ama yine de dilime geldi yazayım dedim!)

Konuyu başlığa bağlayarak ilerlersek! Mavi gökyüzünü dar edercesine, yangından mal kaçırır gibi her konudaki acele kararlar karşısında, bu ne hız diye merak ediyor ve bu adaletsizliğe isyan ediyor insan…

Ülkenin bunca sorunu varken, işsizlik çığ gibi artarken, şanımız yürüsün diye yurtdışına 103 cami yapmak Cibuti’de bile cami açmak, uçak tutup açılışa gitmenin nasıl bir açıklaması olur diye merak ediyor insan…

Önemli konular, çözülmeyen sorunlar, yanıtsız sorular, acınası durumlar, havada kalan tartışmalar sürerken bile, “her şey yolunda demek” ancak eyvah diyerek karşılanacakken, hiçbir şey olmamış gibi davranmak nasıl bir ruh halidir diye merak ediyor insan…

Her sorun çözülmüş gibi, bir tek eksiğimiz oymuş gibi; “Dünya Arapça Günü” düzenlemek, bunu “Dünya Almanca, Dünya Fransızca, Dünya İngilizce” günleri de izleyecek mi diye sormak istiyor insan…

5 milyona dayanan Suriyeli ile baş etmeğe çalışırken, bazı kaynaklara göre 80 bin daha kapımıza dayanmışken, bizzat BM Suriye krizi bölgesel koordinatörünün söylediğine göre, bu sayı 2 milyonu bulacakken, hele de yönetimin 2 milyon Suriyeli istihdam edeceğiz sözü ağızdan çıkmışken ne diyeceğini bilemiyor insan…

Konuyu uzatmaya gerek yok! Dünya'nın en güçlü pasaportunu taşıyan ülkeler açıklandı. Buna göre; Japonya, Singapur, Güney Kore, Almanya, İtalya, Finlandiya, İspanya, Lüksemburg, Danimarka başı çekerken, Türkiye 55. sırada yer alıyor. Sonlara doğru Yemen, Somali, Irak var. Bu liste, bi bakıma ilk sıralarda yer alanların devamlı kazanmasının ve devamlı kazanacak olmasının da göstergesi sayılmaz mı diye merak ediyor insan…

Özetle! Kabalık ve kabadayılık dört yanımızı bu denli sarmışken, en ufak bir nezaket karşısında şaşırıyorken, Finlandiya Başbakanı Sanna Marin’in son derece duyarlı jestlerine baka kalırken! Ey akıl ey mantık neredesin diye düşünüyor insan…