Milletinize devletinize aşkla mı bağlısınız? Ne güzel. O vakit size basit bir önerim var. Devletin milletle medeni bir ilişkisi olması için çalışmalısınız. Bu şekilde yaparsanız benim gibi devletine tedirgin yaklaşanlar; milleti masif bir yığın olarak görmeyenler için de örnek teşkil edersiniz belki.

Bu, dünyanın en kolay şeyi olmayabilir. Ama imkansız da değil. Devletler neticede milletlerin inandığı birer hikaye. Bütün hikayeler gibi değiştirilebilir, daha güzel hikayeler haline getirilebilir. Bu, bütün herkesin faydasına olabilir.

Devlet - millet ilişkisinin seviyesini belirleyen şeyler doğal olarak hayatımızın her alanındalar. Bunlardan bir tanesi trafik ışıkları. Kırmızı sarı yeşil gibi beraberliği başka yerlerde epey riskli üç renkteki ışıklar. 

DÜŞÜNDÜĞÜN GİBİ DEĞİL

“Dövsün ama disipline vermesin” diyerek büyümüş bir ırkın ahfadına trafik ışığı daha cazip görünebilir. Nitekim üç rengi bir önceki gün yazdığının tersini yazan gazeteciler bile aklında tutabilir. Yeşilde geç, kırmızıda dur sarıda ne geç ne dur. Ne kadar net. Diğer bütün çözümlerde gri alan var değil mi? Değil.

Kaldırımları yüksek yapalım da arabalar çıkamasın. Kaldırımlar işgal olmasın. Oh ne güzel yayayı kolladık değil mi? Değil.

Şurada trafik sıkışıyor şimdi çoluk çocuk karşıya geçerken ölmesin, yapalım bir üst geçit yayacıklara. Ne güzel, insan canlısı değil mi? Değil.

Şu engelli otoparkına dubaları yerleştirelim de engelli bireylerin yerine kimi sığırlar park etmesin. Ne kadar medeni değil mi? Değil.

Şurada da trafik sıkışıyor. Delelim yeri yapalım bir batçık. Bypass ameliyatı bir çeşit. Bak ne güzel olmadı mı? Olmadı.

Böyle yüzlerce örnek verilebilir. Bunların hepsi hepimizi çok feci aşağılayan şeyler. Bunların hepsi geri kalmış, milletin direktiflerle yönetilebileceğini düşünen devletlere ait çözümler ve alışkanlıklar.

KALDIRIMLARIN ALTI KUMSAL MI?

Medeni bir ülkede kaldırımları Türkiye’deki gibi yüksek yapmazlar. Kazara alçak yaptıklarında kazıklarla, kukalarla kapatmazlar. Önlerine içinde timsah yüzen hendekler açmazlar. Çünkü arabası olan birisi arabasını kaldırıma çıkarıp bir çirkinlik abidesi olmayı ve geçen insanların ondan tiksinmesini göze alamaz. Bunu aklına bile getiremez. Yürüyen birisinin önüne bir teneke yığını dökmek ne kadar ayıp değil mi?

Kaldırıma park etmek o kadar sıradan hale gelmiştir ki ceza kesilmez. Ceza kesen ayıplanır. Ceza keserken arabanın sahibi gelsin: “Tamam yahu ne olacak?”. Halbuki olan olmuş işte daha ne olsun? Çok basit bir hakkımdan, düz yürüme hakkımdan mahrum bırakılmışım paşa arabasını bıraksın diye.

Türkiye’de kutsal arabalar ve onların mağrur sahipleri trafikte her şeyden önce gelir. Motosiklet, bisiklet ve yaya hele kedi köpek gibi münasebetsiz şeyler onun katlanması gereken hamam böcekleridir. İşin en kötü kısmı o direksiyon başındaki Toros canavarı tekerleklerinden ayrıldığı saniyede hamam böceği olmayı kendine yakıştırabilir.

ÜSTÜNDEN GEÇMEK

Üst geçit nedir yahu? Motor gücüyle yürüyen tekerlekleri olan araçlar bunlar. İçinde yumuşak koltuğuna gömülmüş, klimasını açmış Süper FM dinleyerek giden insan evlatları var. Konforları yerinde. Bazılarının arabalarında debriyaj bile yok. 

Bu insanların yolu azıcık kesilmesin, rahatı bozulmasın diye her yaş sağlık ve akıl grubundan yayaya karşıya geçmek adı altında üst geçit üzerinden dağcılık yaptırmak olacak bir şey mi? 

Hem o ne çirkin şeydir öyle? Üst geçit bir nedir yahu? Kafadan yemiş Transformer. (Beşiktaş meydanında deniz müzesinin karşısında vardı bir tane en paçozundan. Herkes kalkınca bi ferahladı da iğrençliği daha güzel fark etti.)

İlke çok basit: Bir şeyin üstünden veya altından geçilmesi gerekiyorsa bunu insanlar değil araçlar yapar. Öbür türlüsü sonu hayırsız bir araba aşkıdır.

Peki devletler neden yaya sevmez de araba sever? Çünkü araba sürat demektir, kımıldayan ekonomi demektir; iş, işçi, mal vs. yetiştirmek demektir, kendi başına iş demektir. Bozulsa bile kıymet yaratır. 

Yaya ise faydalı ne yapıyor olabilir ki? Yani işe gitmek ve benzeri vatanına milletine faydalı bir şey yapıyor olabilir tabii. Ama devlet ona işe gitme dememektedir. Devlet ona eve gitme bile dememektedir. Kaldırımların altında kumsal var mıdır bilinmez ama üstünde mayın yoktur. Vatandaşın yürüme faaliyetini bir üst geçitten geçerek yapmasında, kaldırıma park etmiş araba efendilerinin arasından sekerek gitmesinde devlet açısından ne sakınca olabilir?

DEVLET ARABA SEVER AMA GÜVENMEZ

Devlet araç sever ama gel gör ki araçları da insanlar kullanır. Güvenmek mümkün değildir. Çünkü insanlar ne zaman duracağını ne zaman gideceğini kendileri bilemezler. Bunu devlet belirlemelidir. Güvenli (devletin güvenliği tabii) ülkelerde bu böyledir.

Hafazanallah kendi başlarına durup kalkabileceklerini fark ederlerse kendi başlarına yapabilecekleri başka şeyler de ortaya çıkabilir.

Araba sahibinin de otur deyince oturması kalk deyince kalkması, sırayı bozmaması gerekir.

TRAFİK IŞIKLARI

Trafik ışıkları çok güzel icatlardır. Renk körleri için içlerine başka renkler serpiştirilmiştir. Hem de önemli bir medya yeri olabilir. Pandemide mesaj serpiştirilebilir mesela: Eve git. Doğu Almanya’nın meşhur “ampelmännchen”i çok tatlıdır.

Medeni ülkelerde trafik ışıkları araçları zorla durdurmak içindir. Yayalar karşıya geçebilsin diye. Aslında medeni ülkelerde yayaların karşıya geçmesi için yola ayaklarını koymaları yeterlidir. Ama bunun mümkün olmadığı kalabalık yerlerde arabaları zorla durdurmak için trafik ışıkları konur. Yayalar da rahatça karşıya geçer. Bu kadar. Hatta bazılarında yayaların kırmızı ışığı iki tanedir. Biri bozulursa öbürü çalışır: “Aman dikkat”. Çünkü yaya ihtimam edilmesi gereken bir canlı türüdür orada.

Evet. Trafik ışığı medeniyet göstergesidir. Bir yerde ne kadar az varsa o yer o kadar medenidir. 

Hem de trafik ışıkları sebep, çevre kirliliği, vakit kaybı, trafik kazası filan da sonuçtur.

DÖNEL KAVŞAK MUCİZESİ

Trafiğin basit ve eski bir icadı vardır: Dönel kavşak. Çok basit bir de ilkesi vardır: Ada etrafında dönene yol ver. Yani içeridekinde öncelik vardır. Bekler girersin, döner çıkarsın. Çok kolay.

Yerine trafik ışığı koyarsanız anlamsız ve güvensiz bir bekleme süreci sıkıştırırsınız akışa. Test etmek istiyorsanız mesela Fethiye’ye gidin.

Burada temel argüman şudur: “Bizim Türkler dönel kavşak kullanamaz. Kırmızı ışıktan anlar onlar.” Zaten biliyorsunuz bu Türk’ü aşağılayan cümlelerin çoğu Türk milliyetçilerine aittir. Bizim Türkler hakikaten dönel kavşak kullanamaz. Yok ki kullansın. O kadar az var ki. Bodrum’da mesela (meşhur) Bitez kavşağı vardır. 8 sene önce kimse kullanamıyordu. Bugün herkes kullanabiliyor. Kavşak yapın kardeşim. Niye kullanamasınlar? 

Size bir şey daha söyleyeyim, araştırmayı bulamadığım için paylaşamayacağım. Ama çok girişli yerlere hiçbir yönlendirme yapmayıp, öylece yani bomboş bırakılsa bile beklenebileceği gibi kaos olmuyor. Bütün arabalar yerini buluyor. Ben bunun gerçeğini Hindistan’ın bazı yerlerinde gözlerimle gördüm. Geniş bir meydan. Herkes karman çorman bir yöne gidiyor. Kimsenin nereye gittiği belli değil. Ama herkes gidiyor. Ve kimse birbirine çarpmıyor.

GÜVENLİ Mİ?

Değil. Trafik işaretleri asla güvenli değil. Bir kere arkadan vurmaları arttırıyor. Kazaları azaltmıyor. Hiçbir işe yaramıyor. Hem akaryakıt harcanıyor, hem direkler dikiliyor hatlar çekiliyor elektrik harcanıyor. İnsanlar haybeye bekliyor. Sarı ışıkta geçme yarışmaları yapılıyor. Onlar birbirine vuruyor. Pencereler açılıyor kavga ediliyor. Kırmızıda geçtin, yok sarıydı, yok yeşile çalıyordu…

Bütün bunlar ne uğruna? Böyle alışıldığı için. Yanlış bilindiği için. Yahut seçmen belediyeyi Karayolları’nı filan alışverişte görsün diye. 

En komiği de şu “mavi hat, yeşil akım” filan gibi isimlerle pazarlanan “50 sabit ile git hiç kırmızı ışığa takılma” martavalı. Bodrum’da vardı. Bomboş saatlerde yol kontrolü ile her varyasyonunu denedim. Kuyruklu yalan. Zaten anlamış olmalılar ki kaldırdılar.


 

Sık sık söylediğim gibi bunlar kutuplaşmadan bağımsız şeyler. Herkesin benimseyebileceği sıradan gerçekler. Sıradan gerçekler konusunda hassas olup beraberce ses çıkaralım. Sıradan gerçeklere karşı hassas olalım. Büyük problemlerin çoğu sıradan gerçeklerle çözülebilir.


Trafik ışığı, üst geçit, kaldırım deyip geçmeyin. Önemli şeyler bunlar. Türkiye şu sıradan gerçekleri yakalasa o kadar çok şey değişir ki… 

Sıradan gerçekler sıradan insanları, yani bizleri güçlü kılar.

Not: Kıymetli şehir plancı arkadaşım Ceyda Sevinç’e yardımları için çok teşekkür ederim.

Metin Solmaz

1969’da doğdu, Ankara’da büyüdü. 1990’larda dört sene Ankara Radyo Arkadaş’ta radyoculuk yaptı. 1990 yılından bu yana yazılı basında ve muhtelif internet sitelerinde yazıyor. siberalem.com, idefix.com, Anason İşleri ve Overteam New Media kurucularındandır. Kitapları: Kenardaki Milyonerler (1992, Korsan), Rock Sözlüğü (1994, Pan) Türkiye’de Pop Müzik (1996, Pan), Türkiye’ye Ait 100 Büyük Yanılgı (2015, Ağaçkakan), Erken Adam Hikayeleri (2016, Pan), 100 Ne Olacak Bu Memleketin Hali (Hazırlayan, 2016, Ağaçkakan), Mehmet Teoman - Anılar saçılmış odaya, her yere (2021, Anason İşleri Kitapları).