8 Yıldır Tek Çatı: Tarım ve Orman Bakanlığı Dörde Bölünmeli
On yıllardan beri Türkiye'de gıda politikası üretemiyoruz. Tarım politikası da üretemiyoruz. Kooperatifleşmede de tarımda da yol alamadık. Herkese yetecek gıdayı güvenceye alamadık. Toprağımız bu kadar verimli ama tarımı da hayvancılığı da verimsiz yapıyoruz. Besin değeri yetersiz gıdalar üretiyoruz. O zaman sorunu iktidarda aramalıyız. Tarım ve Orman Bakanlığı'nı yeniden kurmalıyız.
Çevre Yanlış Bakanlıkta Duruyor
Bugün çevre de kentleşme de aynı bakanlıkta. Bakanlığın adı Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı. Çevreyi de kentleşmeyi de aynı elden yönetemeyiz. İki alan birbirine bağlı görünür ama birinin sonucu, öbürünün sorunu olur. Bu yüzden çevreyi Tarım ve Orman Bakanlığı'na katmalıyız.
Gıda üretimine, tarıma dair konular bugün iki bakanlık arasında gidip geliyor. Kimi konu çevreden sorumlu bakanlıkta kalıyor. Kimi önce Tarım ve Orman Bakanlığı'na bağlanıyor; sonra "fazla oldu" denip öbür tarafa atılıyor. Tersi de oluyor. Önce tarımı, çevreyi, gıdayı güvenceye almalıyız. Kentleşmeye ancak geri kalan alanlarda gitmeliyiz.
Tarım ve Orman Bakanlığı Neden Dörde Bölünmeli?
Tarım ve Orman Bakanlığı'nda gereğinden fazla koltuk var. Sırf su için Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü var. Balıkçılık ve Su Ürünleri Genel Müdürlüğü var. Su Yönetimi Genel Müdürlüğü var. Türkiye Su Enstitüsü de var, Su Şurası da. Su Yönetimi Koordinasyon Kurulu da cabası. Tamam da suyla ilgili kararı kim veriyor? Tarımda da veteriner işlerinde de durum benzer. Gıda işi de artık kime denk gelirse onda kalıyor.
Bu bakanlığı dört yeni bakanlığa bölmeliyiz. Biri Gıda Bakanlığı, biri Kooperatif ve Kalkınma Bakanlığı. Biri Veteriner Hizmetleri ve Hayvancılık Bakanlığı, biri de Çevre ve Tarım Bakanlığı. Her birinin yapısı sade, bürokrasisi az olmalı. İçlerinde en iyi fikir, kimden gelirse gelsin, kazanmalı.
Bugünkü yapıyla tabaktaki gıdanın tarladan gelen yolunu izleyemeyiz. Gıdanın sağlığa zarar verip vermediğine de bakamayız. Herkese yetecek gıdayı güvenceye alamaz, gıda hukukunu geliştiremeyiz. Üstelik ileri adımlar da atmalıyız. Şimdiki izleme sisteminin yerine blokzincire dayalı bir sistem kurmak bunlardan biri. Oradaki kaydı kimse tek başına bozamaz.
Kooperatifler de ülkemizde bir arpa boyu yol alamıyor. Çünkü mevzuat çarpık. Yerel üreticiler bir araya gelip kooperatif kursa, onlara "Siz para yönetmeyi bilmezsiniz" deniyor. Kooperatifin yönetimi de ellerinden alınıyor. Üretici, ürününü yurttaşa satacağı pazara ulaşamıyor. Bunları artık açıkça konuşmalıyız.
Ulusal Gıda Güvenliği Kurumu Ne İş Yapacak?
Bir de Ulusal Gıda Güvenliği Kurumu gerek. Gıda 15 ayrı alana daha dokunuyor. Kurum, bu alanları içeren bakanlıkları birbirine bağlamalı. Gıdayı denetlemeli, gıda güvenliğinden sorumlu olmalı. Yurttaşla da bağ kurmalı. Yönetiminde ilgili bakanlık, meslek örgütleri, sendika temsilcileri, akademisyenler oturmalı. Kurum özerk olmalı. Bilime dayanan görüşünü, kanaatini söyleyebilmeli. Bunu yapamazsa bir adım bile atamayız. Çözüm hem çok basit hem de bir o kadar zor.
Bugün bu kadar verimli topraklarda verimsiz tarım yapıyoruz. Dünyayı da on yıllar geriden izliyoruz. Asıl konuşmamız gereken konuları konuşamıyor, tartışamıyoruz. Üreticinin kendi kooperatifini yönetme hakkı bu yapıya takılıyor. Yurttaşın gıda hakkı da. Bu yapıyı değiştirmek zorundayız. Çünkü koltuk sayısını artırmak bizi hiçbir yere götürmez. Bütün mekanizmaları tek kişiye bağlamak da götürmez. Tarım ve Orman Bakanlığı dört bakanlığa bölünmeli, yanına özerk bir Ulusal Gıda Güvenliği Kurumu kurulmalı.