Ben de geçen haftaki yaşadıklarımız gibi yapacağım. Yani hepimizi lodos balığına çeviren gündem fırtınasında önümüze düşen gündemler gibi, gelişi güzel sıralayacağım düşüncelerimi. Kendimce bir harf sırasına da koydum.

Hiç uzatmadan başlayalım.

AKOM ve Erdoğan

AKP'li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan önceki akşam NTV'de ülkenin zaten çok başlıklı olan gündemine, yeni ilgisiz-zamansız-tekinsiz başlıklar ekledi. Bunlar çok öneli meseleler, onlardan da söz edeceğiz. Ama onca konu varken Cumhurbaşkanı'nın AKOM'un kuruluş tarihini hatırlayamaması çok da önemli değil; neredeyse 30 yıla yaklaşan kesintili de olsa iktidarda kalma sürecinin yarattığı giderek küçülen dünyasında her şey karışıyor da olabilir. Etrafındakiler Erdoğan'a, "Siz istediğinizi söyleyin. Halk zaten inanır, bilmeyen öyle zanneder, bilen de 'vardır reisin bir bildiği' diye ses etmez" diyor. Zaten muhalefete de hitap etmiyor. Erdoğan kurmadığı üniversiteyi kendi kurmuş gibi anons eden, doğmadığı yıllardaki okul sorunlarından şikayet eden biri. Yarın bir gün "Camp David'de Arap-İsrail barışını biz sağladık" diye bir cümle de kurabilir. Hiç gülmeyin, zira sonra "kendimiz yoksak da davamız her masada" diyebilir. Eski bakan ve damadı Berat Albayrak, "Cumhurbaşkanımız Ay'a 4 şeritli yol yapacağım dese inanacak seçmenimiz var" demişti. Yani seçmen inanıyor mu, idare mi ediyor orası tartışılır. Sevdiğim bir dizi var, Yargı diye. Orada evin annesi kötü ve olumsuz şeyler duymayı reddediyor, kızına "Sus kızım, en iyisi bilmemek, öğrenmemek, konuşmamak" diyor. Hepimizin komşusu olabilecek bir kadın; sessiz bir öfke biriktiriyor içinde öylesine...

Balık ve Ekrem İmamoğlu

Doğrusu Boji'ye çamur atmak için cebinde kaka taşıyan zihniyetle aynı menzilde yol alan siyasetçi-gazeteci-bürokrat kesiminden gelen görsellere temkinle yaklaşmak adettendir. O nedenle Ekrem İmamoğlu'nun balıkçıda çekilmiş fotoğrafının altına bir de "vatandaş karda yollarda kaldı, o restoranda keyif çatıyor" minvalinden yorumlar eklenince kimsenin inanası gelmedi. Sonrası malum. Özür dileyenler bile oldu. Oysa ki insanların haklarının üzerine basarak bütün ailesinin diplomasiye ve çeşitli kamu kurumlarına yerleştirilmesine eyvallah etmiş bir eski bakan eğer özür bekliyor ise, kendi edeceği özürlerin hesabından düşsün. Aynı şekilde her ortamda trollük yapan, yalan yanlış bilgilerle insanları hedef gösteren ve iktidar yanaşmalığının rantını yiyen diğer kim var ise aynı şekilde...

Peki İmamoğlu o akşam büyükelçi ile yemeğini iptal etmeli miydi, etmemeli miydi? Çok tartışıldı, onu destekleyenlerden de eleştiriler oldu. Ancak Ekrem İmamoğlu'nu tanıyor isek bu onun için normal bir durum. Daha önce de bazı benzer eleştiriler aldığında "Ben böyleyim, bu da benim tarzım" gibi bir şey demişti. Haklı olup olmadığını anlamak için Türkiye'yi mesela Yunanistan yapalım (yanlış anlaşılmasın hem komşu, hem de aynı anda orada da kar vardı diye onu seçtim). Atina'da kar mücadelesi sürerken, Atina Belediye Başkanı, 1-2 saatliğine İngiltere Büyükelçisi ile yemeğe gitsin. Yemekle de mesela uzo içsin. Anormal mi görünüyor? Görünüyor ise haklısınız.

Erdoğan ve Kahraman

Ben burada başka bir noktaya takıldım. Ekrem İmamoğlu çok akıllı bir adam, zeki ve kurnaz da... Böyle bir yemeğin iktidar cephesi tarafından tepe tepe kullanılacağını tahmin eder. İmamoğlu kendisinin her koşulda takip edildiğini ve zaten o mobeselerin bir görevinin de muhalifleri takip olduğunu da bilir. Balıkçı Kahraman da çok göz önünde bir yer. Ne zamandır gitmiyor olabilir, ama Cumhurbaşkanı'nın İstanbul'da ikamet ettiği zamanlarda gittiği bir mekan. Hatta bir gidişi Ertuğrul Özkök'ün bir yazısı üzerine olmuş ve çok konuşulmuştu. Özkök, "Başbakan içki içilen bir mekana gitse de, herkes rakısını kaldırırken o da portakal suyunu kaldırarak eşlik etse, bir hoşluk olsa" minvalinde bir şeyler yazmıştı. 2 gün sonra (15 Ağustos 2008) Tayyip Erdoğan eşi, oğlu, gelini ve beraberlerindeki dört kişiyle Balıkçı Kahraman’da yemek yedi. Kadeh kaldırmamış ama içerde oturan herkesle tokalaşmış ve portakal suyu içmişti. Daha sonra röportaj yapılan restoran sahibi Kahraman Altun, Başbakan ve ailesinin kalkan tava, salata çeşitleri ve meyve yiyip, içecek olarak su, meyve suyu ve gazoz içtiğini belirtmişti. Yani bu mekan siyaseten de meşhurdur. Oraya giderseniz görüntülenirsiniz. Eğer görüntülenmek isterseniz -hadi öyle demeyelim-, görüntülenmekten çekinmezseniz Balıkçı Kahraman'a gidesiniz. Bile bile lades.

Kar ve İstanbul Havalimanı

Ekrem İmamoğlu'nun küreyemediği karlar İstanbul Havalimanının çatısını çökertti. Ulaştırma Bakanı'nın Haber Türk’e çıkıp "orası zaten yıkılacaktı" sözünü "allah akıl fikir versin diye" yanıtlamaktan başka çare yok. Projenin en başından beri, tüm mühendis, uzman, bilim adamları neler söylemişse tek tek oluyor. Kışın kar, buz, zemin ve kot farkı, mevsimsel olarak rüzgarlar ve göç zamanı kuş sürüleri bu havalimanının burada olmaması için en temel gerekçelerdi. Herkese inat yapıldı. Ama öyle bir yapıldı ki ne metro, en otel, ne hayat var civarda. Öte yandan, İstanbul'da kar bazı yıllar hayatı felç eder, bu her belediyeye nasip olur, her defasında taraflar birbirini hazırlıksız olmakla suçlar, ama bir şey değişmez. Şehir planını vatandaşın-emekçinin talebine ve ihtiyacına göre değil de siyasetin-sermayenin arzu ve arzına göre yaparsanız her kar bastırdığında hazırlıksız olacaktır.

Kemal Kılıçdaroğlu ve belgeleri

Tam kar gündemi biraz sakinledi derken, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu bir twit atıp, saat 22:00'de yayın yapacağını söyledi. Herkes meraktaydı. Ama meğer Cumhurbaşkanı’nın yayınına denk getirmiş. Bence şahane bir hamle. Madem ki canlı yayınlarda kendileri çalıyor, kendileri oynuyorlar, bu anlık yayın çok iyi hareket oldu. Üstelik de Cumhurbaşkanı’nın en sevmediği konu üzerinden: Kılıçdaroğlu'nun çağrısına yanıt vermiş kahraman bürokratlar. Kılıçdaroğlu elindeki dosyaları "bu değil, bu da değil, bu da değil..." diye göstererek kendisine bilgilerin aktığını gösteriyordu. Bir yandan iktidara meydan okumayı, diğer yandan da bürokratları cesaretlendirmeyi hedeflemişti. Sözünü ettiği dosyadaki 6 Milyar TL, ilk duyuşta küçük gelebilir; zira "128 milyar dolar kayıp gördü bu gözler, 6 Milyar TL'den ne olacak" denebilir. Ama İzmir'den sevgili Ali Onat Çetin'in twitindeki gibi "6 milyar TL ile İzmir Depremi'nde ağır ve orta olarak hasar gören 1.219 binanın (9.677 hane) tamamıyla yeniden inşa edilebileceğini biliyor musunuz?" gibi bir örnekle daha anlamlanır.

MİT ve Erdoğan

Kılıçdaroğlu yolsuzluk dosyalarını masaya üst üste koyarken; Erdoğan da bazı konu başlıklarını masaya gelişigüzel bırakmaya başladı. Hem de öyle konular ki, normal bir ülkede her birisin haftalarca, aylarca tartışılması gerek. Biri Necip Hablemitoğlu cinayeti ile ilgili "belki de ilk kez duyacaksınız" diye verdiği bilgilerdi. Diğer ise yine konuyu Özalan ve Demirtaş arasındaki

-gerginlik desek olmaz, güç savaşı desek olmaz zira ikisi de cezaevinde, yani her ne ise o- soruna getirmesiydi. Bunların detayı konuşulur elbet, ama anlaşılan o ki Erdoğan MİT'ten aldığı bilgileri ya anlık bir heyecanla ya da yukarıda belirttiğim "Ben ne açıklasam olur" ruh hali ile yapıyor sanırım. Bana sanki bildiklerini birazcık sızdırmak, gündem etmek istiyor, o nedenle prompter dışına hesapsız çıkıyor, gibi geliyor. Zira hazır Ekrem İmamoğlu'nu ele almışken bu kadar gündem değiştirmesini iletişimcileri de doğru bulmayabilir. Hepsi bir yana Derin Türkiye'de bambaşka bir faaliyet olduğu belli.

Sedef Kabaş - Sezen Aksu

Medyaya yansıdığına göre AKP'nin Merkez Yönetim Kurulu toplantısında demişler ki Cumhurbaşkanı'na "Bu Sedef Kabaş olayı ile Sezen Aksu'yu bir tutmayalım. Sonuçta Sezen Aksu bize destek verdi zamanında." Erdoğan da “Gündemi belirleme konusunda güzel ivme yakaladık. Bunu devam ettirelim” diye itiraz etmiş. Ama vazgeçmiş olmalı ki canlı yayında ben Sezen Aksu'yu kastetmedim" deyiverdi. Ancak bu kararın Cumhurbaşkanı'nın Sezen Aksu sevgisinden çok, Sedef Kabaş ile aynı torbaya atılmasının kendi kitlesinde Kabaş'ın da haksızlığa uğradığı yönünde bir algı yaratabileceği endişesi olabilir. Bu arada Sezen Aksu'nun dil koparmayla tehdit edilmesi bir felaket ama, küskün çevreleri yeniden kazanmada "her şerde bir hayır vardır" sözünü hatırlattı.

Özel Bankalar ve Tehlike

Aslında NTV röportajının en riskli açıklaması, Erdoğan'ın özel bankalar konusunda söylediği idi. Mevcut yasalar, yönetmelikler, düzenlemeleri hiçe sayan ve AKP'nin iktidarının geldiği günden bugüne tüm icraatları ile çelişen bu söylem, umarız burada kalır. Zaten ekonomi bakan ve bürokrasisinin hali belli, ekonomik hedefler bir meçhule doğru revize edilmiş. Bir de üç beş kuruşunu özel bir bankada, zaten düşürülmüş mevduat faizi ile değerlendirmeye çalışan vatandaş, bırakın yastık altındaki altını, bankadaki mevduatını da yastık altına girebilecek bir enstrümana çevirir. Özel bankalar sendelemeye başlarsa vay halimize...