Gece Yarısı Freni: İki Haftalık ‘Barış’ mı, Yoksa Fırtına Öncesi Sessizlik mi?

Dün gece yarısı, dünya tam da "Büyük Orta Doğu Savaşı"nın fitili ateşlendi mi, ateşlenecek mi diye nefesini tutmuş beklerken, Washington ve Tahran hattından beklenmedik bir haber düştü: “Ateşkes” hem de Pakistan’ın arabuluculuğunda, iki haftalık bir soluklanma süreci.

A+ Yazı Boyutunu Büyüt A- Yazı Boyutunu Küçült

Haberin duyulmasıyla birlikte petrol piyasaları ilk tepkisini verdi; varil fiyatları o sert yükseliş eğiliminden vazgeçip aşağı yönlü bir kavis çizdi. Dünya ekonomisi derin bir "oh" çekti çekmesine ama bu "oh" ne kadar gerçekçi, ne kadar sürdürülebilir? Gelin, bu gece yarısı diplomasisinin mutfağına ve bizi bekleyen tehlikeli virajlara bir bakalım.

Donald Trump, "Önce Amerika" diyerek geldi ama kendisini İran’la ucu bucağı görünmeyen bir bataklığın eşiğinde buldu. Bir yanda seçim vaatleri, diğer yanda kontrolden çıkmak üzere olan bir bölgesel savaş... Trump’ın bu süreçte ciddi bir sıkışmışlık yaşadığı sır değildi. Ekonomiyi rayında tutmak için petrol fiyatlarının patlamaması gerekiyordu, ancak askeri tırmanış tam tersini zorluyordu.
İşte tam bu noktada, İslamabad devreye girdi.

Pakistan’ın arabuluculuğu bu krizin en ilginç ve kritik notlarından biri oldu. Bölgesel dengeleri iyi bilen, hem Batı’yla hem de İslam dünyasıyla temas trafiğini yönetebilen Pakistan, Trump’a ihtiyacı olan "onurlu çıkış" kapısını araladı. İki haftalık süre, aslında her iki tarafın da kılıçlarını bileyip yaralarını sarması için verilmiş bir mola gibi duruyor.

Masada Olmayan "Mutsuz" Ortak: İsrail

Bu ateşkesin belki de en büyük çatlağı, masada olmayıp masanın sonuçlarından en çok etkilenecek olan taraf. Tel Aviv, bu karardan dolayı sadece mutsuz değil, aynı zamanda öfkeli. İsrail yönetimi, İran’ın nükleer ve bölgesel kapasitesinin bu iki haftalık sürede "nefes alacağını" düşünüyor.

En büyük risk ise şu: “İsrail bu ateşkese taraf değil.”Netanyahu hükümetinin, Amerika’nın bu "gece yarısı geri adımı"ndan memnun kalmadığı ve kendi güvenlik doktrini çerçevesinde saldırılarına devam edebileceği konuşuluyor. Özellikle “Güney Lübnan’daki İsrail işgali”, bölgenin en büyük barutu olmaya aday. İşgal edilen topraklar, İran için bir onur meselesiyken, İsrail için bir güvenlik tamponu. Bu durum, barış umutlarının üzerine çekilmiş dev bir gölge gibi duruyor. İsrail’in, ateşkesi delme potansiyeli olan "bağımsız" hamleleri, bölgeyi her an tekrar ateşe verebilir.

Ateşkesin süresi sadece “iki hafta.” Bu süre, bir barış köprüsü mü olacak yoksa lojistik bir hazırlık evresi mi? İşte buradaki en büyük bilinmez Trump’ın kendisi. Siyasi literatürde bazen "krampon dengesizliği" diyebileceğimiz bir durumla karşı karşıyayız. Trump, her ne kadar şu an geri adım atmış gibi görünse de, iki hafta sonra iç siyasi dengeler veya bölgeden gelecek bir provokasyonla "kramponlarını" tekrar savaş sahasına sertçe vurabilir.

Trump’ın sağı solu belli olmayan dış politika hamleleri, bu ateşkesin pamuk ipliğine bağlı olduğunu gösteriyor. İki hafta sonra "Ben denedim ama İran uslanmıyor" diyerek savaşı çok daha şiddetli bir şekilde başlatması işten bile değil.

Petrol fiyatlarındaki düşüş, küresel piyasalar için küçük bir şekerleme tadında. Ancak gerçek siyaset, borsa ekranlarındaki yeşil oklardan çok daha karmaşık.
Pakistan büyük bir diplomatik başarı kazandı.
Trump şimdilik zaman satın aldı.
İran nefeslenme alanı buldu.
İsrail ise oyun dışında bırakılmanın verdiği hırsla namlusunu hala sıcak tutuyor.

Güney Lübnan’daki işgal gerçeği ortada dururken ve İsrail bu mutabakatın dışında kalmışken, iki haftalık barışın kalıcı bir bahara dönüşmesi çok zor. Dikkatli, temkinli ve her türlü sürprize açık olmamız gereken bir on beş gün bizi bekliyor. Zira Orta Doğu’da gece yarısı verilen kararlar, genellikle sabahın ilk ışıklarıyla birlikte toz duman içinde kalır.

Bu iki hafta barışa vesile olur mu? Umarız. Ama kramponların her an sahaya tekrar inebileceğini unutmadan...