Siyasi analizlerini kaba sosyolojik kalıplara dayandıran bir çok siyasi analist dinledik son 20 senede. Bunların bir kısmı Malatya şivesiyle, bir kısmı da İstanbul entelektüellerine has bir jargonla AKP’nin siyasi başarılarının sosyolojik bir ihtiyacı karşılamakta ne kadar mahir olduğunu anlatmaya çalıştı.

Mesela, 27 Nisan bildirisinden sonra girdiği seçimde AKP %47 oy alırken, bahsi geçen zevat halkımızın demokrasiye duyduğu özlemden ve demokratik olgunluğa eriştiğinden bahsediyorlardı. Yargı bürokrasisinin Fetullahçılara tevdi edildiği 2010 referandumundan sonra da halkımızın özgürlüklere ve sivilleşmeye sahip çıkması vurgulanmıştı.

10 Ağustos 2014 Cumhurbaşkanlığı seçiminden sonra ise halkımızın özellikle çözüm sürecine dolayısıyla barışa verdiği kuvvetli desteğin altı çiziliyordu. 1 Kasım 2015 seçimlerinden sonra ise halkımız, tavrını terör tehdidine karşı güvenlikten yana koymuştu.

AKP seçmeni bugüne kadar nasıl tarif edildi?

Öte yandan, muhaliflerin önemli bir kısmı ise seçmen davranışlarını açıklarken çoğunlukla derinlikli analizler yapmayı pek tercih etmiyorlar. Geride bıraktığımız yıllar içerisinde bir seçmenin AKP’yi tercih etme eğilimini onun cehaleti, kültürsüzlüğü, muhafazakarlığı, dindarlığı ve göbeğini kaşıması ile açıkladılar.

Dolayısıyla, AKP’yi bu sosyolojiye cevap veren siyasal İslamcı kimliği ile tanımladılar.

Her iki görüşün de ortak noktası AKP’nin siyasi tutumu ile halkımızın kimliği arasında bir uyum olduğu. Halbuki halkımız tartışmalı bir vakıadır. AKPliler için kimi zaman demokrat, kimi zaman barış sevdalısı, kimi zaman da devletine sahip çıkan bir varlıktır. Muhaliflerin bazı kesimleri için ise koyundan farksızdır.

Bu derece birbirinden farklı yorumlara muhatap olmak bile bir milleti oldukça ilginç kılmaktadır. Ve aslında tam da olması gerektiği gibi bir seçmendir. Zira seçmen profilimiz rengini, insan doğasındaki pür bencillikten ve bu bencilliği kutsal kavramlarla gizlemekteki ustalığından alır.

2002 yılından bu yana AKP’yi büyüten dinamikler neler oldu?

2002 senesinden bu yana tecrübe edilen iki olgu bugünkü siyasi tabloda çok etkili. Bunlardan birincisi köylerde yaşayan insan sayısının yüzde 7 seviyelerine düşmesi. Aslında on yıllardır devam eden bir olgunun artık tamamına erdiğini gözlemliyoruz. Birçok insan artık şehirlerde yaşıyor ve en büyük hevesleri kök salmak ve mülk edinmek. Bu oldukça zor bir hayaldi ama son 20 senede AKP seçmeni açısından gerçek oldu.

2002 senesinde iktidarı devralan AKP, yapısal reformlarını tamamlamış, hatta bu reformların siyasi maliyetini siyasetin eski aktörlerinin sırtına yükleyerek onları tasfiye etmiş bir ülke buldu. Yani ekonomi düzelme patikasına girmiş ve AKP’nin kucağına bırakılmıştı. Üstelik siyaset sahnesi temizlenmiş AKP adeta yalnız kalmıştı. Reformlar sayesinde kamuda bütçe disiplini sağlanmış, yine önceki hükümetin önemli çabalarıyla Avrupa Birliği üyelik yoluna girilmiş, kamu personel seçim sistemi objektif kriterlere bağlanmıştı.

Girilen bu patika, devletin artık piyasayı batırmayacak şekilde terbiye edildiği bir paradigmayı yansıtıyor, aynı zamanda da Türkiye’ye sermaye akışını hızlandıracak tedbirleri ihtiva ediyordu. Hatırlayalım, 20 yıl öncesinde, yoksul ancak borcu olmayan bir toplumduk. Borçlanma işini genelde kamu yapardı. 2001 krizi sonrası uygulanan program ile devlet dışı aktörler de borçlanarak büyüme stratejisinin bir parçası oldu.

Bu noktada ikinci olgu devreye girdi. Kredi kartı kullanımı ve ucuz borçlanma maliyetleri. Bu durum, hane halkı borçlanmasını yükseltti, yani halkın mülk edinme ve kök salma sürecini olumlu etkiledi. Halkın mülk edinme süreci aynı zamanda kamu bütçesini de iyileştirdi. İthal edilen mallardan alınan vergilerin yanı sıra kredi kartı sayesinde kaçak vergi oranının düşmesi kamu maliyesini olumlu etkiledi. Bu olumlu etki hem kamu yatırımlarına hem de sosyal yardımlara dönüşebildi.

Son 20 yılda AKP Türkiye’sinde neler oldu?

Kısacası, halkımızın bir kısmı son 20 sene içinde hayal bile edemeyeceği bir zenginlik ve refah dönemi yaşadı. Küçük Anadolu şehirlerinin çeperlerinde çirkin ancak insanların yıllardır özlemini çektiği yeni siteler kuruluyor. Arazi kıymetsiz ve bu evler büyük şehirlere nazaran çok ucuz ve geniş. Birçok insan otomobil edindi. Şehirler küçük olduğu için benzin tüketimi yani devlete ödenen vergi oldukça az. Kırsal alandan gelen et ve sebzenin nakliye maliyetleri düşük ve dolayısıyla fiyatlar büyük şehirler kıyasla daha makul. Yani kısıtlı bir bütçe ile onurlu ve sosyal bir hayat yaşamak mümkün.

Bunun yanı sıra, yaşlı ve bakım yardımı, asker ailelerine yapılan yardım, yoksulluk yardımı, belediye desteği gibi araçlarla insanlar mutu ediliyor. KOSGEB kredilerinin keyfi olarak tahsis edilmesi ve belediyelerin inşaat ekonomisinin kalbinde olması da küçük şehir işadamlarının sermaye edinme sürecinde hayati rol oynuyor.

Şunu iddia ediyorum. AKP seçmeni en başından bu yana ne demokrasi aşığı, ne darbe karşıtı, ne barış gönüllüsü ne de vatanın yılmaz bekçisiydi.

Büyük çoğunluğu geleneksel Müslüman olmakla birlikte İslam’ı bir ideoloji olarak ele alma eğiliminde değildir. Hatta dünyevi sorunlarının çözümünde İslam’ın bazı prensiplerinin ihlal edilmesini dahi hoş görebilir.

Zira onun çabası başkadır. Tutunmak, kök salmak, gündelik hayat pratiğinin kalitesini arttırmak, kendisini mutlu eden yurtdışı seyahatleri yani umre yapmak, devlet memuru olduğu için kocasının tayini başka şehre çıkmış olan kız kardeşini ziyaret ederken 15 saat otobüslerde geçirmek yerine 69 TL’ye uçağa binebilmek vs.

AKP’ye oy veren insanların kendilerini davaya adamış serdengeçtiler olmaması değişim umudumuzu ayakta tutuyor

Bu durumun demokrasimiz adına muhteşem bir fırsat olduğunu düşünüyorum ben. AKP’ye oy veren insanların kendilerini davaya adamış serdengeçtiler olmaması değişim umudumuzu ayakta tutuyor. Çünkü karşımızda refahının devam etmesi için Avrupa Birliği’ni, Yerliliği ve Milliliği, Çözüm Süreci’ni ve PKK’ya karşı amansız mücadeleyi, Esad’ı ve Esed’i, Barzani’yi sevmeyi ve ondan nefret etmeyi, Mavi Marmara için ağlamayı ve Mavi Marmara’yı bir gecede hiç yaşanmamış gibi aklından silmeyi aynı anda başarabilen bir seçmen profili var.

Seçmenlerin oy verme davranışının bir fikir veya bir ideal tarafından motive edildiğini varsaymak esaslı bir yanılgıydı. AKP seçmeninin refaha kavuşması idealler sayesinde olmadı ama idealler sayesinde ahlaki ve namuslu bir zemine oturdu.

Artık şunu çok iyi biliyoruz. Türk siyasetinde haklı ve meşru olmanın bir anlamı yok. Tutarlılığın, ahlaki üstünlüğün hiçbir önemi yok. Söylem gücü veya ikna edici liderlerin de bir anlamı yok. AKP seçmeni, lıkır lıkır içtiği ekonomik refah çeşmesinin suyu azalmaya başladıkça ağzını musluktan çekecektir.

Büyük şehirlere göç eden, çalışma hayatına giren, vergi ödeyen ve gün boyu zorlu yaşam koşullarıyla mücadele eden muhafazakar kesimin kadınlarının AKP’den yavaş yavaş uzaklaşmasının sebebi de budur, muhafazakar mahallenin aklı başında ve kendi emeğiyle var olmaya çalışan çalışkan öğrencilerinin de.

Bu uzaklaşma onları vergi cehenneminde yaşadığını hisseden orta sınıf sekülerlerin kızgınlığıyla buluşturuyor, evvel ahir AKP’nin devleti ve kurumları ele geçirmesinden rahatsızlık duyan Kemalistlere hak vermeye itiyor ve büyük şehirlerin gettolarında tutunma mücadelesi veren yeni nesil Kürt gençler ile empati yapmalarına yardım ediyor.

AKP, AKP’nin siyasi egemen pozisyonunu koruması sayesinde refahını koruyabilecek insanlardan başka hiç kimsenin partisi değil

Bütün bu kesimleri bir araya getiren şey, bir dönem insanları AKP’nin arkasında hizalayan şey ile aynı. Bu insanlar Erdoğan’ın uyguladığı politik ekonomi paradigmasının kaybedeni oluyor. Dedelerinin aldığı devlet yardımı veya babalarının aldığı KOSGEB kredisi evlatlarına hayat pahalılığı ve ümitsizlik olarak geri dönüyor.

Artık AKP, başka çaresi olmayan ve sadece AKP’nin siyasi egemen pozisyonunu koruması sayesinde refahını koruyabilecek insanlardan başka hiç kimsenin partisi değil.

Ve belki de 20 yıllık tarihinde ilk defa uyguladığı siyaset ile karşılık bulduğu toplumsal kesim birbirine kusursuz derecede uyuyor.