Güçlü liderlerin sağlık durumu her zaman gizemli bir meseledir.

Bırakın kamuoyu ile paylaşılmasını, genellikle dar bir çevrenin bildiği bu sırrın istihbarat servislerinin yaratıcı operasyonları ile çözüldüğü bile görülmüştür. Mesela Hafız Esad’ın sağlık durumunu anlayabilmek için Mossad’a bağlı Keshet isimli özel istihbarat birimi bir operasyon yapmış ve Ürdün Kralı Hüseyin’in cenaze törenine katılmak için ülkesinden ayrılan Esad’ın idrarını, kaldığı otel tuvaletine özel bir boru döşeyerek ele geçirmişti.

Yapılan tahliller Esad’ın çok az ömrü kaldığını söylüyordu.

Benzer şekilde, Filipinler Devlet Başkanı Ferdinand Marcos, ABD ziyareti sırasında CIA tarafından takip edilmişti. Marcos’un idrar ve dışkılarına ulaşan CIA, Marcos’un sağlık durumu hakkında bilgi sahibi olmayı başarmıştı. İstihbarat servislerinin çabaları, otoriterlik ile liderin şeffaf olmayan sağlık durumu arasında bir ilişki olduğunu söylüyor. Sistemler kapalı hale geldikçe, ne iç kamuoyunun ne de uluslararası toplumun kapalı rejimin devlet başkanı hakkında bildikleri de azalıyor. Dolayısıyla, otoriter ülkelerin geleceğe yönelik tahmin edilebilirlik seviyeleri düşüyor.

Otokrat rejimlerde gizlilik neden önem kazanır?

Otokratların bu gizlilik tutkusu aslında beyhude değil. Zira kendi bedenlerinde temsil ettikleri rejimin gücünün azaldığını iç ve dış aktörlerin öğrenmesi onlar için bir güvenlik meselesine dönüşebilir. Sokaklar hareketlenebilir, işbirliği yapılan ülkeler ise onların alternatiflerini aramaya ve buldukları takdirde olası iktidar adaylarını cesaretlendirmeye çalışabilirler.

Öte yandan benzer bir gizliliğin, bu denli kapalı olmayan, en azından seçimlerin devam ettiği, muhalefet partilerinin etkin bir şekilde çalıştığı ve topluma ulaşabildiği, sosyal medya platformlarının açık olduğu, alternatif medya kanallarının popüler şekilde izlendiği ve sivil toplum ağlarının iyi kötü ayakta kalmayı başarabildiği Türkiye gibi ülkelerde de görülmesinin açıklanması gerekiyor.

Son günlerde Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın sağlık durumu ile ilgili söylentiler arşa çıkmış durumda. Bu söylentiler, İletişim Dairesi tarafından yayınlanan amatör videolar sayesinde farkında olmadan destekleniyor. Daire başkanı Fahrettin Altun, Erdoğan’ın hastalığı üzerine çıkan dedikoduların önüne geçebilmek için cumhurbaşkanının makam arabasından inip yaklaşık on metre yürüdüğü görüntüleri kamuoyuyla paylaştı. Bu paylaşım birçokları tarafından bir halkla ilişkiler faciası olarak değerlendirildi çünkü Erdoğan’ın ağır aksak on metre yürüyebilmesinin etrafındakiler tarafından bir başarı olarak kabul edildiğini gösteriyordu. Hemen arkasından, Erdoğan’ın şakalaşmalar eşliğinde gençlerle basketbol oynama görüntüleri servis edildi. Ve Cumhurbaşkanı’nın aslında canlı yayın olmayan ancak öyle olduğu söylenen gençlerle sohbet programı yayınlandı.

Otoriter idareler aslında bir kartel ittifakıdır ve ittifak üyeleri birbirlerine karşı bir mücadele içindedir

Burada gizemin ötesinde bir şey var.

Erdoğan’ın sağlık durumu sadece gizemini korumuyor aynı zamanda dinç bir lider imajı üretiliyor ve özellikle halkın görmesi için çaba sarf ediliyor. Bu aslında, popülist otoriter rejimlere özgü bir durum. Çünkü iktidar günün sonunda seçimler ile el değiştiriyor ve bütün otoriter uygulamalarına rağmen Erdoğan meşruluk zemini olarak halk desteğine ihtiyaç duyuyor. Aslında bu idealist bir inançtan kaynaklanmıyor. Marquez’in dediği gibi, otoriter idareler aslında bir kartel ittifakıdır ve ittifak üyeleri birbirlerine karşı bir mücadele içindedir. Bu mücadelede, Erdoğan’ın hiyerarşik olarak tepede konumlanmasının sebebi meşruluğunu halk desteğine dayandırmasından başka bir şey değil. Yani Erdoğan’ın muhalefete ve ittifak ortaklarına karşı aynı anda güçlü olabilmesinin tek yolu yeteri kadar oy olabilmek.  Dolayısıyla, dinç bir lider görüntüsü tahminimizden fazla önem arz ediyor olabilir.

Tahminimizden fazla çünkü Erdoğan’ın inşa ettiği düzen politika başarısızlıklarından, mesela ekonomiyi kötü yönetmekten, sosyal hizmetleri yetersiz sağlamaktan veya dış politika hatalarından sanıldığından daha az etkileniyor. Bunun bir sebebi, hükümetin medya ve bilgi akışı üzerindeki kontrolü. Yani hükümet eylemlerinin acı sonuçları ancak toplum onları bizzat tecrübe ederse bir oy kaybına sebep oluyor. Soyut bir fikir AKP seçmenini ikna etmekte yetersiz kalıyor. Haliyle, ulusal basında sürekli olarak hükümetin başarılarına ve muhalefetin hain oluşuna dair haberler okuyan milyonlarca tutkulu destekçiye sahip olabiliyor Erdoğan.

Erdoğan’ın millete atfettiği yücelik kendi fiziksel kondisyonuyla ve sağlığıyla birleşiyor

Bununla birlikte, Erdoğan’ın liderlik tarzı popülist liderlik kavramının adeta tecessüm etmiş hali. Sürekli olarak, imtiyazlı bir elite karşı halkın sesini duyurmaya çalışan, halk adına konuşan ve dejenere olmuş elitlere karşı milletin özünü temsil etme iddiasını vurgulayan bir Erdoğan var. Dolayısıyla, onunla özdeşlik kuran milyonlar aslında Erdoğan’ın bedeninde ve kişiliğinde kendilerine dair bir şeyler buluyorlar. Yani Erdoğan’ın millete atfettiği yücelik kendi fiziksel kondisyonuyla ve sağlığıyla birleşiyor. Millet Erdoğan’da vücut buluyor ve o sağlıklı olmaya devam ettikçe her türlü başarısızlığın telafisi mümkün görünüyor.

Moffit, popülizmin aslında bir siyasi tavır olduğunu söylerken sanırım tam olarak bunu kast ediyordu. Populist liderlerlerin, medeni insanlara göre kaba gelen hareketleri ve konuşmaları, onların toplumu elitler ve saf halk olarak ikiye bölerek birbirine karşı kışkırtmaları genel geçer bir liderlik özelliği olarak öne çıkıyor. Bununla birlikte, toplumun yüzyıllardır ellerini açmış bir vaziyette böyle bir lider beklediği ve lider zuhur ettiği an onu benimsediği zannı yanıltıcı olabilir. Çünkü Laclau’nun da dediği gibi popülist liderler sadece halk adına konuşmazlar aynı zamanda adına konuşacakları halkı da inşa etme işine girişirler. Popülizmin şahane bütünleşmesi ancak bu süreç tamamlandıktan sonra gerçekleşir. Bu gerçekten Türkiye’de farkına varmadan şahit olduğumuz Erdoğan’ın temsil edeceği halkı bizzat kendisinin inşa etme sürecine yeniden bakmamızı salık veren bir önerme.

TRT’de yayınlanan tarihi dizilerin toplumu modern vatandaşlardan oluşan siyasi bir komünite olmaktan çıkartarak antropolojik bir istisnailik içinde tarif etmesi, sosyal medya trollerinin milli güvenlik konularına gösterdikleri hassasiyet ve sanki insanların asli gündemi buymuş gibi hareket edip muhalif siyasetçiler üzerinde baskı kurmaları, paralı provokatörlerin muhalif siyasetçilerin gezilerini “halktan tepki” çekti manşeti atılması için sabote etmeleri gibi girişimlerin hepsi bu halkı inşa etme mantığına dayanıyor.

AKP hikayesi bir daha asla iyi yönetemeyeceğine dair umutlar tükendiği için bitecektir

Liderin kendine özgülüğü ve halkın onun tarafından inşası popülist füzyonun ortaya çıkmasına, yüzyıllardır birbirini arayan iki öznenin nihayet sandıkta kavuşmasına ve tarihin akışını değiştiren bir patlamanın vuku bulmasına da vesile olur. Lider ile milletin bu bütünleşmesi, sürekli olarak saflığına, enerjisine ve potansiyeline vurgu yapılan milletin kendisini liderin aynasında görmesini de mecbur kılar.

Dolayısıyla liderin halkı inşa etme teşebbüsünün başarısı kendisinin de aynı özellikleri göstermesine bağlıdır. Bu sebepten ötürü, fiziksel olarak yıpranmış, yürümekte zorlanan ve hasta olduğu ilk bakışta belli olan liderler hızlı bir şekilde itibar kaybeder ve milletle kurduğu özdeşlik aniden kaybolur. Diğer bir ifadeyle, akıl almaz derecede başarısız ekonomi politikalarının yaramadığı tahribatı canlı yayında aniden gözleri kapanan, yürürken tökezleyen, merdiven çıkmakta zorlanan liderin görüntüleri yaratabilir.

İletişim Dairesi’nin endişesi de gayreti de bu yüzden klasik bir otoriter lideri korumanın ötesinde bir derinliğe sahiptir. Korunmaya çalışılan bir lider değil daha karmaşık bir düzenektir. Lider ile millet arasındaki duygusal ilişkidir. Muhtemelen AKP hikayesi de ekonomiyi, bürokrasiyi ve dış politikayı kötü yönettiği için değil bir daha asla iyi yönetebileceğine dair umutlar tükendiği için bitecektir.