Şu anda ekonominin nereye(!) doğru gittiğini bilebiliyor muyuz?
-Hayır, bilemiyoruz.
Nereye gittiği belirsiz olan bu “gidişata” iyidir demek mümkün mü?
-Hayır
“Bu gidişata karşı tarafsız olamayız” demek her yurttaşın, her kurumun görevi midir?
-Evet
-Bu günkü belirsiz gidişatın yönünü belirleyen, sorumluluğunu taşıyan, şu “siyaset kurumu” değil midir?
-Evet
Yanlış gidişata karşı çıkmanın gereği, uygulanan siyasete karşı tavır almak değil midir?
-Evet

Haydi bir soru daha:
Hem ekonominin içinde, hem en yetişmişlerin oluşturduğu bir kurumun neredeyse bütün üyelerinin tek tek bu gidişata ve yapılan siyasete karşı olmasına rağmen o kurum yönetiminin “Biz bu işlere karışmayız, çünkü işlerimize siyaseti karıştırmayız” demesi nedir pek ala?

*
Türkiye’de ne yazık ki “işler” doludizgin büyük bir belirsizliğe giderken, kimi sivil toplum örgütleri -ve tabii ki bir yönüyle de sivil toplum kuruluşu olan meslek örgütleri- bu ülkenin kendilerinden beklenen tavırlarını gösteremiyorlar.

Soruyorsunuz, ne bu sessizlik?
Aldığınız cevap: “Biz siyaset üstüyüz”.
Adamın bu cevaba karşı şöyle diyeceği geliyor:
“Be kardeşim, sen biz siyaset üstüyüz derken hiç farkında değil misin ki, aslında sen siyasetin üstünde falan değilsin, o siyaset senin üstünde.
Sen bu tavrınla onun paydaşlarından biri olmuşsun da hala tarafsızlıktan söz edip durumunu kurtarmaya çalışıyorsun”.

“Ama biz tarafsızız”
İyi de o senin tarafsızlığın aslında bu topluma, bu toplumun ekonomisine, refahına, halkına karşı “doğruyu söyleme” gibi yerine getirmen gereken görevleri ihmal değil midir?
Bu yaptığın, sözde siyaset yapmamak adına “yürüyen yanlış siyasete” sesini çıkarmadan o yanlış siyasete paydaş olman değil midir?
Senin yanlışlar karşısında sesini çıkarman, “doğrusu bu olmalı” demen neden siyasete girmek olsun ki?
Sen hiç “yanlışa ortak olma siyasetsizliğinin” aslında düpedüz senin o yanlış siyasetin tam da destekçisi olman değil midir?

*

Siyaset “Yönetim”dir.
Hani denir ya “Sağ siyaset” “sol siyaset” ya da “iyi siyaset” kötü siyaset” diye.
Bunlar söylenirken kullanılan o “siyaset” lafı, asla “politik canbazlık” olmayıp açık biçimde “bu ülkenin idaresi” demek değil midir?
Peki, siyaset bir ülkenin idaresi ise ve sen bu ülkenin idaresi konusunda insanların bir tavır beklediği bir kurumsan, nasıl olur da “ben siyaset yapmam” diyerek aslında “ben bu memleketin iyi mi kötü mü idare edildiğine karışmam” diyebilirsin?
Peki senin “bak ben buna karışırım” dediğin tek şey sonuçta: “ben kendi kurumum içindeki siyaseti bilir, ona odaklanırım” demek değil midir?
Senin zaman zaman sahip çıktığın kendi kurumunun geleceği bile aslında ülkedeki genel siyasetin yani gidişatın durumuna göre belirlenmeyecek midir?
Ülke batarken sen ayakta kalabilir misin?

Hadi daha açıkça söyleyelim:
Bu ülkenin ekonomisi yıkılır, ülke yönetimi adeta duyun-u umumiye tarzı bir yabancı alacaklılar idaresine düşerse sen bu durumda “Siyaset benim işim değildi” “ben sadece hakim siyasetin içinde ayakta durmaya çalışırım” diye mi savunacaksın kendini?

Bundan dörtyüz yıla yakın bir zaman önce kilisenin siyasetine karşı “dünya güneşin etrafında dönüyor” diyen bilim adamı Galileo Galilei’ye sen o aynı anlayışla “bak siyasete girmiş”, “hakim siyasete karşı siyaset içinde yer almış” diyebilir misin?
O Galileo, siyasetin yüzüne karşı bu gerçeği söylediğinde siyasetçi mi olmuştu?
Ya da o gün sana sorsalardı bu dünyanın neyin etrafında döndüğünü, sen yine “ben ona karışmam, ben kendi dünyamın neyin etrafında döndüğüne bakarım” mı derdin acaba?

Bir düşünsene;
Siyasetin yanlışına karşı çıkmak, senin dediğin gibi siyaset yapmak mıdır?
Yoksa yanlış da olsa, ülkenin geleceği kararıyor da olsa, “bu siyasetten pay kapmak” mı?
Bak bu gün de dünya dönüyor.
Ama dikkat et; o tarafı beni ilgilendirmez, ben buraya sağlam tutundum desen de,
El mahkum; senin de dünyan dönüyor”