Ekranın karşısında döviz kurlarının yükselişini dehşetle izliyorum.

Belki “Kaç oldu şu an?” diyeceksiniz ama yazamıyorum ki!

Neden derseniz, yazının başına yazdığım sonuna gelene kadar değişince hadi sil onu yaz yeni baştan.

Hele bir de bu yazının okunduğu değişik zamanlar hesaba katılırsa hadi bakalım söyle şimdi kaç para olduğunu.

Ama “Kaç olacağı” gayet açık…

Zaten bu konudaki endişesini tam gideremeyenler de soruyor: “Şu kadara çıkar mı mesela?” diye.

Ne diyeceksiniz?

Büyük usta Aziz Nesin’in güldürürken düşündüren hikayelerinden “Du Bakali N’olcek” te olduğu gibi cevaplanabilir mesela…

-“Şu dolar kaça kadar çıkar?”

-“Du bakali n’olcek!”

Yani kaça kadar çıkacağını ancak yaşayarak göreceğiz denebilir.

Ama o hikayeden de anlaşılır ya; işin sonunun nereye varacağı bellidir ama sorulan soru çok safçadır,

Nitekim o hikayenin sonu da bu işten biraz anlayan, gidişatı hep hayra yorma gafletine düşmeyenler tarafından zaten biliniyordur.

*
“Kaça çıkacak bu dolar en son?”

Aslında sorulan soruda iki büyük yanlış var.

Bunlardan birincisi, bu olayda görülen; doların çıkmakta olduğu değil bizim paramızın düşmekte olduğudur.

İkincisi ise “sonunda” ne olacağını söylemek mümkün değil, çünkü bu dipsiz kuyudaki düşüşün belli bir sonu yoktur. Bu koşullar sürdükçe düşer ha düşer…

Nedir bu koşullar peki?

Doları basan Amerikalının ekonomideki sürekli yükselmesi değil tabii… bizim paramızdaki düşüşün nedeni kendi ekonomimizin sürekli düşüşü, daha doğrusu her gün daha da kötüye gitme konusundaki ısrarıdır.

Hangi ısrar mesela?

Bir ekonomi, hadi bırakın ekonomiyi bir bakkal dükkanı ne zaman sürekli zarar eder?

1.Gideri gelirinden fazla oldukça değil mi?

Düşünsenize, dükkan bir türlü kazanamıyor. Aldığı ile sattığı arasındaki fark kazanç değil zarar. Bu zararı kapatma için dükkandaki buzdolabı ve teraziden başlamış, rafları boşaltmışsın yine de açığı kapatamıyorsun. Ama sen hala bu tasfiye satışlarını bile ticaret sayıp “bak elime daha fazla para geçiyor” diyorsun sermayeden yerken.
Sonra açık verdikçe gidip çarşının tefecisinden biraz daha borç alıp bunu gelirinmiş gibi anlatıyorsun. Sanki gelirinmiş de yarın faizi ile birlikte geri gitmeyecekmiş gibi.

2.Sattığın mal para etmiyor. Çünkü iyi para kazanmanın yolu tezgaha iyi mal koyabilmen. Elalemin tezgahında malın hası varken sen neredeyse “çıkma”larla “çakma”ları dizmişsen rafına tabii ki kimse almaz, alsa da para kazandırmaz. Adama sormazlar mı “sen ne satıyorsun bu dükkanda?” diye.

3.Tezgahtarıların çoğu hırsız. Hadi günahları boyunlarına şimdi orasını tartışmayalım diyelim ama bir kere bu işin erbabı da değil ki. Bakkal tezgahı mı işletiyor mandırada koyun mu bakıyorlar farkında değiller. Ya bu işlerin başına koyduğun adam ? Allah bilir burası batsın da dükkanı kendi başıma açarım düşüncesinde.

Ne dersin?

Düzelir mi bu iş, zarar kaça kadar çıkar?

Hadi rakam veremiyorum ama sonucunu söyleyeyim: iflas edene kadar.

Bir gün bakmışsın alacaklılar gelir basar, geriye bir şeyler kalmışsa onlara da el koyar, hadi yallah!

Senin görecek halin kalmamıştır artık ama cümle alem bir bakar ki o dükkanın eski tabelası kalkmış yerine bir başka tabela asılmış.

O arada sen ve ekip nerede peki?

En iyi olasılıkla yeni dükkana tezgahtar olursun, ekibin işi zaten ümitsiz: Mesela domates isteyen müşteriye renkli gazoz verelim diyen adamdan iyi eleman olabilir mi?

Anlaşıldı mı şimdi işin nereye kadar gidebileceği?

Ama adam dönüp dönüp yine de soruyor: “20-30 olur mu mesela?”

Olur kardeşim olur.

Hatta milyon bile olur!

“Yok yav”

……..

Nasıl “Yok yav”, hadi ağzımı açmışken ona da bir cevap yetiştireyim:

Bak sayılara takılmayacaksın bir kere.

Düşünsene, bizim paradan altı tane sıfırı neden atmıştık bir zamanlar?

-“E ne dilimiz dönüyor, ne hesap makinelerine sığıyordu da ondan”
Peki, o para altı sıfırlı olmadan önce neydi? Mesela kaç paraydı umumi tuvalet?

Bir tarihte tabii ki bir liraydı, beş liraydi ya da yüz lira falan değil mi?
İşte o bir, beş ya da yüz liralar nasıl öyle “bir” den başlayıp milyon oldu? Şimdiki 17’nin yarın 17 bin ya da 17 milyon olmayacağına güvenmen için var mı bir garantin ufukta?

Ya da atmasaydık o altı sıfırı paradan şimdi senin kaç lira olacak dediğin dolar “17 milyon” olmayacak mıydı?

Sayılara takılma.

Ama işin sayılarsa gel içini ferahlatayım: Bak nasıl olsa tecrübeliyiz bu konuda. Yarın dolar 20 lira mı oldu mesela? Atarız bir sıfır daha, al sana 2 lira.

Hadi için ferah olsun.

Ama yine de yanıltmış olmayayım, bu arada senin aylıktan da bir sıfır gider. Sevin ama bunu da hesapla ki nereden nereye geldiğini ya da nereden gelip nereye gitmekte olduğunu öyle sayılara bağlayıp değerlendirme, en azından boğazından geçen lokmaya bak: Dün ne yiyordun bu gün yediğin ne, öbür gün için mutfağına kaç kilo nohut-bulgur attın mı?

Ah ah…

Olmayacaktı, bu yanlışlar yapılmayacaktı zamanında…

Hani o altı sıfır atıp bir milyon lirayı bir liraya indirdiğimiz, tuvaletlerin 1 lira yapıldığı ekonomik başarımızı(!) var ya, nasıl olsa ne bir maliyeti vardı ne IMF’e hesap verme derdi. Atacaktık o altı sıfır yerine yedi sıfırı, ertesi gün tuvaletler düşecekti 10 kuruşa.

Bu gün de hala safası sürülecek, o 17 liralık dolar var ya; yarın isterse 20 lira olacak diyelim; o da ne yaparsa yapsın çıkacağı yer en fazla 2 lira olacaktı.
Demek ki bizimkiler ekonominin ihtiyacını karşılayacak en güzel çözümü buldu, o günkü ihtiyacı rahatça görüp halkın gönlünü ferahlattı ferahlatmasına ama işte orada bir sıfır noksan atarak hata yaptı; maalesef bu günün ihtiyaçlarını göremedi.