Kadın, hayal, özgürlük

Bu yazı faşist 12 Eylül darbesinden beri Öğretmenler Günü olarak kutlanan 24 Kasım gecesi yayına girecek. Üç aylık sözleşmeli öğretmen Ayşenur dün toprağa verildi. Anısına yetmiş fidan dikilmiş.

Çok değil, bundan yirmi, otuz yıl kadar önce şehitlik erkeklere özgü bir kavramdı. Bir kadının şehit olması, böyle anılması sıra dışı bir olaydı. Günümüzde ise şehitlik mertebesi çocuklara kadar inmiş durumda. Ülkenin her yerine, hayatın her alanına yayıldı.  Yılbaşına yaklaştığımız şu günlerde ülkenin en korkunç piyangosu bu. Bugün gencecik bir öğretmen adının önüne ‘şehit’ kelimesi eklenmiş olarak anılıyor: Gaziantep’in Karkamış ilçesine YPG/PKK tarafından düzenlenen roket saldırısında katledilen 22 yaşındaki Ayşenur Alkan.

Acının tarifi yok. Kelimelerin böyle duyguları tanımlayacak gücü yok. Ama acının sıradanlaştırılması kelimelere gerek kalmadan kendini belli eden bir durum. Ayşenur’un cenazesine katılan Milli Eğitim Bakan Yardımcısı Osman Sezgin’in ‘Ömrü boyunca öğretmenlik yapsa ve ölse sadece sınıfındaki öğrenciler onu bilecekti’ sözlerinde olduğu gibi. Ailesi, arkadaşları, öğrencileri için böylesi travmatik bir olayı neredeyse ölümle kavuşulan şöhretmiş gibi lanse etmenin  nasıl bir anlama geldiğini tarif etmek, bu davranışı bir kalıba sokmaya çalışmak insanlık onuruna aykırı.  

Ayşenur da, bu ülkenin neredeyse tüm diğer şehitleri gibi dar gelirli bir aileden geliyor. Tek evlat. Memur olabilmek için üç aydır sözleşmeli öğretmenlik yapıp, bir yandan KPSS’ye hazırlanıyormuş. Acılı annesi ‘benim kızımın hayalleri vardı’ diyor. Konuşmasını dinleyince Ayşenur’un hayalinin, atandıktan sonra eline geçecek olan görece daha yüksek maaş ile  durumu olmayanlara yardım etmek’ olduğunu öğreniyoruz. Doğal bir ölümün günden güne lüks olduğu bir ülkede kurulan hayaller de bireysel olamıyor. Ülke, gencecik bir kıza kendisi için hayal kurma imkanı bile veremiyor.

Hayalsizlik yeni bir olay değil. Uzun zamandır böyle. Bazen gençlerle yapılan sokak röportajlarına denk geliyorum. Hiçbirinin hayali yok. Hepsi doların düşmesinden, ekonomiden, geçim derdinden, adaletsizlikten, başka ülkelere gitmekten bahsediyor. Bir ülke, evlatlarına neden hayal kurdurmaz? Neden bunu çok görür? 

Bugün artık pek çok eşitsizliği cömertce sunan Türkiye vatandaşlarına hayal kurma özgürlüğü vermeyen bir ülke. Zihinlerde bir hayali oluşturacak minicik bir alan bile yok. Başına bir şey gelmeden eve geri dönebilmek, sevdiklerinin iyi olduğunu bilmek, yeterli besine, düzgün bir eğitime, insanca sağlık hizmetine ulaşabilmek hayal değil. Onca sıkıntının arasında değil bir hayali büyütmek, onun peşine düşüp kendini gerçekleştirmek mesele. Öyle görünüyor ki, Ayşenur da sadece kendisi için ufak bir hayal kuramadan gitmiş. Kaderden kedere dönüşen coğrafya besbelli ki hayal kurma konusunda da belirleyici. Cinsiyet eşitsizliğinin giderek daha da arttığı şu dönemde kadınlar hayal kurma konusunda da daha şanssız. Ama dünya büyük, bazı kadınlar daha şanslı. Bazı hikayeler çok ilham verici.

 Ayşenur’un haberini okurken geçtiğimiz hafta sosyal medyada gözüme çarpan Güney Afrikalı yelkenci Kirsten Neuschäfer aklıma geldi. Çok geride kalan iş hayatımda yelkene meraklı insanlar olduğu için bir kadın yelkencinin hikayesi ilgimi çekti. 39 yaşındaki Kirsten, Golden Globe yarışmasının katılımcılarından biri. Okuduğum kadarıyla bu çok sert bir yarışma. GPS gibi modern elektronik aletlerin olmadığı bir tekne ile, karaya hiç ayak basmadan, aile ile doğrudan haberleşmenin olmadığı, tek başına küçücük bir teknede dünya etrafında bir tur atılan aylarca süren bir yarış. Kirsten, sadece denizcilik bilgisinin değil, psikolojik olarak da muazzam bir dayanıklılık isteyen bu yarışın tek kadın yarışmacısı. Bu bile çok ilham vericiyken geçtiğimiz hafta yaşanan bir  olay Kirsten’in adını birden önüme düşürdü. Yarışmacılardan Finli yelkenci Tapio Lehtinen’in teknesi Güney Okyanusunun orta yerinde kısa sürede batıp, acil durum verince bir kurtarma operasyonu başlatıldı. Durumdan haberdar olunca ileri yaşta bir erkeğin okyanusun orta yerinde şişme bir botla kurtarılmayı beklemesini izlemeye başladım. Tapio’nun şişme botuna en yakın denizci Kirsten’di. Yarış yetkilileri motor kullanmasına izni verdi ve Kirsten saatlerce dümende kalarak ertesi gün Tapio’ya ulaşıp onu kurtardı. Çin’e doğru yol alan bir yük gemisine transfer edip yarışına geri döndü. Yabancı basında yer alan bu muzzam hikayede Kirsten’in başarılı bir deniz adamı, ‘seaman’ olarak kullanılıyordu. Modern dünyada kendi hayalinin peşinde yelken yapan bir kadını tanımlayacak cinsiyetsiz bir kelime hala yok. Onun payına düşen eşitsizlik de bu. Ama hayalini yaşayabileceği bir hayatı var.

Bu yazı faşist 12 Eylül darbesinden beri Öğretmenler Günü olarak kutlanan 24 Kasım gecesi yayına girecek. Üç aylık sözleşmeli öğretmen Ayşenur dün toprağa verildi. Anısına yetmiş fidan dikilmiş. Yanıbaşımızda gencecik İranlı kadınlar saçlarını rüzgarda savurabilecekleri bir hayat uğruna katlediliyorlar. Kirsten güneyde okyanusun bir yerinde bunlardan habersiz yolculuğuna devam ediyor. Gencecik Ayşenur’un ruhu şad olsun. İranlı kadınlar ölmesin. Kirsten’in yolu açık olsun.