Yeni eğitim öğretim döneminin başlaması ve okulların açılmasının üzerinden bir ay bile geçmedi. Ama öğretmen ve okul idarecilerine ilişkin cinsel taciz ve istismar haberleri basının ve sosyal medyanın gündemine düşmeye başladı.

Sanki zillerin çalışı, derslerin başlangıcının ya da bitişinin değil de yeni bir cinsel taciz ve istismar sezonunun açılış habercisine dönüştü.

Elbette genelleme yapmanın doğru olmadığını biliyorum. Keza bütün okulların cinsel taciz ve istismarda bulunan öğretmenler ve idarecilerle dolu olmadığını da biliyorum. Hatta birçok öğretmenin ve idarecinin öğrencileri kıskançlıkla koruduğunu da… Bu niteliklere sahip olan öğretmen ve idarecilerin de yazılanları, gereksiz bir alınganlıkla kendi üzerlerine alınmayacaklarını düşünüyorum.

Ancak bu durum, yaşanmış ve yaşanmakta olan gerçeklikleri görmezlikten gelmenin nedeni de olamaz ve olmamalıdır. Çünkü cinsel taciz ve istismara ilişkin kamuoyunda bilinenler yalnızca haberlere konu olanlarla sınırlıdır. Ve haberlere yansımadığı sürece, cinsel taciz ve istismar olayları, yaşandığı çevrenin sınırları içinde kapatılıp gitmektedir. Üzeri örtülerek, unutulmaya terk edilmektedir.

Mağdurlar korkudan ya da bilemediğimiz başka nedenlerden dolayı sorunu dillendiremezken; bunlara ilişkin bilgi ve duyumları olanlar da adam sendeci bir tutumla susmakta ve konuyu yetkililere taşımamaktadır. Olay büyüyüp, basının gündemine gelmediği ya da savcılıklarda şikâyete dönüşmediği sürece bir sır perdesinin ardında yaşanmaya devam etmektedir.

Oysa mağdur olan ya da mağduriyetine sessiz kalınan her öğrenci, yaşadığı travmaların ve korkuların etkisiyle, bilinci derinden yaralanmış ve sakatlanmış bir fert olarak toplumun içine ve geleceğine salınmaktadır. Buna kimin hakkı vardır ki… Elbette hiç kimsenin hakkı yoktur. Anne babalarının bile…

İki Cinsel Taciz ve İstismar Haberi

Yukarıdaki satırları yazmama neden olan haberlerden ilki, BirGün Gazetesinden Mustafa Mert Bildircin imzasını taşıyor. Haberde “Şırnak’ta, 30’dan fazla öğrenciye cinsel istismarda bulunduğu ve cinsel içerikli mesajlar attığı gerekçesiyle açığa alınan Cizre Merkez Anadolu Lisesi Müdür Yardımcısı B.E’nin İstanbul’a atandığı”1 bildiriliyordu.

Haberin devamında ise “Müfettişlerin okul müdür yardımcısı hakkında hazırladığı raporda, “kesin ihraç” talep etmesine karşın B.E’ye, “bir yıl kademe durdurma cezası” verildiği belirtiliyordu.

Farklı haber kaynaklarında ise daha ayrıntılı bilgiler yer alıyordu. Örneğin; Gazete Patika, konuya ilişkin haberinde, B. E hakkında, Şırnak Cumhuriyet Savcılığının basit tacizden soruşturma dosyası hazırladığını, “Ancak davaya bakan kadın hakim”in “bunu basit taciz olarak kabul etme”diğini; nitelikli ve çoklu tacizden dava aç”tığını2 yazıyordu.

MEB “yüksek disiplin kurulu” ise “kesin ihraç” talebiyle önüne gelen ve dahası hakkında “nitelikli ve çoklu tacizden dava aç”ılan bir müdür yardımcısının cezasını “1 yıl kademe ilerlemesinin durdurulması”na indiriyordu.

İkinci haber ise yine bir müdür yardımcısına ilişkindi. Bu kez yer İzmir’di. Haberde “İzmir’in Bornova ilçesinde, bir ilköğretim okulundu okul müdür yardımcısı olarak görev yapan E.D., 30 Haziran’da oturduğu sitenin lobisinde yaşları 14 ve 15 olan iki kız çocuğunu taciz etti. Taciz, çocukların olayı ailelerine anlatmasıyla ortaya çıktı. Bunun üzerine aileler savcılığa suç duyurusunda bulundu.

İfadesi tamamlanan E.D., “adli kontrol şartıyla” serbest bırakıldı. Çocukların aileleri bu defa E.D.’yi Bornova İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü’ne şikayet etti. Şikayeti değerlendiren Bornova İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü E.D.’yi görevden uzaklaştırdı.”3 deniliyordu.

Her iki olayda da failin okul idarecisi olması hem düşündürücü hem de vahimdi. Ve aslında, erkek ya da kız öğrenci demeksizin tecavüze dek ulaşan bu tür cinsel taciz ve istismar olaylarının kökeni geçmiş yıllara dayanıyor ve o günden bu yana da artarak devam ediyordu. Özellikle Milli Eğitime bağlı okullarda… Hatta Kuran Kursları ve cemaat-tarikat ve dini vakıf yurtlarında…

TBMM ve Mahmut Özer’e Çağrı

Okullar, yurtlar, Kuran Kursları ve cemaat-tarikat ve dini vakıf yurtlarında yaşanan ve ancak bir kısmı kamuoyuna yansıyan cinsel taciz ve tecavüz olaylarından çocukları korumak için sistematik ve kurumsal düzeyde geçerliliği olan yasal tedbirler alınmalıdır. Bunun da yeri TBMM’dir.

Lakin bu konuda yasal düzenlemeler yapılıncaya dek de “şeffaflık ilkesi” gözetilerek kurum içi temizliklere başlanmalıdır. Hem de acilen…

İlk başlanacak yerlerden biri de Milli Eğitim Bakanlığında, kapatılan öğretmen ve öğrencilere dönük cinsel taciz ve istismar dosyalarıdır. Bu dosyalar bir an önce açılmalı ve cinsel taciz ve istismar olaylarına doğrudan karışan, görevi suistimal eden, sorumluları korumak için yalan ifade verenler hakkında derhal işlem tesis edilmelidir.

İşte tam da bundan dolayı, hem “Başta Cinsel İstismar Olmak Üzere Çocuklara Yönelik Her türlü İstismarın Araştırılması ve Gereken Önlemlerin Belirlenmesine Dair Meclis Araştırma”ları yapmak üzere kurulan TBMM Çocuk Araştırma Komisyonuna, hem tüm partilerin komisyon üyesi olan ve olmayan milletvekillerine bir çağrıda bulunuyorum.

MEB Kapatılan Cinsel Taciz Dosyalarını Açmalıdır

Ancak bu çağrı öncekiler kadar, hatta onlardan da önce Milli Eğitim ‘Bakan’ı Mahmut Özer’edir. Çünkü sözünü ettiğim tüm cinsel taciz ve istismar dosyaları bir tık uzağındadır. Buradan hareketle, hem araştırma hem de hazır “soru önergesi” niteliğinde şunları soruyor ve yanıtını bekliyorum:

1-2010-2011 eğitim öğretim yılından günümüze dek, MEB’de cinsel taciz eylemleri sübuta erdiği halde okul müdürlüğü ve idareciliğine, dahası il ve ilçe milli eğitim müdürlüğü yöneticiliğine atanan herhangi bir kişi var mıdır? Sakın “Yok” demeyin. Eğer “Yok” derseniz, hemen “Mahmut Özer Yalancıdır!” sözünü başlığa çekerim.

2-Cinsel taciz ve istismar eylemleri sübuta ermesine, hatta bazıları adli olarak da cezalandırılmasına rağmen,  okul müdürlüğüne, idareciliğe, il ve ilçe milli eğitim müdürlüğü yöneticiliğine (müdür ya da şube müdürü olarak) atananların sayısı kaçtır?

3-Cinsel taciz ve istismar eylemleri sübuta erdiği halde okul, il ve ilçe müdürlüğüne ve yöneticiliğine atananlardan kaçı hala görevlerini sürdürmektedir? Sakın ola “Hiçbiri” demeyin!

4-Cinsel taciz ve istismar eylemleri sübuta erdiği halde okul, il ve ilçe müdürlüğüne ve yöneticiliğine atananlardan kaçı, hangi nedenlerle görevlerinden alınmıştır? Bunların içinde, öğrencilere ya da öğretmenlere cinsel taciz ve istismarda bulunduğu için görevinden alınanlar var mıdır? Bir kez daha hatırlatıyorum: Sakın ola “Hayır!” demeyin!

5-Söz konusu, sübuta eren eylemlerine rağmen bu kişileri yöneticiliğe atayanlar başta olmak üzere, bunları korumak için yalan söyleyen, bunlara göz yumarak görevini kötüye kullanan öğretmen ve idareciler hakkında hangi işlemler yapılmıştır? Bunlar cezalandırılmış mıdır? Yoksa taltif edilip kariyer basamaklarını çıkmaları mı sağlanmıştır?

6-Cinsel taciz ve istismar eylemleri sübuta erdiği halde okul, il ve ilçe yöneticiliğine atanan ve hala görevini sürdürenler hakkında ne yapmayı düşünüyorsunuz? Yeni cinsel taciz, tecavüz ve istismar eylemleri sübuta erene dek görevde kalmalarına göz mü yumacaksınız? Yoksa hemen görevden el mi çektireceksiniz?

Şimdi Görev Başına!

İşte yanıtı beklenen sorular… TBMM Çocuk Araştırma Komisyonu üyelerine, tüm partilerin komisyon üyesi olan ve olmayan milletvekillerine ve her şeyden önce de Milli Eğitim ‘Bakan’ı Mahmut Özer’e sunulur. İster araştırmaya girişin, ister “soru önergesi”ne dönüştürün, isterse hemen yanıtlayın.

Özellikle de “hemen yanıtlayın” sözüm Mahmut Özer’edir. Çünkü bu sayede “Kirli işler yapan harama bulaşan haramzadelerle çalışmayacağız" dediği ileri sürülen Mahmut Özer’in de ne denli samimi olup olmadığını göreceğiz.

İşte samimiyetin ve tutarlılığın mihenk taşlarından biri: Mahmut Özer, çocuklara, öğrenci ve öğretmenlere cinsel taciz, tecavüz ve istismar eylemlerini kirli işlerden ve haramdan mı görüyor? Bu eylemleri gerçekleştirenleri “kirli işler yapan harama bulaşan haramzadeler” olarak mı niteliyor? Yoksa cinsel taciz, tecavüz ve istismar eylemlerini vaka-i adliyelik bir olay bile saymıyor mu?

Eğer Mahmut Özer’in, ilk iki soruya yanıtı “Evet”se, bugünden tezi yok, hemen gereğini yapmalıdır. Hem de TBMM Çocuk Araştırma Komisyonunun harekete geçmesini, milletvekillerinin kendisine “soru önergesi” vermesini bile beklemeden.

Sizce Mahmut Özer bunu yapabilir mi? Yoksa ipe un sermeye mi başlar?

NOT: Başta Mahmut Özer olmak üzere, tüm veliler ve öğretmenler bilsin ki “Arzu Okulu” romanı durduk yere, laf olsun torba dolsun diye yazılmadı. Hele hele “Bu okul başka bir okul… Belki de bildiğiniz ya da bildiğinizi sanıp da hiç bilmediğiniz bir okul…” sözü boşuna söylenmedi

* Ankara Üniversitesi, DTCF Felsefe Bölümü mezunu ve “Arzu Okulu”, “Aşk Mavidir Öğretmenim”,  “Öğretmen Düzenin Duvarındaki Tuğla”, “Edebiyat Nedir Ki…”, “Allah dedi Üstad-ı Azam” kitaplarının yazarı. Felsefenin Işığında / Felsefece; http://atalaygirgin.blogspot.com
1 https://www.birgun.net/haber/skandal-atama-dogru-cikti-gerekcesi-ise-hizmetmis-360968
2 https://www.gazetepatika15.com/30dan-fazla-ogrenciye-cinsel-istismarda-bulunan-ogretmen-burak-ekinci-okullarin-acilmasi-ile-goreve-baslayacak-95347.html
3 https://www.gazetepatika15.com/iki-cocuga-cinsel-istismarda-bulunan-okul-mudur-yardimcisi-serbest-birakildi-98921.html