Sakın yanlış anlaşılmasın!

“MEB Cinleri” derken, Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi ders kitaplarında yer alan ya da kafayı huriler, periler ve gılmanlarla bozmuş ve onları düşleyerek yaşayan malum ‘öğretmen’ taifesinin, sınıflarda “gerçektir” diye anlattığı cinlerden söz etmiyorum. Çünkü bunların, zihinsel ifrazattan öte hiçbir gerçekliği de hükmü de yoktur.

Tıpkı; huri, peri, gılman, melek, anka kuşu, tek boynuzlu at, cennet, cehennem, vb ad ve kavramlar gibi, cin de salt imgesel bir kavramdır. Çünkü insan zihninden bağımsız olarak, zamanda ve mekânda var olmayan ve değişmeyen hiçbir şey gerçek değildir.

Bundan dolayıdır ki cin, insanın düşsel / düşünsel olarak zihninde yarattığı ve dış dünyada hiçbir gerçekliğe tekabül etmeyen, neliği olup da gerçekliği olmayan kavramlardan biridir. Ve zamanında bu ayrım yapılamazsa eğer, çocuklarını “öcü”yle korkutarak büyüten bir toplum, gün gelir, birilerinin önünde ya da ardında cinlerle diz çöktürülür.

Dolayısıyla “MEB Cinleri” derken bunlardan söz etmiyorum. Çünkü birilerinin salt kendisi öyle inandığı için hem “doğru” hem de “gerçektir” diyerek, soyut düşünme evresine bile erişmemiş çocuklara anlattıkları cinler, MEB’dekilerin eline su bile dökemez. O halde hangi cinlerden söz ediyorum?

Mahir ve Düzenbaz ‘Cinler’   

Okuyanlar anımsayacaktır. “MEB ve Eğitime Atılan Domuzbağı”1 başlıklı yazıda “Domuzbağının bir ucunda rant diğerinde kadrolaşma vardır” demiş ve şöyle devam etmiştik: Bu işin, kadrolaşma açısından MEB’deki önemli ayaklarından birisi Personel Genel Müdürlüğü, diğeri ise Teftiş Kurulu Başkanlığı’dır.

İşte bu yazıda sözünü edeceğimiz ‘MEB Cinleri’ bu iki birimde kümelenmiş olan tetikçilik ve düzenbazlıkta mahir bazı kişilere ilişkindir. Ve bunlar, genellikle işbirliği içinde çalışırlar. Elbette “MEB Cinleri” yalnızca bu iki birimle sınırlı değildir.

Bunların örneklerine, Milli Eğitim Bakanlığının merkez teşkilatından taşra teşkilatlarına dek, birçok birimde rastlamak mümkündür. Şimdilik elimizde bulunan belge ve bilgiler açısından ilk örneğimiz MEB Teftiş Kurulu Başkanlığına bağlı olarak çalışan, sahibinin işgüderi, düzenbaz ve tetikçi bazı ‘cin’ müfettişlerdir.

Her Şey İki Müfettişe Bakar

Günümüzde birileri tarafından bahşedilen sıfat ve statüleri kendilerinden daha değerli sayacak kadar ilineğin de ilineğine dönüşmüş ve makamlarının ardına sığınarak yetki kullanan birileri… Eğer ki kafalarında herhangi bir kişi hakkında hüküm vermişlerse ya da talimat almışlarsa o andan itibaren ne hukuk ve mahkeme kararları kurtarabilir o kişiyi, ne mevzuat, ne de kazanılmış haklar…

Düzenbazlık ve işgüderlikte sınır tanımayan iki müfettiş yeter de artar bile… Gerisi kendiliğinden gelir. Tıpkı; konumuz olan soruşturma gibi… Bazen müfettişe ve soruşturmaya bile gerek görmeden tetiği kendileri çeker birileri… Bu satırların ardından tam bir usulsüzlük ve kasıt abidesi olan soruşturmadan söz edebiliriz artık.

Garip Bir Soruşturma

Dönemin Teftiş Kurulu Başkanı, ‘ünlü’ Atıf Ala’dır. Söz konusu soruşturma ise hem dosya muhteviyatına hem de iddialara göre, ortada apaçık görünen herhangi bir şikâyet dilekçesi dahi olmadan mevzuat hükümlerine aykırı ve usulsüz olarak açılır.

Her şey yalnızca bir “olur”a dayandırılır. Bu usulsüz soruşturmaya ilişkin müfettişler de bu “olur”a istinaden görevlendirilir. Müfettişler işlerini yine bu “olur”a göre yapar, raporlarını buna göre tutarlar.

Soruşturulanın İfadesi Bile Alınmaz

Öyle ki işler usulsüzlük üzre başlayınca gerisi de buna uygun bir biçimde gerçekleşir. Ve müfettişler Ankara’dan kıpırdama ve hakkında inceleme, soruşturma yapılan ve başka bir ilde bulunan kişinin ifadesini alma gereği bile duymazlar.

Soruşturulan kişiye, hakkınızda yapılan ya da yapıldığı varsayılan “şu, şu, şu iddialara ilişkin ne diyorsunuz?” bile demezler. Bir tek soru bile sormazlar. Ve bir “olur”la usulsüz bir biçimde başlayan soruşturma yaklaşık bir ay gibi kısa bir sürede jet hızıyla tamamlanır.

Masa Başında Başlayıp Biten Soruşturma

Tabir-i caizse her şeyiyle masa başında başlayan inceleme soruşturma süreci yine masa başında hitama erdirilir. Hüküm verilir ve rapor yazılır: Kişinin cezalandırılmasına yöneticilik görevinin üzerinden alınmasına ve öğretmen olarak görevlendirilmesine…

Lakin teklif edilen ve sınavla kazanılmış olan yöneticilik görevinin alınmasına dayanak teşkil eden ceza, beklenmedik bir biçimde il disiplin kurulunda iptal edilir. Ve bir alt dereceye indirilir. Aslında bu ceza da sorunludur ve bundan dolayı mahkemece kaldırılır.

Ne var ki soruşturma sürecinin tamamlanmasını beklemeyen Personel Genel Müdürlüğünün mahir ‘cinler’i, mahkeme sonuçlanmadan hemen harekete geçer ve Teftiş Kurulu ‘cinleri’nve yapılan yöneticilik görevinin üzerinden alınması ve öğretmen olarak görevlendirilmesi teklifini uygulamaya başlar. Oysa sınavla kazanılmış olan yöneticilik görevinden alınma teklifinin dayanağı olan tüm cezalar ardı ardına kaldırılmaktadır.

İş giderek garabet bir hale dönüşmektedir ki Atıf Ala bile bunun üzerine, Personel Genel Müdürlüğüne, kişiye ilişkin durumun yeniden değerlendirilmesi gerektiğini belirten resmi bir yazı yazar. Lakin bunların hiçbir önemi yoktur MEB cinleri için…

Sonunda amaca nail olunmuş, ‘cin’ müfettişler ve amirlerince görev tamamlanmış, Personel Genel Müdürlüğündeki cinler de uysa da olur uymasa da misali gereğini yapmıştır. Bundan ötesi cezalandırılmasına karar verilen ve cezalandırılan kişinin, adalet beklentisi içinde mahkeme kapılarında sürünmeye ne kadar dayanıp dayanamayacağına kalmıştır artık.

“Hak, hukuk, adalet” mi, dediniz? Geçiniz efendim. Derdinizi anlatabilecek ve sizi de dinleyecek bir Markopaşa bulursanız halinize şükredin…

Atıf Ala ve Metin Çakır Bu İşin Neresinde?

Peki; bunca usulsüzlük eşliğinde, kişinin ifadesi bile alınmadan hazırlanan ve ilgili kurula sunulan soruşturma raporundan dönemin Teftiş Kurulu Başkanı Atıf Ala’nın hiç mi haberi yoktur? Eğer varsa buna neden müdahale etmemiştir? Yoksa o da bu usulsüzlükler zincirinin asli bir parçası mıdır?

Hadi Atıf Ala bir yana… Peki; bu raporun altında, şu an Teftiş Kurulu Başkanı olan Metin Çakır’ın imzası var mıdır? Eğer varsa, yani Metin Çakır, usulsüzlüklerle başlayıp biten bu soruşturma dosyası sonuç raporuna imza attıysa, bunu onayladıysa, en az soruşturmayı yürüten ve sonuçlandıran müfettişler kadar suçlu değil midir?

Eğer öyleyse, bu durumda Metin Çakır da en az o müfettişler kadar “MEB Cinleri”nden biri değil midir? Yoksa tam da bu niteliğinden dolayı mı Mahmut Özer tarafından Teftiş Kurulu Başkanlığına getirilmiştir? Yanıtlar sizindir efendim.

Boşuna kadrolaşma açısından MEB ve eğitime atılan domuzbağının en önemli unsurlarından biri Teftiş Kuruludur, demedik. Elbette bunun bir de Personel Genel Müdürlüğü boyutu var ki o da bir başka yazının konusu…

Velhasıl siz siz olun “MEB Cinleri”ne çarpılmayın! Çünkü “gerçektir” diye anlatılan cinlerin tümünü toplasanız bir tek MEB cini yapmaz. Çocukları korkutmanın dışında, üfürükten tayyare bile sayılmaz onların tamamı...


* Ankara Üniversitesi, DTCF Felsefe Bölümü mezunu ve “Arzu Okulu”, “Aşk Mavidir Öğretmenim”, “Lağımpaşalı”, “Öğretmen Düzenin Duvarındaki Tuğla”, “Edebiyat Nedir Ki…”, “Allah dedi Üstad-ı Azam” kitaplarının yazarı. Felsefenin Işığında / Felsefece: http://atalaygirgin.blogspot.com
1 “MEB ve Eğitime Atılan Domuzbağı” başlıklı yazı: https://www.gercekgundem.com/yazarlar/atalay-girgin/2759/meb-ve-egitime-atilan-domuzbagi
2 Bu soruşturma dosyasının, tarih ve sayısını, taraflarını hem yazıyı rakamlara boğmamak hem de gereğinden fazla uzatmamak için, şimdilik, yazmıyorum.