16 Şubat 2014

CHP ve Kılıçdaroğlu'nu İzmir'den vurma planı

CHP İzmir'de zayıflatıldığı taktirde, genel başkanlık tartışması açılacak. Feyzioğlu, Başbakan'la Dolmabahçe'de ne konuştuğunu açıklamak zorunda...
+ A -

Paylaş

Aylar önce kaleme aldığım bir yazıda "Biz sıradan insanlar, siyasetçilerle aynı dünyada yaşamıyor, doğal olarak, ruh hallerini  anlamakta zorluk çekiyoruz'' demiştim. Bu tespiti, kişisel ikbali için her şeyi bir kenara iten ve tüm değerlerini ayaklar altına alan kişiler için söylemiştim. Meğer ne kadar eksik kalmış sözlerim... Bu yüzden, eksiğimi tamamlamak için Halk TV'deki son programda  "Onların Türkiye sevgilerinden şüphe ediyorum'' dedim.

Söyler misiniz?

Haksız mıyım?

CHP'nin İzmir'deki belediye başkan adaylarını açıklamasının ardından başlayan ve bir türlü bitmek bilmeyen tartışmaları büyük bir bezginlik, bıkkınlık ve umutsuzlukla izliyorum. Meğer ''halka hizmet aşkı''yla dolu ne çok siyasetçi varmış çevremizde de farkına varmamışız... İçleri halka hizmet aşkıyla öylesine doluymuş ki; onları hiçbir engelin durduramayacağını görememişiz...

Baksanıza, halka hizmet etmek için daha düne kadar alay ettikleri, dönüp yüzüne dahi bakmadıkları, ''tabela partisi'' diyerek küçümsedikleri DSP'nin tozlu kapılarını kırıp içeri girdiler. Gece altı oklu rozetle uyuyup güne "ak güvercin''le uyandılar. AK Güvercin'i AK Parti'nin İzmir'deki manivelası yapmak için kuyruğa dizildiler!

Yazık; çok yazık...

Alacakları 1000 - 1500 oyla CHP'ye İzmir'de belediye kaybettirmek için yola çıkanları izledikçe, yerlerine atanan kişilere ilişkin olur olmaz yalanları el altından piyasaya sürenleri gördükçe, "İyi ki siyasetçi olmamış ve kirlenmemişim'' diyorum.

CHP'den istifa edip DSP'ye ya da diğer tabela partilerine geçen ve tek amaçları "CHP'ye kaybettirmek'' olan kişilerin sadece ruh halini değil, hangi siyasi planın parçasını olduklarını göstermek de gerekiyor. İstifaları sadece "kişisel hırs ve koltuk sevdası'' ile açıklamak büyük fotoğrafı görmemize engel olur.

CHP siyasetini yakından bilenler, İzmir'in Konak İlçesi'nin Kemal Kılıçdaroğlu'nu İzmir'den vurmak için "pilot bölge'' olarak seçildiğini görüyor.

Plana göre, 2009 yılında ''atama'' yoluyla CHP'den başkan seçilen ancak aday gösterilmediği için  DSP'ye geçmesi beklenen Hakan Tartan, Konak'tan belediye başkan adayı olarak yarışa girecek. Tartan şu sıralar bir de anket yaptırıyor ve oylarını ölçtürüyor. ''Bağımsız'' olarak kaç oy alabileceğini hesaplatıyor.

Tartan, şu ya da bu şekilde adaylığını açıkladığında, Barolar Birliği Başkanı Metin Feyzioğlu da İzmir'e gelecek ve sahada bizzat çalışacak. Bayraklı'da ise CHP'den istifa eden Ege-Koop'un Başkanı Hüseyin Aslan sahaya sürülecek. CHP Bayraklı Belediye Başkan Aday Adayı Aslan, seçim kampanyası için 15 milyon lira (15 trilyon) ayıracak. Bayraklı ve Konak CHP'ye kaybettirildiği taktirde, İzmir'i kazanma ihtimali zayıflayacak. CHP İzmir'i kaybetmese bile, AKP ile arasındaki fark kapanacak. Böylece, İzmir'de CHP'ye belediye ve oy kaybettiren Kılıçdaroğlu'nun liderliği sorgulanacak. Kılıçdaroğlu ''kaybettiren adam'' ilan edilecek. Feyzioğlu da ''kurtarıcı'' olarak CHP'nin başına geçecek... Siz , Feyzioğlu destekçisi Yılmaz Özdil'in ''CHP'ye oy vermeyeceğim'' yazısını boşuna yazdığını mı sanıyorsunuz...

Seçim süresince, "hedef aday'' ise Konak Belediye Başkan Adayı Sema Pekdaş olacak. Pekdaş, hem AKP'ye hem de "Atatürkçü görünümlü gizli AKP'ciler''e karşı mücadele edecek. Pekdaş'ın yargıdaki semboller üzerine söylediği sözlerden cımbızlanan ifadeleri, "Atatürk'ü reddediyor'' şeklinde sunulacak. Böylece, Pekdaş'ın Gezi Parkı Direnişi'ndeki tavrı, Dursun Çiçek'e verdiği hukuki destek, Balyoz ve Ergenekon davalarındaki pozisyonu da unutturulacak. Oysa ki; Pekdaş bu davalarda da her zaman hukuktan yana tavır koymuş, Aziz Kocaoğlu'na yönelik hukuk komplosunu da boşa çıkarmış ve İzmirlilerin alnı açık bir şekilde dolaşmasını sağlamıştı.

Kendisini hiç tanımadığım Sema Pekdaş'ı dün Halk TV'de izledim. Bürosunda yapılan çekimdeki fonda,  büyük bir Türk Bayrağı ile Atatürk'ün portresi vardı. Pekdaş'ın KCK davasına profesyonel bir avukat olarak girmesini eleştirenler ve Pekdaş'a yönelik aşağılıkça ithamlarda bulunanların, Metin Feyzioğlu'nun Fenerbahçeli Nihat Özdemir ile Cem Garipoğlu'nu savunmasını nasıl açıklayacaklarını doğrusu merak ediyorum. Avukatlar, ne zamandan beri aldıkları davalardan dolayı suçlanabiliyor? Bu mantığa göre, Feyzioğlu, Cem Garipoğlu'nun avukatlığını yaptığı için cinayete ortak mı oluyor?

Atatürk, hiçbir şeyden çekmedi bu sahte Atatürkçülük yüzünden... Kişisel çıkarları, hırsları ve koltuk sevdaları yüzünden Atatürk'ü istismar edenler, belli ki bütün bir seçim kampanyası boyunca boş durmayacak ve bir avukatı cımbızlanan sözleri yüzünden recm edecekler...

Peki ne uğruna?

Gerçekten Atatürk'e saygılarından mı, yoksa kaybetikleri ya da oturmayı hayal ettikleri koltuklar yüzünden mi?

Eğer birilerinin Atatürk'e sahip çıkma diye bir derdi varsa, adres çok açık... İşte Atatürk'ün mirası; hepimize emanet ettiği ve ''En büyük eserim'' dediği CHP... Gelir, CHP'de siyaset yapar, yanlışlarını ortaya koyar, eksiklerini söylersiniz. Demokratik kanallar tıkalı ise verdiğiniz mücadele ile açarsınız... Siyaset yapmak, ille bir koltukta oturmak değildir. Milyonlarca kişi, tam elli altı yıldır iktidar olamamasına rağmen, Atatürk'ün partisini terk etmiyor. 12 milyon seçmen, Atatürk'ün mirasına gözü gibi sahip çıkıyor; iktidarın nimetlerini elinin tersiyle iten milyonlarca seçmen, dünyaya önemli bir ''ilkesel ders'' veriyor.

Peki ya siz! Siz ise Atatürkçülük adına CHP'ye oy kaybettirip orayı bir enkaz haline çevirmeyi; sonra da "enkazı devralma'' planı yapıyorsunuz. Şimdiden söyleyeyim; bu plan elinizde patlar... CHP'nin sağduyulu seçmeni size döner ve (Sahi bu planları nerede yaptınız?) diye sorar...

Ki; soruyor da! İzmir'in yerel medyası, şu sıralar İzmir siyaseti ile çok yakından ilgilenen Metin Feyzioğlu'na "Başbakan ile Dolmabahçe'de ne konuştun? Konuşmanızda DSP'nin güçlendirilmesi de var mıydı?'' diyor. Medya, Feyzioğlu'nun DSP üzerinden CHP'ye atlama planı yapıp yapmadığını merak ediyor.

Feyzioğlu'nun yakın çevresi, Barolar Birliği Başkanı'nın bir süre sonra İzmir'e geleceği ve Tartan ile DSP için çalışacağını açıkça söylüyor. Sema Pekdaş üzerinden yapılan demagojinin daha güçlü olabilmesi için de sahaya yeni ''silahlar''ın sürülmesi tasarlanıyor. ''Atatürkçü'' kimliğiyle bilinen CHP İzmir Milletvekili Birgül Ayman Güler,  DSP'ye geçmesi ve Büyükşehir Belediye Başkan Adayı olması için ikna edilmek isteniyor. (Güler'in DSP'lilere randevu vermediği ve fotoğrafın arka planını bildiği için DSP'lilerle görüşmediği iddia ediliyor. Güler ise okuduğunuz yazının ardından yaptığı açıklamada, (Ben planı bilmiyorum. Bana hiçbir DSP'li gelmedi) dedi. Öte yandan, Güler DSP'ye geçtiği taktirde, sıra CHP'nin parlamentoda zayıflatılmasına gelecek. 20 milletvekili, DSP'ye geçmesi için ikna edilmeye çalışılacak.)

Plana bakın; Güler ikna edildiği taktirde, İzmir'in ''duygusal ve Atatürkçü'' seçmeninin bir kısmı DSP'ye oy verecek. Böylece Aziz Kocaoğlu kaybedecek. Kocaoğlu kaybedince AKP kazanacak ama olsun; Feyzioğlu da sonuçta  CHP Genel Başkanı olacak... Biliyorsunuz; siyasette önemli olan ''ülke''nin değil, kişilerin çıkarı...

Önder Sav ve Deniz Baykal bu fotoğrafı gören iki nadir siyasetçi... Hem Baykal, hem de Sav, DSP üzerinden CHP'yi vurma planını yakın çevreleriyle paylaştılar. CHP'nin yeniden dizayn edilmeye çalışıldığını, bu yüzden kimsenin istifa etmemesi gerektiğini söylediler. Ancak koltuk hırsına yenik düşenler, kendilerini o koltuklara oturtanları da bir gecede terk ettiler...

Siyasetin çirkinleştiği ve her yerine çamur bulaştığı aşikar...

AKP'ye karşı mücadele etmek, onun tabanından oy almaya çalışmak yerine, "CHP'nin hazır kitlesi'' üzerinden iktidar kavgası yapmak, ahlaksızca bir tutum...

Baksanıza, her gün yeni bir yalanla uyanıyoruz güne...

Güya; CHP Türkiye'nin her yerinde aday belirleme ekibini Fethullahçılardan kurmuş... Yuh be!

Geçen gün de yazdım; İstanbul, Antalya, İzmir, Ankara ve İstanbul'da belediye başkan adayı yapılanların yüzde 90'ını şahsen tanıyorum. İstanbul adaylarının ise yüzde yüzünü... İçlerinde bir tekinin bile Fethullah Gülen Hareketi ile uzaktan - yakından ilişkisinin olmadığını biliyorum.

Bu yalanı söyleyenler; Adnan Keskin, Gökhan Günaydın, Umut Oran, Bihlun Tamaylıgil ve Bülent Tezcan gibi isimlere de haksızlık ediyor. Ulusalcı kimlikleriyle bilinen Aday Belirleme Komisyonu üyelerinin hangisi Fethullah Gülen Hareketi'ne yakın ya da en küçük bir sempati duyuyor söyleyebilir misiniz?

Bu gibi yalanları okuyunca, bu yalanları yayanların da dolaylı olarak AKP'ye çalıştığını ve hangi pazarlıklar içine girdiklerini görüyorum. AKP'ye karşı mücadele etmek yerine, tüm enerjisini CHP tabanından kendisine oy devşirmeye çalışan odakların varlığını gördükçe, siyasetin sadece AKP değil, muhalefet cephesinde de büyük bir erezyona uğradığını rahatlıkla ifade edebiliyorum... AKP, karşıtlarını da kendisine benzeterek iktidarını koruyor.

Bakın; Türkiye büyük bir yol ayrımına gidiyor. AKP hükümeti ve Erdoğan, seçimden başarıyla çıkabildiği  taktirde daha da gaddarlaşacak. Hukuk, yasa, anayasa tamamen rafa kaldırılacak. Başta internet siteleri olmak üzere, ''merkez medya'' tamamen denetim altına alınacak. Yakın bir zamanda Vatan ve Hürriyet'in tepe kadrolarında sarsıcı değişiklikler olabilir. Milliyet ise tamamen makas değiştirecek ve Yeni Şafaklaştırılıcak... Keza ortada durmaya çalışan Hürriyet'i de aynı akıbet bekliyor... AKP, internet sitelerini  yandaşlaştırma operasyonuna da hız verecek... Reklam ve ilan desteği ile internet siteleri AKP'nin yan kuruluşu gibi çalıştırılacak.

AKP'nin diğer alanlarda yapacağı ya da yapmak istediği uygulamalara değinmiyorum bile... Onları zaten görüyorsunuz...

Böyle bir ortamda, CHP'yi yerel seçimde hırpalamak, güçten düşürmek, adayına kaybettirmeye çalışmak, kimin işine yarar? Bu tablodan kim karlı çıkar?

Bu sorunun cevabı o denli basit ki; söylemeye gerek bile yok...

Evet doğru; CHP Genel Merkezi aday belirleme sürecinde hata yaptı, yanlış adımlar attı. Daha hassas olabilir, kırmadan dökmeden bu süreci götürebilirdi. Ancak bunların hiç biri, AKP'yi dolaylı olarak güçlendirmek için mazeret olamaz...

Kılıçdaroğlu ve MYK'sı ile yaklaşık üç yıldır birkaç istisna dışında  doğrudan hiçbir teması olmayan bir gazeteci olarak söylüyorum bunları... Çünkü; Türkiye'nin CHP'ye ihtiyacı olduğunu biliyorum... Bu yüzden, aydın sorumluluğu gereği, DSP üzerinden CHP'yi vurma, güçsüzleştirme, oyun dışında bırakma ve yeniden dizayn etme planına karşı herkesi uyarıyorum...