Geçmiş güzellemesi yapıyorum diye linç ediliyorum, bir güruh tarafından dışlanıyorum. Doğrusu dışlanmak pek de umurumda değil çünkü asıl sizi her kitle seviyorsa kişiliğinizde ve ideolojilerinizde sıkıntılar var demektir ve bu sizin lümpen olduğunuzu gösterir. Hiçbir zaman ayçiçeği gibi güneşe dönmedim. Doğru bildiklerimi savunduğum için iş yerlerinden kovuldum. Sorun değil yanımda kalanlar bana yetiyor.

Yine doğru bildiğimi savunuyorum ve “yanlış yapıyorsunuz” diyorum. Yanlış çocuklar yetiştiriyorsunuz bunun acısını ilk başta siz çekeceksiniz sonra tüm toplum çekecek diyorum.

Sizlere önce Amerika burslarıyla eğitim görmüş insanları getirdiler. Bu insanları sorgulamaya fırsatınız olmadan her yerde onları görmeye başladınız ve bir anda onların sözlerine karşı çıkarsanız toplumdan aforoz edileceksiniz gibi bir algı yaratıldı.

Bu uzmanlar çıktı;

Önce çocuklarınıza öğüt vermeyin, bu onlarda utanç duygusunu tetikler, dediler. Utanma duygusu olmayan bir insandan daha korkunç bir varlık düşünemiyorum.

Sonra çocuk bir bireydir ve kendi kararlarını kendisi verebilir, dediler. 18 yaşından küçük herkes çocuktur. Eğer çocuk kendi kararlarını kendisi verebilirse ne yemek istediğini de sorun ya da malı mülkü yürütün yönetsin bakalım. Çocuklar salt kendi mutlulukları için yaşamalıdır gibi bir algı oluştu. Çocuğu toplumdan ayırıp, sosyal varlık özelliğini yitirmelerini sağlamak istediler. Mahiye Morgül bu deyişin karanlık kısmını da yazıyor ve diyor ki; “9 yaşındaki çocuğu ders seçmeye yönlendirmek için tuzak bir söylemdir. Bir ülkenin geleceği çocuğun kaprislerine bırakılmaz. Bu söylem çocukları seçmeli derse yönlendirmek için ortaya atılmış bir kavramdır.” Ki tam da bu düzen işliyor artık.

Ödül-ceza yok. Yahu tamam ben de çocuğu pata küte dövelim demiyorum da bu söylemi biraz abartmadık mı? Söylemi ortaya atanlar çocuğa “aferin” sözcüğünün kullanılmasını bile yanlış buluyor. Çocuğa yapmadığı ödevini yapması için tekrar aynı ödevin eve gönderilmesini de yanlış buluyorlar. Ama ne hikmetse aynı ortamda Montessori eğitimi de revaçta. Montessori de şöyle lanse edildi “Çocuk ne isterse yapar, kurallar yoktur.” Tam tersine Montessori aslında katı bir eğitim şeklidir ve çocuğu küçüklükten itibaren özgür kılar ama bu özgürlüğün içinde yaptığı hataların sorumluluğunu almak da vardır. Örneğin; çocuk yere su döktüyse bunu kendisi silmelidir, der. Şimdi bu iki anlayış birbirleriyle çelişmiyor mu? Çocuk bitki mi ki biz onlara müdahele etmeyeceğiz? Maaşı bir gün gecikse bağıran, kavga eden insanlar ödülsüz bir yaşamdan bahsediyorlar. Trafik cezası olmasa bir gün kırmızı ışıkta beklemeyecek insanlar cezasız yaşam güzellemesi yapıyorlar. Ben de soruyorum aklayıp pakladığınız bu yaşamdan çıkınca çocuklarınız ne halde olacaklar? Yani gerçek dünyayla karşılaşınca?

“Beni güçlü kılan çaresizliğimdi.” der eğitim felsefecisi Pestalozzi. Siz çocuklarınıza bütün çareleri yaratırsanız onlar kendilerini nasıl güçlü kılabilirler ki? Onlara her zaman yanlarında olacağınızın garantisini verebiliyor musunuz ya da refahınızın güvencesini?

Bırakınız bu modern söylemleri. Çocuk yetiştirmek yemek tarifi vermek değildir. Her çocuğun yaşamı farklıdır. Elit bir kesime hitap edip birkaç alkış toplayacağız diye ülke genelindeki çocukların yaşantılarına kör kalıyorsunuz. Eğitim ülkenin tamamını kapsamalıdır.

Bencil, değer yargıları olmayan, adabı muaşeretten uzak, bilgiye hevesi olmayan, astını sevmeyen üstünü saymayan, kurnaz, tarihini bilmeyen, vatan sevgisinden bihaber çocuklar önce sizi sonra tüm toplumu bitirirler.