Dün çok sevdiğim gazeteci büyüğüm Banu Avar’ın bir konuyla ilgili yazısını okudum.

“Dünya vatandaşı” diyordu yazı.

Türkiye’nin en eski özel okullarından birinin kayıt alabilmek için çıkardığı yeni mottosuymuş. Çocuklarımız bu okulda bir dünya vatandaşı olarak yetişeceklermiş. Ne mutlu bize!

Peki bu ne demek?

1947-1949 yıllarında gelen Amerika’nın iyi niyetli! yardımlarına yani Truman Doktrini, Marhsall Yardım’ına kadar dayanıyor bu söylemler aslında.

Bir sözü, düşünceyi, davranışı iyi anlayabilmek için onu kimin savunduğuna iyi bakmak gerekiyor.

Küresel vatandaş, dünya vatandaşı, globalleşme bunların hepsi senelerdir bize dayatılmaya çalışılan söylemler. Sınırlar içindeki milliyetçiliğin önemsizliğini anlatan Batı, bu durumda ne düşünüyordu?

Banu Avar’ın belgeselinde ASALA’nın avukatı, Ermeni Soykırım Yasasının mimarı ve Sarkozy’nin danışmanı Patrick Devejian’la röportajına denk geldim. Avar, Devejian’ın Ermeni olduğunu vurgulayan bir soru sordu. Bunun üzerine Devejian çok sinirlendi ve “Ben Ermeni değil, Fransız’ım.” dedi. Şaşırtıcı bir cevaptı. Türkiye’de ırklar üzerinde bunca oyun oynayan kişi olaylara ırk olarak değil içinde bulunduğu ülkenin menfaatlerince bakıyordu. Kendisini Fransız hissediyor ve Fransa için çalışmaktan gurur duyuyordu. Yani o ülke sınırlarında yaşayan kişilere Fransız dendiğini kendi ağzıyla söylüyordu.

Bizim ülkemizde ise o sıralar Can Paker harıl harıl çalışıyordu. Kendisi 2001 yılında kurulan Açık Toplum Enstitüsü Yardım Vakfı’nın (OSIAF) yönetim kurulundaydı. Sık sık küresel toplum olunması gerektiğini savunuyordu. Peki bizim küresel olduğumuzdan milliyetçi Batı’nın haberi var mıydı? Çünkü tek başına bizim küreselleşmemiz bir işe yaramayacaktır. Paker, aynı zamanda TESEV’in de yönetim kurulundaydı.

Can Paker’in eniştesi olan Mehmet Barlas Soros Vakfı’nın katkılarını şu satırlarla anlatıyordu;

“Paker’in yönetimindeki TESEV, Soros Vakfı’ndan Türkiye’de en fazla katkı alan kuruluş. Bunun yanında Ayşen Özyeğin’in ‘Ana-Çocuk Eğitimi’ çalışmaları yapan vakfı, Bilgi Üniversitesi’nin ‘Medya-kronik’ internet sitesi de Soros Vakfı’nın desteklediği kuruluşlar arasında…” (Sivil Örümceğin Ağında, Mustafa Yıldırım- Ulus Dağı Yayınları)

George Soros ise TESEV ve bazı sivil toplumcularla birlikte eğitime katkıda bulunacağını açıkladı ve sözünü tutup milyonlarca dolar hibe verdi.

Bir yerde böyle ciddi meblaların karşılıksız dönmeyeceğini açıklamama gerek yok. 1947-1949 yıllarında başlayan eğitimde Amerikanlaşma süreci Soros gibi vakıflarla devam ediyordu. Ekonominiz yerli ve milli olmazsa hiçbir şeyiniz yerli ve milli olamaz. İnsanlar size verdikleri paraların karşılığını bir şekilde alırlar. Amerikalılaşma söylemini Banu Avar “kültürel iğdiş” olarak tanımlıyor, ne doğru bir tanım.

Aslında her alanda Türkiye’de etkin olacaklarını  Amerika hiçbir zaman söylemekten çekinmedi. Öyle ki Max Von Thornburg 1947 yılında şu korkutucu sözleri sarf etmişti;

“Yalnız sermayemizi değil, hizmetlerimizi, geleneklerimizi, kültürümüzü ve ideallerimizi de Türkiye’ye konuşlandıracağız.” (Gün O Gün’dür, Banu Avar-Remzi Kitabevi)  

Öyle de oldu elbette.

Bizim okullarımızda artık dünya vatandaşlığı, IB eğitimleri reklamları yapılıyor. Çocuk yetiştirmekte ise öğütlerin çocuklarda utanç duygusuna yol açacağı söyleniyor, teyze/ amca/abla gibi hitapların çocuklarda özgüven kıracağı algısı oluşturuluyor. Kültürel her durum yobazlık göstergesi gibi lanse ediliyor, adabı muaşeret ise çocukların kişisel haklarını ihlal ediyor!!  Erasmus gibi takas programları başlıyor, buraya gelenler toplum yapısını analiz edip ülkelerine anlatıyor yurt dışına gidenler ise birer Batılı olarak geri dönüyorlar. Anne ve babalara, “çocuklarınızla arkadaş olun” söylemleri pompalanıyor, çocuklar ailelerine isimleriyle hitap etmekten hicap etmiyorlar. Çünkü biz artık ilerici Amerikan bir toplumuz!!

Yazımı sonlandırırken ilkokulda öğrendiğimiz temel bilgi olan Atatürkçülüğün İlkelerini sizlere aktarmak istiyorum.

Her yeri yabancı sermayelere satarak DEVLETÇİ,

Irk, dil, din, mezhep veya ekonomik açıdan belirli bir zümreyi üstün tutup ayrıcalıklar vererek HALKÇI,

Dünya vatandaşı zırvasıyla MİLLİYETÇİ,

Din ve devlet işlerini evlendirerek LAİK,

Atatürk’ün bütün devrimlerine karşı çıkarak da İNKILAPÇI

OLAMAZSINIZ.