İnsan  Hakları Savunucusu Aktivist Av. Cevahir Kılıç

Bugün LGBT haklarının korunması, İnsan Hakları Hukuku kapsamında ele alınıyor. Bu hakların korunmaması ise, Anayasal ve Medeni Haklar boyutunda sorunları da beraberinde getiriyor.

Boğaziçi Üniversitesi eylemleri ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın “yeni anayasa’’ çıkışı, LGBT hakları konusunda tartışmaları da gündeme taşıdı. LGBT haklarının insani bir hak olarak Anayasal düzeyde güvenceye alınması beklentisi doğdu. Bu noktada, LGBT haklarının Anayasal güvenceye alınmasının, yalnızca Türkiye’de değil küresel çapta bir ihtiyaç olduğunun da altını çizmek gerekiyor.

Türkiye ekseninde ise, LGBT’nin siyasal düzlemde bir kültür mü yoksa bir sapkınlık mı olduğu tartışmaları insan hakları düzeyindeki tartışmaların önüne geçti. Bunun en büyük nedenlerinden biri olarak, Türk hukuk sisteminin LGBT hakları için henüz hazır olmaması görülebilir.

Öte yandan Anayasal ve Medeni Hakların LGBT için tanınmaması, Türkiye'de birçok hukuki problemin doğmasına yol açabilir.

 Türk hukukunun bunun karşısında durması mümkün olmayacaktır. Mecburi bir dönüşüm kaçınılmazdır.

Ayrıca hukuk sistemimizin Anayasal ve Medeni Hakları örnek aldığı Fransa, İsviçre gibi ülkelerdeki değişim de hukuk sistemimizi etkileyecektir.

Zaten Türkiye'de Vatandaşlık Hakları ve Medeni Hakların pratikteki uygulamalarına bakildigi zaman, hukuki çözümler üretilmediğini görebiliyoruz. Bu nedenle esas olan, LGBT haklarının tanınması ve buna ilişkin yasal zeminlerin oluşturulması zaruridir.

Peki neden yasal zeminler oluşturulmalı? Çünkü dünyada gerçekleşen LGBT evliliklerine baktığımızda, bu olgunun medeni sonuçlarının Türkiye’de nasıl çözümleneceği konusu da hukuki boşluklar mevcut. Yine miras, evlilik, evlat edinme gibi birçok başlık altında da önce medeni hakların çözüme kavuşturulması şart.

Toplumsal ve kültürel değişimler, zaman içinde kurallar ve kanunlarında dönüşmesi mecburiyetini doğurdu. Her ne kadar ülke olarak kendimizi hazır hissetmesek de kültürel küresel hukuk, iç hukuku etkileyecektir. Bu nedenle Türkiye’de değişim çanları er ya da geç çalacaktır.

2001 yılında mecliste Medeni kanuna göre evliliğin tanımı, iki kişinin uygun irade beyanını açıklaması olarak kabul edilmedi tartışmalara yol açtı. Evliliğin tanımı Meclis’te iki kişi karşı cins olarak kabul edildi. Günümüzdeki tartışmalara ilişkin bu süreç en az on yıllık bir süreçtir. Bununla birlikte küresel ve toplumsal değişim ihtiyaçları da açığa çıktı.

Bu nedenle LGBT’ye Anayasal hak olarak güvence verilmeli ve Medeni Haklar tanınmalıdır. Aksi halde heteroseksüel kesim de zarar görecektir.

 Şöyle ki; Bugün karşı iki cinsin birlikteliği zina ve boşanma sebebi olarak kabul ediliyor. Ama ayni iki cinsin birlikteliği zina  boşanma sebebi olarak görülmüyor. Bunu bir örnekle açıklayalım. Bir kadın , kocası onu başka bir kadınla aldattığı zaman mahkeme bunu zina olarak tanımlıyor. Ancak erkeğin kadını başka bir erkekle aldatması, zina tanımı içine girmiyor. Durum, bu yönde bir eşitliği zorunlu kılıyor.

Ayrıca, bu haliyle de ülkemizde bir evlilik imkanı olmadığı için kanunun etrafından dolanarak, evlat edinme yöntemiyle benzer yasal haklara sahip olunmaya çalışıldığını görüyoruz.

Türkiye olarak Avrupa Birliği’ne üyelik sürecinde bizden istenen tüm şartları kabul ediyoruz. Ama bu kuralı veya bu kültürü kabul etmiyoruz deme hakkına sahip değiliz.

Böyle bir şansımız veya lüksümüz yok. Çünkü değişen ve küreselleşen dünyada hukukun değişimi Türkiye için de geçerli olacaktır. Bu nedenle Anayasa ve kanunların değişimi bir gereklilik olarak karşımıza çıkmaktadır.