Zihin çok enteresan... Beynimiz , eksikleri anında tamamlama ihtiyacı duyar, çünkü belirsizlik kadim bir tehlike kaynağıdır insan için, boşlukları da bir an önce doldurur o yüzden, ne ile dolduruyor bu boşlukları peki, tabii ki bildiği veya deneyimlediği ile... Peki mutlak doğru mudur bildiği...?

Manipülasyon nasıl  işliyor; mutlak doğru sandığı, aynı zamanda insanın en büyük aldanışıdır da. Şöyle ki  ilk önce mutlak bir doğru kabul ettirilir, mesela bir kurtarıcı fenomeni, daha ortada problem yokken, çözüm empoze edilir beyine, sonra o problem gerçekten yaratılır, kendiliğinden oluşmaz, bazen de yaratılır! ; sanal bir tehlike alarmından sonra, o kurtarıcı sorgulanmadan kabul edilir, çünkü zihin tehlike anında, bildiği, etüt ettiği, en çok maruz kaldığı, çoğunluğun uyguladığı yönteme yönelir... Böylelikle beyin, a olursa b yi seçmeliyim çıkışını çoktan kabul etmiş olacaktır, boşluk hemen b ile dolar ve kemikleşen o çarpık gerçekliğe artık istenilen konu, problem ya da kahraman eklenir yada çıkarılır, oysa ortada a yoktur ki b olsun, üstelik a olsa bile çözüm b değil c, d, e, f, g... de olabilir ...

Öyle bir dönemden geçiyoruz ki herşey mi belirsiz olur diyor insan , evet herşey belirsiz; an belirsiz, gelecek belirsiz hatta geçmiş, geçmişteki rutinlerimiz bile belli belirsiz şu an. İleride neye adapte olacağımız bile belirsiz.  İnsanın psikolojik mekanizması belirsizliği otomatik olarak tehlike şeklinde yorumlar, hayatta kalma güdüsüyle en kötüye ve yaşamını sürdürmeye hazırlamalıdır hareket planını çünkü, zaten manipülasyonda kullanılan en işlevsel teknik belirsizlik yaratmaktır, tehlikeyi göremeyen adlandıramayan insan çoğunluğun etrafında toplanmaya yatkın olur ve kitle yönetimi de böyle başlar; belirsizlik  tehlike izlenimi kitleye katılma ve  sorgulamadan sürüyle sürüklenme... Ve en sonunda sorgusuz sualsiz kabul edilen

” Kurtarıcı” arketipi... Bu noktadan sonra sunulan her sistem sorgulanmadan kabul edilir, en azından belirsizliği ortadan kaldırdığı için şeytanın bile peygamber görülmesi kaçınılmaz olmuştur bir nevi!

Peki nasıl korkarız... ? Suç ortakları: medya, tv, siyaset, çarpıtılmış din öğretileri ,para ,savaş , savaş söylentileri, şiddet  ve felaket haberleri ... Korku ve belirsizlik sorgulama yetisini yavaşlatır, hayatta kalma güdüsüyle kitleler yönlendirilmeye açık ve çoğunluğun etrafında toplanmaya yatkın olur. Birey ardı ardına sık ve yoğun tehdit sinyallerine maruz bırakılarak  beyinde korku duygusundan da sorumlu amigdala merkezinde , manipülatörün  gerçekleşmesini istediği  davranışlara  götürecek sinir ağları yani davranış modelleri olusturuluyor. Tehdit içeren sinyal ne kadar sık aralıklarla tekrarlanır ise böylelikle nöronlar arasındaki bağlantılar giderek güçleniyor ve gerçekliğini sorgulamadan duruma inanma ve buna uygun davranışta bulunma süreci başlıyor işte bu noktadan sonra da  kitle yönlendirilerek istenilen bir ideoloji etrafında toplatılıp pasifize edilebiliyor. Çünkü en kötü senaryo bile belirsizlikten daha güvenilir geliyor insana.  “The Dark Knight  2008” filminden bir replik geldi aklıma  ''Biliyor musun neyi fark ettim? Her şey plana göre gittiğinde kimse paniklemiyor. Plan korkunç olsa bile..."

Klinik Psikolog Nilgün SALTAŞ

Film Önerim de var tabii ki bu konuyla ilgili :

Ray Bradbury'nin ilk olarak 1951 senesinde basılmış kitabından uyarlananan , 1966 yapımı “ Fahrenheit 451” filmi gerçekten bir kült filmdir. Ayrıca bu filmin tiyatro uyarlamasını da izlemek isterseniz Erdal Beşikçioğlu’ nun yönettiği ve oynadığı “Fahrenheit 451” tiyatro sahnesinde online izleme seçeneğiyle de izleyicisiyle buluşuyor. 

Hikaye distopik bir dünyada geçmektedir. Devlet, tüm kitapları yasaklamış ve kitap kavramını tedavülden kaldırmıştır. İtfaiyede çalışan Guy Montag'ın görevi de bu kitapları yakmaktır. Ancak Montag bir gün uykusundan uyanacaktır... İyi seyirler...