KAYDA GEÇSİN

Çirkinleşmek ve ‘mal’ laşmak bir toplumun başına gelebilecek en korkunç felakettir , dış borçlar ödenir ama bunun bedelini kim kime ödeyecek , hasar nasıl giderilecek meselesi daha tartışılmıyor bile, malum hemen ‘önce vatan’ diyorlar .

Her değişimi rönesans sanmak her okumuşu aydın zannetmek gibi bir şey , ‘mal’ laşmak da böyle bir ‘rönesans’ , içinde ne ararsan var ama sanat , edebiyat yok hayatı yaşanası kılacak hiç bir şey yok .

‘Mal ‘ laşma hali bütün dünyada bir salgın , tüketiciyken tüketilen olmak fena çarptı insanları .

Poz veren eşinin bacakları , memeleriyle övünmek, kızının resimlerinde artistik , entelektüel metaforlar ,olmayan bale figürleri aramak , saçmalamak hep bu gönüllü ‘mal’ laşma nın ürünü .

Ve bütün bunları din ve sanat ile anlamlandırmaya çalışmak globalleşme zannetmek tam ‘mal’lık .

Eşinin doğum gününü instagramda kutluyor , umuma arz etmeden kutlayamıyor , evde yüzyüze bakmıyorlar herhalde !

Ya da sevgilileriyle gittiği otellerin plajlarından paylaştığı resimler herkes tarafından beğenilsin istiyor olabilir ama beğenmeyenleri süründürme tehdidi nesi ?

Bu Mal’laşma, ‘Tüketilen’ hale gelmekten hem iktidar hem muhalefette olup kar paylarını alanların şimdi rönesans yapmasını beklemek safdillik olur .

Partilerin liderleri bu facianın farkındalar ki kendi içlerinde ciddi değişimler yapıyorlar , ‘ gelen gideni aratır kumaş bu ‘ demiyorlar I Yukarıda Allah var adamlar deniyor .

İktidarın durumu ise doğal olarak çok daha karmaşık ve zor , muhafazakarlık ve rönesans kelimeleri bir araya gelince Lorel ve Hardy gibi oluyorlar zaten .

Ve tabii kimliklerini , varlıklarını borçlu oldukları AKP yi eleştiremez halde olanlar ise varlık nedenlerini elbette kaybetmek istemiyorlar , AKP’nin en ciddi sorunları bunlar , muhalefet değil !

Ve şimdi bunların kimilerinin ‘ ben içinde idiysem bu onlardanım demek değil , dıştan bakıyor isem onlardan değilim demek de değil meğersem ‘ gibi Fasulyeciyan tiradları komik oluyor .

Bir başka sorunumuz ise ;

Bilhassa yurtdışındaki üniversitelerde okumuş ve yurtdışındaki ciddi kurumlarda hala görev yapmakta olan birbirinden değerli insanlarımızın ekranlarda siyaset, uluslararası ilişkiler konuşanlarının ezici çoğunluğunun sanki sözleşmiş gibi konuştuklarının aynı şeyler olması , devamlı

Osmanlı , Azınlıklar, Ortadoğu konuşuyorlar bu üç konu ekranların Baba, Oğul , Kutsal ruh üçlüsü oldu .

Ne kadar ilginç , kaynağında değilde ABD, İngiltere’de araştırıyor olmaları meseleyi , arada tatillerde uğruyorlar bizim ekranlara , herhalde Ortadoğu New York’a sabah geliyor akşam dönüyor .

Diğer bir ortak noktaları ‘Azınlık’ kelimesini de yavaş yavaş itina ile Müslüman ve Müslüman olmayan Osmanlı tebası olarak değiştiriyor olmaları .

Olmayan Osmanlı’nın Cumhuriyet sınırlarında yeni bir bölünmesi fantastik bir durum !

Saniyen Müslümanların karşısında diğer inançları birleştirmenin son icadı böylece yine bizim prof. Nimbüs’lerden çıkmış oluyor !

Böylece , bir ayırım olacaksa Müslümanlar ve Müslüman olmayanlar arasında olmuş olacak ki bu da Müslümanlar arasındaki bölünmeyi önleyecek herhalde .

Bilhassa ‘ ne olacak ABD ile halimiz ‘ mealindeki sorulara konunun uzmanı olmadıklarını söyleyerek ‘tamamen kişisel görüşüm’ diye altını çizerek cevap veren ‘bilimci’ çok …

Sanki bir yerlerden çekiniyorlar gibiler ‘ Ulan sen ne dedin bizi bağlayıcı , böyle mi tenbih ettik ’ diye azar işiteceklermiş çekincesiyle ürkek bir cevap veriyorlar , yoksa bilimci bir insan elbette kendi düşüncesini söyler komşusunun , kayınpederinin eski karısının düşüncesini söyleyecek hali yok , velhasıl ancak ergenlerin sivilcelerinin verdiği güvensizlikle söyleyeceği şeyler bunlar.

ABD’de tahsil terbiye görmüş ama antiemperyalistimiz çoktur , ikisini birden olayım derken saçları dökülenler var , ben denemedim bile kel olurum diye .

Trump ile son durumlarda da çok arada kaldılar , tamam antiemperyalistiz ama o kadarda uzun boyle değil modunda kısa boylu antiemperyalist nasıl olunur anlatmaya çalışıyorlar .

 ABD Türkiye ilişkilerindeki krizin nedeninin Yeni Ortadoğunun nasıl bir dengede olacağı konusunda ABD ile Türkiye’nin farklılıkları olduğunu , bu farklılılığının kriz ürettiğini buyuruyorlar kimileri, ve bu sürer diyorlar.

Fakat farklılıkların neler olduğunu ne soran var ne de açıklayan çünkü soracak olanların cesareti sorularında değil bunak konukları madara etmekte olduğundan kolayına kaçıp son çıkan sivilcesine bakıyor aynada.

Ve fakat ne gariptir bu değerli insanlarımız yani yurtdışında Osmanlı ve Ortadoğu konularında ilim yapmakta olanlar kendilerine ne sorulursa sorulsun zaten konu dönüyor dolaşıyor Osmanlı Devletinin Hristiyan tebası ile sorunlarına geliyor , aman azınlık demiyelim teranesini müteakip .

 

Bunlar tam sersem olmuşlar yurt dışında , kardeşim ne diyeceğiz, çoğunluk mu zaten şunun şurasında 32 kişi kalmışlar , hepsi Cumhuriyetin vatandaşı senin olmayan Osmanlı’nın olmayan Hristiyan tebasıyla ne alıp veremediğin var , herkes ergenlik geçirdi bunlarınki hayli geç ve biraz ağır geçiyor galiba.

 

Osmanlı’nın 1800’lerin başında Avrupa için bir pazar olduğu anlatılıyor, güzel, sanayi devrimini yapmış batı arz fazlasını nereye kakalayacak , tamam fakat aralarında 1838 İngiliz Ticaret anlaşması ile anladığım kadarı çok özetle Osmanlı’nın ‘vallahi biz sanayi devrimi yapmıyacağız söz ‘ anlaşmasını kimse anlatmıyor, niye ? Neyseki Soner Yalçın son yazılarından birinde hatırlattı .

 

Osmanlı’nın paramparça edildiği dönemine duyulan özlem ve methiyeler ise ergenlerin bir daha, bir daha sünnet olacağım tutturmaları gibi , Osmanlının çöküş dönemine hayranlık , değerler çıkartmalar , heves etmeler tam ‘mal’ lık .

 

Yeni Ortadoğu Tasavvurunda günümüzde ne kadar güç varsa müdahil ama 1818 dünyası öyle değil sadece İngiltere ve Fransa vardı diyen professör bile çıktı !

Hadi yurt dışında çalıştıkları yerlerde bunları her kütüphaneye güvenlik nedeni ile sokmuyor olabilirler ama o kütüphanelere girmişlerin yazdıkları kitapları da mı okumuyorlar ,belgeli , bilgili….

 

 

Almanya olmaz mı , İsveç, Rusya Kanada, dolaylı olarak bir iki Avrupa ülkesi daha hep beraber Sovyet devriminin tamamlanmasını kotarırlarken ünlü şirketlerin genel müdürleri sovyetlerde pozisyon almış , anlaşmalar imzalıyor vaziyetteler , yapma profesörüm karşında eski halk yok , sen bakma maddi durum kötüleştikçe zihnimiz açılıyor.

 

‘Atarlı Ergen ‘ teşhisi konulan ‘Aydın’larla kimler kastediliyor bilemem , ama Sayın Cumhurbaşkanına muhalif oldukları doğru değil , sorun zaten burada başlıyor tam aksi destek veriyorlar işte felaket orada başlıyor zaten !

Alev Alatlı’nın buyurduğu gibi muhalefet ‘Atarlı Ergen ’ filan değil .

 

Neyse , biz zaten ‘Ergen’ diyince uzun zamandır sadece Gülben Ergen’i bilir olduk , Gülben Ergen atarlı mıdır bilemem ama bunlarla kıyas edilemeyecek derecede tutarlı .

Daha hiç bir aşk karşısında yenildiğini görmedim bu konuda örnektir , iftihar vesilemizdir , hiç göz yaşına bakmaz , kodumu kapının önüne oturtur , aslan gibi kripto bir feministtir .

Allah bağışlasın tuhaf isimli güzeller güzeli üç çocuklu kripto bir feminist olarak Türk tarihinde yerini almıştır .

 

Bu ‘Atarlı Ergen’ lafı : Kübra Par’ın ‘Açık ve Net’ programındaki konuğu Alev Alatlı’ dan çıktı bizde bu yazıda peşine takıldık kayda geçirdik efendim , elimizden gelen budur.

Not : ‘Aydın ‘ tanımı bir başka kurt masalımızdır Kübra hanımın Alev Alatlı ile söyleşisi Prof. Yalçın Küçük ve Alev Alatlı’nın 1994 yılında HBB televizyonunda Rahmetli Erhan Akyıldız’ın Yüksek Tansiyon isimli tartışma programındaki söylemleriyle paralel analiz edilebilse keşke , çok tuhaf durumlar esaslı sorular çıkar , ‘Vidal vs Buckley ‘ tadında tekrar karşı karşıya getirilebilseler işte medyada o zaman rönesans olur !

Konuk tek kişi olunca artı ve eksiler formatta tartışılamıyor (pros and cons ) sorular cesur olsa bile .

Bu durumda , sadece Alatlı’ya mahsus değil elbette , program bir kişinin manifestosu gibi oluyor ve konuk her kim ise bu sefer ister istemez despot durumuna düşüyor.