Opioid Krizinde ABD’deki bağımlıların perişan hali malumunuz, hafızamızı tazeleyecek olursak ağrı kesici bağımlılığı savaş sonrası perişan ediyor nüfusu, mahvolan hayatlar, bir türlü iyileşemeyen ‘Savaş kahramanları’ filmler dizilerde Oscar kazandıran roller olmuşlar.

O kahramanlar sokaklarda sürünürlerken kahramanlıklarını ancak filmciler hatırlıyor.

Bu iş Vietnam ile de başlamış filan değil iç savaş’a dayanıyor. Bu süreçte hastanelerin en baş ilacı, öyle ki hasta askerlerin acılarını dindirmek, iç kanama, kusma, ishali durdurmak, bulaşıcı hastalığı önlemek için bile opium ve morfin kullanılıyor.

ABD iç savaş gazilerinin kimi bu bağımlılığın pençesinde eriyip giderken kimileri de ölümcül doz aşımı ile hayatlarını kaybediyorlar.

Aralarında bu yüzden ailelerini, işlerini hatta emekliliklerini kaybeden sokakta kalanlar var.

İç savaş dönemi öncesi eczanelerde reçetesiz satılan bu ağrı kesiciler daha sonra ordu için barut kadar önem taşıyor.

Gelelim bir başka çağın aşka bağımlılığına:

TV’de GÖRÜNME BAĞIMLILIĞI

Çünkü asıl konumuz bu ve bağımlılığın sadece uyuşturucu ile kısıtlı olmaması.

Özellikle medyamızda aynı şeyleri tekrarlama bağımlılığına kapılmış gözüküyor, kafaya çakalım derken kafa bırakmadılar.

Muharrem Bey hizmet vermeye çalışan stüdyo görevlisini itip kakarken Fatma Şahin Hanım’ın beldesinin güzelliklerini otomatiğe bağlanmış gibi anlatmasının izahı beni aşan bir bağımlılık, karşısında birisi marizleniyor hanımefendi Gaziantep anlatıyor, Antep Antep olalı belediye başkanından böyle zulüm görmedi. Antepliler üzülmüştür, hangi Antepli bu umursamazlığa üzülmez ki.

ABD de okutul, dünya bankası, London School of Economics, Kaliforniya, Boğaziçi, Stanford Law School Brown University derken hepsini bir kenara bırak BUNLARLA BİRLİKTE YÜRÜMEZ DİYE, ağız şapırdatarak yemek tat, sütleri beğendi diye sütü veren ineği al, al karşına adamı Mardin usulü içli köfte nasıl yapılır diye anlattır, işte bir başka ekran tutkusu, Vedat Milor’dan bahsediyorum.

DOLAR BAĞIMLILIĞI ve YAN TESİRLERİ

Son günlerin tutkusu ise ‘dolar inecek mi, çıkacak mı’ sorusuna yanıt arayanları bir araya getirip  birbirinden değerli insanları kavga ettiren ekran tutkunu sunucular var.

Kavga ettirdikçe sevindirik oluyorlar.

Dolar üzerinden ekonomi dersleri verenler ise doyamıyorlar ders vermeye, ders vermeye meraklıydın da o zaman neden okulu bıraktın testi kafa diye sormuyorum, muhtemelen okul onu bıraktı ukalalık ile bilgili olmayı karıştırmış vaziyette, kim tahammül eder yahu.

Kimilerinin büyüklük hissi Cumhuriyet dahil her şeye göz kulak olmak tutkusu da bir tür bağımlılık.

Göz kulak olmaları da bir halta yarasa bari, halimize bakın.

Bütün bunlar neden oluyor, medyada yer alma tutkusu yüzünden.

Ya ukalalar ya da ‘Halkın anlayacağı şekilde’ kabalığı arasında sıkıştık ekran hastaları yüzünden.

Medyada yer alma tutkusu, ekranda yer alma bağımlılığı iyileşir mi, elbette uzun süren bir ekran arası, hatta tamamen bunları ekranlardan çekmek ile mümkün iyileşme biraz yavaş olur ama önemli olan vaz geçmemek.

Bunları tedaviye almak.

Yalnız bu tür homosapiensler dayanamaz her kanala sızar, iş yapar ve işleri bitince ben neler çektim diye arkadan konuşma huyları vardır.

Bunları bağımlılıklarından kurtarmak…

Kolay olur demiyorum ama inanın değer.

Hem onlar kurtulacak hem biz hem ülkemiz, bölgemiz malum Ortadoğu bizsiz olmaz.

DÜNYA LİSTESİNDEKİ BAĞIMLILIKLAR

Bağımlılığın her türlüsü insana zararlı. Dünya listesinde neler var bir bakalım:

Seks, kumar, internet, alışveriş, video oyunları, silikon zerk ettirip dudak şişirtme ve plastik ameliyatlar, yemek, adrenalin yükselten sporlar bunların hepsi modern dünyanın bağımlılık yapan muzırlıklar listesinde ve bizden de ekran bağımlılığı ilave!

Ve ekran bağımlılığı kadar dolar bağımlılığı çıktı başımıza, zaten perişan olduk bir de yan tesirleri var ki sormayın!

Dolar indi diye Ersan Şen Hoca’ya ‘oh oh oh canıma deysin’ yapan Cem Küçük komedyen bırakmadı piyasada, Banka kampanyası, Marmaris’te bir koyu çoktan hakketti, güle güle otursun .

Ersan Hoca durumun vahametini, ciddiyetle anlatmaya çalışarak ‘cool komedi’ye imza atarken güzel Kübra bu kavganın hakemi olarak ‘Türk Televizyonlarında İlk Defa…’ diye bir şeyler söyledi ama duyulmadı.

Hülya Avşar’a mikrofon tuttular, her tutuşta bir malzeme çıkarıyor nasıl tutmasınlar, daha önce Beştepe Külliye’yi beğenmedi benim evim daha gösterişli mealinde eleştiri mahiyetinde övgü yapmıştı, cümle alem külliyenin gösterişini eleştirirken o yeterli bulmamıştı, asıl adının Malakan olduğunu söyleyen Hülya hanımefendi okuduğumuza göre satın aldığı Kensington’da ki evinde simit yerken biz ne bok yiyeceğiz karışmasa bari.

Susmayı sevmiyor susturulması zaten imkansız, ben memleketin baş tacı Malakan’ı, umursamazlıklarını dert etmiyorum artık, ama hapiste acılar içindeki insanları, hastalık tanımayan merhametsizliği dert ediyorum, takma adım yok Türk’üm, sanırım Kürt’lerle bölünmezliğimizin, birbirimizden vaz geçemememizin sırrı, birbirimize duyduğumuz merhamet. Aysel Tuğluk için ve diğer hasta mahkumlar içine acı çekiyorum.

Ekran bağımlıları arasında;

Kendi pisliğini kendi hakkında uyduruk öykülerle örtme derdinde olan kendinden bahsetmekten kendini alamayan ekran bağımlılarını unutmayalım, doyamıyorlar kendilerinin kahramanlıklarını anlatmaya.

Aşk bağımlıları da var ekranlarda, sürekli aşk hali ve özellikleri hiç aşık olmamaları sadece şiirsiz, mektupsuz magazin aşklarına bağımlılar.

Ve ekran bağımlılığı listesinde en önemli kategoriye geliyorum, bunlar gerçekten cins:

MAĞDUR OLMADAN MAĞDUR OLMAK

Hiçbir mağduriyetleri olmadığı halde ekranlarda mağdur olmuş gibi yapmayı başaranlar müthiş, kolay bir iş değil yaptıkları tamam da, artık bu kadarı hangi Homodeusta görülmüş, halkın deyimiyle malı götürmüşsünüz, Reis size ne istediniz de vermedik demekte haklı, hala mağdur Amadeus, Homodeus ayakları ben ikisini karıştırıyorum. Okan Bayülgen hangisini oynuyor onu da karıştırdım, Homodeus mu Amadeus mu, nerdeee eski formum bu kadarla idare edin. Kayda geçsin sevgi ve saygıyla efendim .

Hoş Bulduk.