Önümdeki manzarayı görseniz, birazdan yazacaklarım konusunda döversiniz muhtemelen beni. Hele sabahtan beri bitirdiğim işleri duysanız. İstanbul’da bir hafta içi günü, benim bugün 14.30’a kadar yaptığım işlerin hem yarısını bile yapamazdınız. Hem de sinirleriniz harap olurdu.

Ama işte hayat öyle hesaplanmıyor elbette. Uzaktan göründüğü gibi olmuyor. Önce kurmak gerekiyor. Emek istiyor. İnsan, işbirliği, sabır, inşaat istiyor. Uyanık müteahhit usulü inşaat da değil üstelik. Hassas dengeler gözetilerek yapılmış bir inşaat.

Biz geldiğimizde ortam müsaitti. Bugün buralarda bence bu inşaata uygun ortam yok. Çünkü bir belirsizlik hakim. Bu yazıda biraz onu anlatmaya çalışacağım.

Evdeki hesapla çarşıya gitmek

Taşınan insan her durumda geniş başlamalı biraz. Yaşarken güncellenen bir hayat kurmak üzere yola çıkmak en mantıklısı. Uzun sabit bir liste ve çabuk kurulacak bir hayat beklentisi hayal kırıklığına açık olabilir. Hatta olanağınız varsa önden bir üç ay bi yerde yaşayarak deneme sürüşü harika olur. Ben en azından dikkat ediyorum böyle şeylere. 

Yoksa her türlü “Bir taş ev yapalım çocuklarımız yumurtayı folluktan alsın, maydanozlarımızı kendimiz yetiştirip reçel şarap filan  yapalım” planı tutardı. Bütün sahil şeridi saadet fışkıran topraklar olurdu.

Benim çevremde bu hayallerle Güney’de ev yaptırıp da mutlu olan kimse yok. Tekne gibi. Bir alırken / yaparken bir de satarken seviniyorlar. Tam tersine evlerine o kadar çok emek ve para harcıyorlar ki sonuna geldiklerinde enerjileri tükenmiş oluyor. Birbirlerine ve pek çok zaman komşularına dayanamaz hale geliyorlar. Sıkıntıdan patlıyorlar.

Kaldı ki “Bir Ege kasabasına yerleşmek” bohem insanlara mahsus şairane bir şeydi. Bugün ise o Ege kasabaları aşınmış durumda.  

Geçen hafta şöyle demiştim okuyanlar hatırlayacaktır: “8 sene önce Bodrum’a yerleştiğimizde insanlar yanlarında daha çok hayallerini getirirlerdi. Tamam pek çoğu nihai olarak emlakçı olurdu. Ama hayal taşıyan insanlardı neticede. Bugün gelirken yanlarında hayallerini getirmiyorlar. Büyük şehri getiriyorlar. Kalkanlarını ve kılıçlarını getiriyorlar. Kabalıklarını ve servetlerini de.”

Ne olacak bu durumlar?

Bütün memleket “yahu bu ne olacak böyle” muhabbetinde. Bir şeyler yanlış gidiyor. Bu şekilde süremez gibi geliyor herkese. Ben de bilmiyorum ne kadar gidebilir böyle. Ege kıyıları daha da şaşkın. Bir de anormal göç alıyor çünkü. Beyoğlu’dan Beşiktaş’a, Kadıköy’e nasıl hızla kaçıldı. Onun gibi biraz. Ben en yakından Bodrum’u bildiğim için burayı söylüyorum. Hiçbir şey oturmuş değil. Bir tedirginlik var. Gelenler gidenler, kapanan ve açılan mekanlar göz kamaştırıcı bir trafik bir telaş içinde yürüyor işler. 

Dönen de az değil. Dönenler İstanbul’a gitmiyor. Benim gözlediğim kadarıyla Datça, Akyaka, Ankara, İzmir, Londra, Berlin, ABD gibi bir tuhaf dağılım var. Gelenler ama sanırım sadece İstanbul’dan.

Bu gelenlerin bir kısmı dönebilir, yenileri gelebilir. Elbette rayına oturacak, buraların neye benzeyeceği ortaya çıkacaktır. Ama o vakte kadar buraya taşınacaksanız da bence kumun altına yatıp bekleyebileceğiniz, gözleyebileceğiniz bir köşe bulun. Yani mütevazı, geçici bir yer ile başlayın. Yaşarken karar üretmeye fırsat verin.

İktisat meselesi

Ben insanın yaşadığı yer için bir şeyler yapmasından, parasının en azından bir kısmını yaşadığı yerde kazanmasından yanayım temel olarak. Fakat sivil ve gönüllü faaliyetleri saymaz isek hiçbir şey yapamadım Bodrum’da. 

İlk yıllarda çok denedim. O kadar acayip şeyler yaşadım ki. Bir keresinde Bodrum’un “ileri gelenlerinden” bir abimizle saatler süren bir toplantı yaptık. Buranın meşhur bir faaliyeti üzerine. Toplantı boyunca taltif edildim. “İşi kesin aldık” psikolojisine girdim. Bahsi geçen psikolojiye kolay giren birisi değilim üstelik. Toplantının sonunda para bulmam istendi benden. Ortada bir iş varmış hakikaten. Ama başka başka toplantılar yapıyormuşuz aslında. 

Başka bir “kocaman” şirkete günlerce çalışıp onlarca teklif verip yine defalarca taltif edildikten sonra hiçbirine cevap alamadım.

Şimdi çok şükür gelmemiş o işler diyorum. Çünkü hem burada yaşayana iş verince pintileşiyor insanlar. Hem de kendinden gördüğünden midir nedir daha bir hoyrat davranıyorlar. Nitekim bir keresinde her şey dahil otel arayan bir arkadaşıma güneşlendiğim yerden gördüğüm tabelayı önermek geldi aklıma. Ne bilirim ben her şey dahil otel. Web sitesine bir baktım biz yapmışız. Meğer bir oteller zincirinin web sitesini benim şirketim yapmış. O işi ben burada yaşayan birisi olarak almaya kalkışsaydım muhtemelen alamazdım. Alsam da ⅓ oranında bir bütçesi olurdu.

Velhasıl burada para kazanmak inşaat/emlak işleri dışında çok kolay görünmüyor. En azından benim baktığım yerden.

Sonuç olarak

Bu arada tabii bizim gibi Bodrumlu olmayan Bodrumluların Bodrum’a yeni gelenlerden şikayet etmesi epey züppe bir durum aslında. Ama inanın konu bunun dışında bir durum. Nitekim geçen haftaki yazımı en çok Bodrumlular yahut Bodrum’da benden daha uzun süre yaşamış olanlar paylaştı. 

Her şey çok değişti. Ben gençken kimse uzaklara taşınmazdı. Tek bir uzaklara taşınma şekli vardı o da “köyden şehre” şeklinde olurdu.

Daha önce veciz laflar eşliğinde şöyle demiştim (Link: https://www.gazeteduvar.com.tr/yazarlar/2018/10/05/cografya-kaderse-sizi-tutmayalim ) . “Coğrafya kaderse, coğrafya değiştirmek kader tanzimidir. Kader tanzimi devrimci bir harekettir. Ömür uzatır.”  Ben çok taşınanlardanım. Ama aynı evde yıllarını geçiren insanları da çok kıskanırım. 

E-devlet marifetiyle baktım, annemler aynı köyde aynı isimlerle yüzlerce yıl geçirmişler. Sonra annem öğretmenliği yüzünden biraz gezmiş. Ama yine 25 yıldır aynı evde oturuyor. Evliya gibi kadın. Sürekli çevresini daha güzel bir yer yapmaya çalışıyor. Kimi AKP’li kimi aşırı seküler kimi liberal komşularıyla eşsiz bir ilişkisi var. Mahallede olması gereken Türkiye gibi yaşıyorlar. Depresyona uzak, saygın, dolu bir hayat sürüyor.

Lafı uzattım. Formül çok karman çorman değil. Coğrafyanızdan memnunsanız oturun oturduğunuz yerde. Zaten bir eve iki kere giremezsiniz (Thomas Wolfe, You Can't Go Home Again https://gutenberg.net.au/ebooks07/0700231h.html ). 

Yok memnun değilseniz değiştirin. Sonuçta atla deve değil. Olmadı sonra bir daha değiştirirsiniz.

Notlar:

1.Bodrum’da emlak muhabbeti etmeden yahut dinlemeden bir tek gün geçirmek bile zordur. Bu işin aslını astarını öğrenmek istiyorsanız şu link üzerinden Burak Gözüm’e bağlanın. Neden evler pahalı, ne kadar pahalı, Bodrum emlak aleminde neler oluyor hepsini tane tane anlatmış. Gazete Oksijen Burak Gözüm röportajı (link: https://gazeteoksijen.com/yazarlar/devrim-devecioglu/iyi-deniz-icin-guneye-luks-isteyenler-kuzeye-63330

2.İleri okuma için Serdar Benli’nin blogunu öneririm. https://bodrumluhayat.blogspot.com 

3. Ahmet Aras ilk başa geldiğinde çok iyi başlamıştı. Ben de ona hitaben şu yazıyı yazmıştım. Bodrum sorunlarını da anlatıyor bir miktar, ilginizi çekebilir. Maalesef yazı çok okundu çok paylaşıldı ama bir işe yaramadı. Çok da umutlanmamıştım zaten ayrı mesele. Bodrum Belediye Başkanı Ahmet Aras'a açık mektup (Link: https://www.gazeteduvar.com.tr/yazarlar/2019/04/17/bodrum-belediye-baskani-ahmet-arasa-acik-mektup )

Metin Solmaz

1969’da doğdu, Ankara’da büyüdü. 1990’larda dört sene Ankara Radyo Arkadaş’ta radyoculuk yaptı. 1990 yılından bu yana yazılı basında ve muhtelif internet sitelerinde yazıyor. siberalem.com, idefix.com, Anason İşleri ve Overteam New Media kurucularındandır. Kitapları: Kenardaki Milyonerler (1992, Korsan), Rock Sözlüğü (1994, Pan) Türkiye’de Pop Müzik (1996, Pan), Türkiye’ye Ait 100 Büyük Yanılgı (2015, Ağaçkakan), Erken Adam Hikayeleri (2016, Pan), 100 Ne Olacak Bu Memleketin Hali (Hazırlayan, 2016, Ağaçkakan), Mehmet Teoman - Anılar saçılmış odaya, her yere (2021, Anason İşleri Kitapları).