Gıda Fiyatları 4 Yılda Yüzde 1508 Arttı: 3 Düğüm

Türkiye’nin gıda sistemi bozulmadı. Bu sistem kazara çökmedi. Bilinçli politik tercihlerle yeniden kuruldu.

A+ Yazı Boyutunu Büyüt A- Yazı Boyutunu Küçült

Küçük üreticiyi, tarım emekçisini, kadını ve halkı köşeye sıkıştıran, büyük şirketleri besleyen, üretimi dış girdiye, finansa ve piyasaya bağlı hale getiren bir gıda düzeni inşa edildi. Bu şirketleşmiş bir gıda rejimi.

Gıda Sistemi Nasıl Yeniden Örgütlendi?

Yeniden kurulma sürecini dört basamakta işliyor. Birincisi, üretim cephesinde fiyat-makas sıkışması. Şu hesap üreticinin belini bükmeye yetiyor: Toprak Mahsulleri Ofisi'nin (TMO) açıkladığı ekmeklik buğday taban fiyatı, Ziraat Mühendisleri Odası'nın hesapladığı maliyetin altında kalıyor. Mazot bir yılda yüzde 115 zamlanırken üretici fiyatı sadece yüzde 11 artırılıyor. Bu makas kapanmadığı için küçük üretici iki kere kaybediyor. Girdiyi pahalı alıyor, ürününü ucuza satmak zorunda kalıyor.

İkincisi, tedarik zincirinde alıcı tekeli. Tek tek fiyat oynamalarına değil, sistemin mimarisine bakıyorum. Fındıkta Ferrero, Türkiye piyasasının en büyük alıcısı oldu. Şekerde Türkşeker'in 25 fabrikasından 14'ü 2018'de özelleştirildi. Aynı dönemde Cargill başta olmak üzere nişasta bazlı şeker üreticilerinin kotaları genişletildi. Birkaç büyük alıcının üreticiye fiyat dayatabildiği bir mimari kuruldu.

Üçüncüsü, tüketim tarafında sınıflar arası uçurum. TÜİK'in Hanehalkı Bütçe Araştırması'na göre en yoksul yüzde 20'lik kesim bütçesinin yüzde 30,4'ünü gıdaya ayırıyor. En zengin yüzde 20’yse sadece yüzde 12,8'ini. DİSK-AR'ın hesabı, gıda enflasyonunun bile sınıfa göre değiştiğini gösteriyor: yoksul kesim için yüzde 124,6, zengin kesim için yüzde 49,4. Eylül 2021’le Aralık 2025 arasında gıda fiyatları yüzde 1508 arttı. Yani aynı tencere, aynı tabak, aynı market fişi yoksul hanenin sırtında çok daha ağır.

Dördüncüsü, devletin düzenleyici işlevini geri çekmesi. Bu boşluğun tesadüfen oluşmadığını düşünüyorum. TMO'nun depolama gücü, Et ve Balık Kurumu / Et ve Süt Kurumu'nun hayvancılıktaki düzenleyici rolü, ÇAYKUR'un Doğu Karadeniz'deki yaş çay alım garantisi büyük ölçüde aşındırıldı. Boşalan yeri, ABCD diye anılan dört uluslararası tahıl tüccarıyla yerli holdingler doldurdu. Türkiye yıllık ortalama 9 milyon tonla Rusya'nın en büyük tahıl ithalatçısı haline geldi.

Kim Kaybetti, Kim Kazandı?

Türkiye’nin gıda sisteminin 2002 sonrası dönüşümü, kayıpları beş kesimin sırtına yıkarken, kazançları üç sermaye fraksiyonununda yoğunlaştırdı. Bu eşitsizlik kaza değil. Birinin para kaybettiği yerde başkası para biriktiriyor; sistem bunu yapmak için tasarlandı.

Birinci kayıp grubu küçük üreticiler. TÜİK'in 2016 Tarımsal İşletme Yapı Araştırması'na göre işletmelerin yüzde 80,7'si 100 dekarın altında. Ve toplam tarım arazisinin yalnızca yüzde 29,1'ini ekiyor. Toprağın yaklaşık dörtte biriniyse işletmelerin sadece yüzde 0,7'si elinde tutuyor. Çiftçi Kayıt Sistemi'nde 2025 yılında 2,36 milyon çiftçi kayıtlı. Buna karşılık, Ziraat Odaları'na kayıtlı 5 milyon civarındaki çiftçinin önemli bir kısmı sistemle bağ kuramıyor. Kalabalık bir nüfus resmi tarım kayıtlarının dışına itiliyor.

Bir not düşmek isterim: TÜİK 2016'dan sonra Tarımsal İşletme Yapı Araştırması'nı bir daha yapmadı.

İkinci kayıp grubu mevsimlik tarım emekçileri. Yaklaşık 2 milyon mevsimlik tarım emekçisi, Cumhurbaşkanlığı'nın 2024/5 sayılı Genelgesi'ne ve e-METİP kayıt sistemine rağmen büyük çoğunluğu kayıt dışı çalışıyor. Yevmiye erkekte 600 lira, kadında 500 lira. Her ikisi de asgari ücretin altında. İş kazalarının önemli bir kısmı resmi istatistiklere yansımıyor. Fındık ve kayısı hasadında çocuk işçilik hala yapısal bir sorun. Ben bunu basit bir kayıt eksikliği olarak değil, sistemin görünmez emek üzerine kurulu olmasının somut hali olarak okuyorum.

Üçüncü kayıp grubu tarımdaki kadınlar. Tarımdaki kadınların yüzde 74,7'si ücretsiz aile işçisi konumunda. Ücretsiz aile işçisi kadınlarda kayıt dışılık yüzde 97,3, kendi adına çalışan kadınlarda yüzde 96,7. Toprak mülkiyeti büyük çoğunlukla erkek mirasçılara geçiyor. 6537 sayılı Yasa'daki ehil mirasçı formülü bu eğilimi pekiştirdi. Kadın hem geçimlik tarımda hem de büyük çiftliklerde düşük ücretli yevmiyeli işçiliği üstleniyor. Bu bir çifte mülksüzleştirme. Kadın hem topraksız bırakılıyor, hem de emeği görünmez kılınıyor.

Kazananlarsa her zamanki gibi gıda-tarım sermayesi. Tedarik zincirinin marjı üç düğümde toplanıyor.

İlk düğüm perakende. Halkın “üç harfli marketler” diye andığı zincirlerin toplam mağaza sayısı 30 bini geçti. Perakende zincirinin pazar payı son 15 yılda yüzde 54 arttı. Özel markalı ürün payı yüzde 65 seviyelerine ulaştı. Perakende zincirinin tedarikçi karşısında kurduğu ezici alıcı gücünün ölçüsü bu.

İkinci düğüm gıda işleme. Aynı şirket çiftçiden ucuza alıyor, size pahalıya satıyor. Aradaki fark cebinde kalıyor.

Üçüncü düğüm küresel sermaye. Tahıl-yağlı tohum hattı ve nişasta bazlı şeker hattı küresel sermayenin eline geçti. Aynı sermaye, ana hammadde alıcısı konumunu da elinde tutuyor.

Bütün bu düğümler tek bir sonuca çıkıyor: Gıda artık karnını doyurmak için değil, borsada işlem görmek için üretiliyor. Tarladaki küçük üretici, hasattaki mevsimlik emekçi, tarımda ücretsiz çalıştırılan kadın, çocuk işçi ve yoksul hanedeki her bir birey aynı zincirin halkası.