2. Bölüm

Mehmetçiği doğuran anaların, “çocuklarının nerede ne yapacağını bilme hakları olduğuna” olan kesin inancımız nedeniyle bu yazımıza ilgi göstereceklerini var sayarak başlayalım. Normal olarak Türkiye’nin yarısı erkek olduğu düşünüldüğünde ve bunun büyük bir çoğunluğunun asker olarak, yaklaşık bir yıl kışlalarda kaldığı düşünüldüğünde, burada ülkemiz için çok önemli bir konudan bahsettiğimiz iyi anlaşılır.

Önceki yazımızda ise “Millet Kıraathanelerinin gerçekçi midir?” başlığıyla ilgili kısa bir analiz yapmıştık. Üstelik sosyal değişim anlamına da gelecek bu tür konuların derinlerine, felsefesine inmeden bir fikir sahibi olmak mümkün değildir de demiştik. Seçim atmosferi nedeniyle bir anda bu tür sosyal gelişim projeleri ekranlarda hararetle tartışıla dursun, aslında “Atatürk’ün Ordusu” tartışılan bu konunun öyle yüzeyselini değil de aslını “Kışla okuldur!” bilincinde yaklaşık 20 yıl önce, 1990’lı yılların sonlarından itibaren 10-15 yılı bulan o süreçte, kendi içinde tartışıp- sorgulayıp milli bünyesinde fiilen denemiş ve uygulama modeli olarak seçtiği bazı birliklerde de başarılı sonuçlar elde etmiştir. Ordunun bu konuda ciddi bir bilgi birikimi ve de kurumsal hafızası vardır.

Türkiye örneğinde çoğu memleket evlatları ilk önce fedakâr anne babalarının, sonrasında o elleri öpülesi öğretmenlerinin gayretleriyle yetiştirilirler. Bu gayretlere rağmen küçük yaşlarda tam öğrenemediği yurttaşlık bilgisi dahil gereken bilgileri, en son bir durak olarak yani eğitimin üçüncü aşamasında kışlalara gelip orada eksik kalanları öğrenirler. Asli görev olan savaşçılık eğitimi doğal olarak birinci öncelikli olarak yapılır.

Önceleri 1970’li hatta 80’li yıllarda acemi birliklerindeki okuma yazma bilmeyenlere yönelik “Ali okulları ve erin ders bilgisi kitabı” odaklı verilen gece dersleri haricinde, kışlalar okul gibi değildi. Buna karşın o kışlalarda usta çırak usulü edinilen meslekler (1) önem taşırdı ve erler terhis olurken de kazandıkları bu yeni meslekleri daha sonra ispat edebilmek üzere komutan imzalı bonservis belgesi almaya çabalarlardı.

1980’lerin ortalarından itibaren teknoloji değişimi sonucu çağın giderek farklılaşmasıyla birlikte yeni yeni meslek gurupları da ortaya çıkmaya başladı. Artık erin ders bilgisi kitabı ihtiyaca yetmemeye başlamıştı. Askerler hele son on yıllarda ele avuca sığmaz bir hale gelmeye başlamışlardı. Onlara “beynini nizamiyede bırakan ve kışlada ne denilirse yapması gereken kışla bent” muamelesi yapmak pek mümkün değildi. Zira artık onlar, kışlalarda sertifikalı meslek kursları talep ediyor, askeri görevlerinden de taviz vermiyorlardı. Üstelik oradaki zamanlarını da artık çoğu boş geçirmek istemiyordu. Hayata askerde de kazanacakları ilave becerilerle başlamanın avantaj olacağını düşünüyorlardı. Ülkemizde “Eğitimde fırsat eşitliğinin” olmadığını düşününce, buna hak vermemek mümkün değildi…

Projeyi ilk başlattığımız 1997-1999 yıllarında Atatürk’ün (A.İnan) Medeni Bilgiler kitabını, Yakup Kadri’nin Yaban’ını, Falih Rıfkı’nın Zeytindağı’nı çoktan okumuştuk. Kışlalardaki bizim bu orijinal değişim projemizi özel bir ekip olarak oluştururken de bunların üzerine okuduğumuz “Beyaz Zambaklar Ülkesi Finlandiya’da” adlı kitapta yer alan “İsveçli kibirli subayların, işgali altındaki Finlandiyalı subaylara tahakkümleri ve aşağılamaları” içimizi acıtmış; hatta bize “Mütareke dönemindeki İstanbul’u” da hatırlatmıştı. Buna karşı idealist Finli genç subaylarca kışlalarda başlatılan eğitim ve kültür seferberliği ve de o her alandaki büyük mücadele hemen dikkatimizi çekmişti.

Kitabı okuduktan sonra belli bir mantığa oturttuğumuz ve daha da önemlisi Mustafa Kemal Atatürk’ün imzasını taşıyan Cumhuriyet devrimlerinin ışığında oluşan bilgi birikimimizle cehaletin yok edilmesinde “sadece ana baba ve öğretmenlere değil, erkek egemen kışlalara da büyük sorumluluklar düştüğünü” bir kez daha fark etmiştik.

O günkü koşullarda “kışlaların okul haline getirilmesinden” başka bir çözüm aklımıza gelmedi. Askerlik hizmeti seçim tarihlerine göre 12-18 ay arasında değişip duruyordu. Bu süre tüm memleket evlatların eğitimlerine katkıda bulunmak için çok iyi bir fırsat sayılırdı. Zira ülkemizde geleneksel olarak “peygamber ocağı” da denilen kışlalar; tüm Mehmetçiklerin zengini yoksulu, Sünni’si Alevi’si, şehirlisi köylüsü, tahsillisi cahili, İstanbullusu, Çorumlusu, Karslısı, İzmirlisi, Mardinlisi, Trabzonlusu vs. hiçbir ayrım yapılmadan ülkenin dört bir yanından bir araya getirildiği tek yerdi. Buralarda erlerin eğitim ve kültür seviyelerinin arttırılmasının Türk toplumuna katma değer sağlayacağı da aşikardı.

Bunun sonucu olarak erlerin istek ve arzuları da anketlerle sorularak halk eğitim merkezleriyle de koordine edilerek, elimizde bulunan kısa dönem erlerden de yararlanarak bazı kışlalarda peş peşe bir sürü kurslar açılmaya başlandı. Sıcak kanlı ve eskilerin tabiriyle “çarıklı erkanı harp /kurmay” denilen Mehmetçik ise işine yarayacağını gördüğü için bu yaklaşıma çok açıktı. Kışlalar böylece bir yandan okula dönüşürken, eğitimler denetlemeler tatbikatlar da hızla devam ediyordu. Hal böyleyken “Kışla okuldur!” projesi kapsamında, “Er Gazinolarının Kültür Merkezlerine Dönüştürülmesi” de gündeme geldi. Yoğun anketler yapıldı ve bu konuda iyileştirme çemberleri kuruldu (2) . Amaç, buraları o eskiden olduğu üzere “Kırk yıllık rutin yemek yeme/ çay içme ve TV seyretme yeri” olmaktan çıkarıp, çok daha somut bir şekilde “Kültür ortamları” haline dönüştürmekti.
Proje asıl itibarıyla, o gelenekselleşmiş uğultulu ve sigara dumanlı, Cem Yılmaz’ın sahnede canlandırdığı gibi bir çavuşun keyfine göre elindeki kumandayla televizyon kanallarını değiştirdiği, cam bardaklarla çaydan başka bir şey içilemeyen, gündüzleri denetlemelerde pırıl pırıl ama akşamları ise yüzlerce askerin itiş kakış oturmaya çalıştığı ağır kokulu, alışılmış er gazinolarının iyileştirilmesiyle ilgiliydi. Bazı gayretli subaylar astsubaylar, bu durumu yıllardır iyileştirmek için ellerinden geleni yapmaya çalışsa da uzun yıllardır devam eden alışılagelmiş yazılı standardı değiştiremediklerinden kalıcı bir çözüm oluşamıyordu. Normal olarak iyileştirmenin tepeden gelmesi gerekiyordu. Bu zorluk bazı birliklerin pilot birlik olarak tefrik edilmeleri suretiyle aşıldı.

Ancak bütün bu gayretlere rağmen, söz konusu bu “Kışla Er Gazinolarının Kültür Merkezleri haline dönüştürülmesi” projesi üst kademelerin o dönem desteklemelerine rağmen nedense tam yaygınlaşamadı. Belli ki bazı ara kademelerin dirençleri söz konusuydu. Az sayıda da olsa “biz bilinciyle yönetim odaklı” projeyi askerliğin ve disiplinin gevşetilmesi olarak görenler bile vardı. Başlatılan bu “Kışla okuldur!” projesi, terörle mücadele yüzünden iç bünyede de eleştiriye uğrayabiliyordu. “Ne okulu, orada askerler can veriyor, burada askerlikle ilgisi olmayan kursları açıp sertifika vermek peşindesiniz!” diyenler de vardı.

Oysa bu imkanlara kavuşan memleket evlatları kendilerine verilen değer nedeniyle kumandanlarıyla gönül bağı kurup vazifelerinin ifasında çok daha fazla gayret ediyorlardı. Başarıları da denetlemelerde, tatbikatlarda artıyordu. Ancak bu proje tepe yönetiminin kararsızlığı nedeniyle zaman içinde “kişiden kişiye değişen” bir projeye dönüştü.

1997-2008 yılları arasında bazı pilot birliklerde (3) uygulanan “Er Gazinolarının Kültür Merkezlerine Dönüştürülmesi” adlı bu insan odaklı değişim projesi; ütülü tertemiz beyaz örtüler serilmiş masalar ve birkaç adet özel sehpalı satranç köşeleri bulunan, Söylev başta olmak üzere birçok Atatürk kitapları ile özellikle de “yerli yabancı edebiyat klasiklerinden” ve vazife için gereken bazı askeri yayınlardan oluşan okur odaklı küçük bir köşe kütüphanesi bulunan, oto kontrole dayalı oldukça sessiz bir mekân yaratılmasından ibaretti.

Bu yenilikçi projeyle ilk başlatıldığında ihtiyaca uygun olarak bu tür kışlalarda ilk kez; iki günlük olarak duvara asılı günlük gazeteler, tertemiz masalarda askerlerin bizzat kendilerinin hazırladıkları karikatür, şiirlerini ve fikirlerini yazabildikleri 25-30 sayfalık aylık kışla gazetesi (4) , haftalık dergiler, ayın kitap kurdu ve başarılı personeli panoları, her türlü iyileştirme önerisini korkmadan yazabildiği ve birkaç gün içinde amirinin buna verdiği olumlu/ olumsuz cevabı gördüğü “bireysel öneri levhaları” uygulamaları başlatılmıştı. Bunlar üstelik her benzeri mekânda standart hale getirilmiş ve bir elden yapılıp bu mekanlara dağıtılmaktaydı.

Buna ilaveten aynı şekilde personelin “siz insan olarak önemlisiniz” anlamı taşıyan o ayki doğum günleri yazılı olan bir özel duyuru panosu, erlerin gün gün görebildiği haftalık yemek listesi, uyarı/ bilgi panosu, birliğe ait ‘paylaşılan vizyon’ levhası, o kışlanın dünya ve Türkiye üzerindeki yerini gösteren harita da projeye dahil edildi. Bu iyileştirilmiş mekânda ayrıca tarih gün saat panosu ve kışlanın bulunduğu il/ ilçedeki haftalık hava durumu panosu ile bağlama-gitar asma bölümü (5) de bulunmaktaydı. Üstelik bunların her birisi bizzat erler tarafından sahiplenilip sürekli güncel bulundurulmaya başlandı.

Ayrıca bu yeni projede kapı dışının hemen yanında erlerin parka ve keplerini asabildikleri bir vestiyer gibi detaylar atlanmamıştı (Şaşırmayın ama o zamana kadar askeri okullar hariç bu hiç yoktu). Artık fonda dinlendirici hafif müzik yayını vardı ve doğru dürüst yıkanamayan cam bardak yerine hijyenik kâğıt bardaklı çeşitli sıcak içecekli küçük ama fonksiyonel bir çay ocağı ile personelde bilinci yaratılmış aktif bir geri dönüşüm köşesi mevcuttu. Erler kendi aralarında yaptıkları oylamaya göre bir televizyon-video köşesi (6) ile muhtelif belgesellerin ve Kurtuluş ve Cumhuriyet dizilerinin (7) de bulunduğu bir CD/ DVD kütüphanesine de sahiptiler. Pratik olmayan, erlerce kullanılmayan her şey gözlemleniyor ve duruma göre projeden çıkartılıyordu. Sürekli gelişim söz konusuydu.

Böylece bu kültürel mekanlarda, askerlere “gazete-kitap okuma, kitaplık kurma’’ alışkanlığı da kazandırılmakta, birkaç hamle sonrasını düşünmesi ve sorgulama yeteneği kazandırılması (satranç) imkânı verilmekte, onlara daha itinalı temiz ve hijyenik şartlarda kullanabileceği kıyasen daha keyifli ve sessiz, dumansız bir ‘’kültürel yaşam alanı’’ sunulması hedeflenmekteydi. Proje “insan odaklılığı” sayesinde hem tabandan hem de tavandan destek alıyordu.

Mehmetçikler bu projeye, kendi yaşamlarına olan olumlu etkisini bizzat yaşayarak gördüğü için ve fikirlerine kıymet de verilince daha fazla katılımcı olup beklenmedik yaratıcı fikirleriyle çok destek veriyorlardı. Bu uygulamanın sonucunda biz bilinciyle başarılan bu özgün ve topluma da katma değer sağlayacağı anlaşılan projenin, o zamanlar ordu bünyesinde genelleştirilmesi için üst makamlara bir geri besleme rapor ve teklifi de gönderildi.

“Kışla er gazinolarının kültür merkezi haline getirilmeleri ve kışla okuldur!” projesi kapsamındaki çalışmalarda bulunabilen profesyonel eğitmenler vasıtasıyla; “Savaşçılık eğitimlerinden ödün verilmemek kaydıyla” sorgulama ve birlikte başarma (gurup çalışmaları kültürü), demokrasi, insan hakları, anayasal haklar, spor alışkanlığı verilmesi ve fair play bilinci oluşturulması, çevre bilinci, erozyonla mücadele, doğal afetlere karşı koyma, koruyucu sağlık ve hijyen, sağlıklı beslenmek, cinsel hayat, sigara bırakma kampanyaları, uygulamalı ilk yardım eğitimi, şoför ehliyeti alma, gazete/ kitap okuma alışkanlığı kazandırmak, bilgisayar kullanma beceresi, Atatürk ve Devrimleri ile Kurtuluş Savaşı bilgisi,  geri dönüşüm, kadın erkek eşitliği, aile içi şiddeti önleme, pratik İngilizce vs. gibi birçok ilave eğitim, konferans faaliyetleri de icra edilmekteydi.
Ayrıca Er gazinolarını kültür merkezleri haline dönüştüren kışlalar, ordumuzun yurdun dört bir tarafına yayılmış cefakâr asker ailelerini kışla dışında FETÖ vs. gibi illetlerin eline terk etmemek için, lojmanlar bölgesinde mutlaka kendi Aile Kültür Merkezlerini açmak ve bizzat çalıştırmak zorunda kaldılar. Böylece atanıp gittikleri yerlerdeki 2-4 senelik yaşamlarını biraz olsun zenginleştirebildiler (8) . Ordumuz belki bugün daha iyisini de yapmış olabilir…

Sonuç olarak, Mehmetçik terhis olup kışlalarından evlerine, köylerine, banliyölerine dönerken, o eski er gazinolarından dönüştürülen “Kışla Kültür Merkezlerinde” ve “Kışla Okuldur!” yaklaşımıyla buralarda verilen bir seri ilave eğitim ve kurslarla bir sürü yetenekler kazanıp, zihnen ve bedenen gelişip bambaşka bir insan olur. Alacakları bu demokratik kültürü, her gün spor ve duş yapma, sorgulama, hobi edinme, okuma gibi alışkanlıklarını, edindikleri yeni becerileri memleketlerine de beraberlerinde götürürler.

Hele bir de; döndükleri o yerlerde tarihi köy enstitülerinden alınan dersler de dikkate alınarak günümüzün ihtiyaçlarına uygun “Köy/ Banliyö/ Mahalle Kültür Merkezleri” kurulup uygulanmaya başlanmışsa; “Çağdaş Uygarlık Seviyesinin Üzerine çıkmak” doğrultusundaki “demokratik kontrole tabi toplumsal değişim ve gelişim projesi” ülke genelinde büyük bir sinerjiye neden olur (Devam edecek) …

Birinci Bölüm: “Millet Kıraathaneleri Gerçekçi midir?” (Tıklayınız)

1 - Bu klasik dediğimiz eğitim felsefesi içinde, muazzam bir usta çırak usulü meslek edindirmeyi de içerir. Mesela hiç ehliyeti olmayan bir er zaman içinde yetenekliyse askeri ehliyetli şoför olarak yetiştirilir ve kışlada trafik onaylı ağır vasıta ehliyeti de alabilir; berber olmayınca gönüllü erlerden biri anında berber olurdu; küçük onarım odaklı terzilik/ ayakkabı tamirciliği (saraçlık), araba kaportacılığı, lastik tamirciliği, yazıcılık (arzuhalcilik), aşçılık, kantincilik, santralcilik, telsizcilik, telefonculuk, hatcılık, çaycılık, bulaşıkçılık vs. gibi meslekler, eğer er isterse onun askerde iken kışlada kazanabileceği mesleklerdi diyebiliriz.

2- Ordumuzda Toplam Kalite Yönetimi uygulamalarıyla kurulan, erlerden ve rütbelilerden oluşan; belli formatlarla beyin fırtınaları, sebep sonuç ve etkinlik analizleri vs. yapabilen, fikir zenginleştirme ve teklif yaratma ortamları.

3- Mesela: Muhafız Alayı (Ankara), Mekanize Piyade Tugayı (Kars), Piyade Tümeni (İzmit), Zırhlı Tugay (Maltepe), Piyade Tugayı (Adapazarı), Motorlu Piyade Alayı (İstanbul) vb.

4- Bu gazeteler, o kadar detaylıydı ki sosyal bir ceride oluyor ve birlikler ile bireyler arasında tatlı rekabet de yaratıyordu. İçerisinde alo hukuk hattı, İyileştirme Çalışmaları Çember takdimleri, Atatürk köşesi, teknoloji köşesi gibi talep doğrultusunda hazırlanan bölümleri de vardı. İşin ilginç tarafı aileler de bu gazeteye bizzat ve yoğun olarak katkıda bulunuyorlardı.

5- Erlerin içinde eğer varsa bu tür enstrümanını evinden getirmek de serbestti ve hatta bu askerler arkadaşlarına zaman zaman konser de verirlerdi. Eğer birliğe ait bir bando varsa, bütün enstrümanları tek tek Mehmetçiklere tanıtıcı ve eğitici/ eğlendirici bando konserleri verilirdi.

6- Erlerin kendi aralarında yaptıklarında anketlerde en beğendikleri TV programı her türlü “Belgesel” idi…

7- Erler kışlaya katıldıkları ilk iki üç hafta içinde merhum Turgut Özakman’ın bu tarihi dizisi kendilerine mutlaka izlettirilir ve sonunda da isimsiz anketlerle görüşleri sorulurdu. Yüzde doksan dokuzu, duygusallıkla izledikleri diziyi mükemmel olarak nitelerdi.

8- Bu alanda gördüğüm en gerçekçi ve kaliteli uygulama 1999-2001 yılları arasında Kars’ta “biz bilinciyle” ihtiyaca göre kurulup çalıştırılan “Şehit Kurmay Albay Yalçın Koçak Aile Kültür Merkezi” idi. Daha sonraki yazımızda bundan da bahsedeceğiz…