Öncelikle bağımsız Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ün aziz hatırası önünde bu 10 Kasım’da da saygıyla eğiliyoruz (Bakınız; 9 Kasım 2019, Atatürk’ü '10 Kasım’da Coşkuyla Anmak' Yine Çok Önemli. Ancak; ).

Son yazımızda ise Azerbaycan ile ilişkimize ve Karabağ’ın kurtarılma operasyonlarına değinmiştik. Türkiye’nin rolünü de bu bağlamda analiz etmiştik (Bakınız; 2 Kasım 2020, Azerbaycan, 'Karabağ Harekâtı' ve Türkiye’nin Eşsiz Rolü Üzerine ). Dün itibarıyla işgalden kurtarılan kültür kenti Şuşa, harekatın gidişatı açısından çok önemlidir. O çetin arazide zorlansa da Azerbaycan belli ki eninde sonunda Karabağ’ı özgürleştirilecektir.

Bugün ise Türkiye ve benzeri ülkeleri çok fazla ilgilendiren, ABD başkanlık seçim sonuçları üzerine, özünde başkan adayları arasında ortaya çıkan “donanım mukayeseli” bir beyin fırtınası yapmak istiyoruz.

Türkiye olarak ABD’nin şu son seçimlerinden alınacak o kadar fazla ders var ki. ABD’ndeki bu son seçimler, her şeyden önce “dünyanın en önemli gücü olarak bilinen bir ülkenin iki farklı siyasi lideri” arasında kıran kırana yapıldı. Ama baştan söyleyelim; biliyoruz ki ikisi de araç olarak emperyalizmi kullanıyor, kullanmaya çalışıyor.

Bunlardan ilki Trump; elindeki devlet denilen kocaman bir demir balyozla, umarsızca hem kendi halkının demokratik değerlerini ve de demokratik kurumları hem de uluslararası sistem de dahil adeta her tarafı tam “dört yıldır” kıra döke, tozu dumana katarak, umarsızca parçalamaya çalıştı. Kendisine, hiç değilse atılacağı siyaset hayatında önce vali ya da senatör olup biraz pişmesi ve bir sonraki aşamada da başkan adayı olması önerildi. Ama o bunları kabul etmeyerek kararını verip, direkt olarak “ABD Başkan adayı” olmayı seçerek adeta tepeden paraşütle inmek suretiyle kolay ulaştığı, o şansını geçen süreçte bizce kötü kullandı…

Yeni seçilen, çok uzun yıllar devlet terbiyesini almış aday olan Joe Biden için, bu büyük gücü nasıl kullanacağına dair henüz elde kesin bir veri yoksa da en azından kendisine “başlangıç olarak bir şans verilmesi” bizce de gerekiyor. Biz bugün “Keskin sirke olmayı” böyle berbat bir siyasi konjonktürde gerekli görmeyip gerçekçi olmayı tercih ederek, bu köşeden şimdilik bir iyimser kum saatini işletmeye başladık …

Zaten Biden biz istesek de istemezsek de kendisi “bu büyük şansı”, henüz sayımlar ve hukuki işlemler sürse de demokratik yoldan eline geçirdi gözüküyor; sonuçlar resmiyet kazandığında ise tam geçirmiş olacak. Dolayısıyla Biden ünlü Oval Ofisteki koltuğuna oturduğunda eğer isterse Trump’ın kaba saba yöntemini devam ettirir; isterse de sadece ülkesinin değil gezegenimizin sorunlarına da odaklanıp “barış dolu bir gelecek” için dünyanın tarumar olmuş şu zavallı görünümünün değiştirilmesinde önder rol oynar, somut katkı yapar.

Tüm kontrolü “acımasız kapitalizmin” dümen suyuna kaptırmış ve “Demokrasiyi, hukukun üstünlüğünü, insan hak ve özgürlüklerini, hakça paylaşımı, önce insan yaklaşımını” öteleyerek yönünü şaşırmış bu dünyaya, “tarafsızlığı, eşitliği, adaleti ve açlığı önlemek kaydıyla dünya barışını” öne çıkaracak bir yepyeni “ABD iç-dış siyaseti-Büyük (Grand) Stratejisini oluşturarak” bütün yönlerden rol model olur. Evet, tecrübelere bakarak konuşursak bu dileğimiz gerçekten de bir ütopya gibi ama bizce kaçınılmaz bir iş… Umarız oralarda bunun farkında olarak ve de doğru bir ekiple ABD Başkanlığının sorumluluğunu devralıyorlardır …

Böylece ABD yeni yönetimi, gezegenimizde Trump ile yere çakılarak tersine zirve yapan, ülkelerdeki aklı başındaki insanların dahi nezdinde yerlerde sürünen o “ülke saygınlığını” da umarız arttırır. Evet, bize göre kendisine altın tepsiyle uzatılan bir fırsattır bu sandıktan-bilgisayardan çıkan değerli sonuç. ABD için sadece içte değil dışta da yeni bir başlangıç şansıdır bu, her zaman böylesine uygun koşullar da ortaya çıkmaz … Baştan bunu söyleyelim.

Bu iki liderden ilki Trump; hızla ABD’yi ve dünyayı allak bullak eden ve de birçok ülkede, yetkin en üst düzey siyasi kadrolarla kurduğu özel ilişkileri sayesinde büyük şehirlerin göbeğine diktiği “Trump Tower” denilen gökdelenleri ile tanınan, on binlerce konut yapmış ünlü bir iş adamıdır. Büyük ihaleler de alan emlak komisyoncusu bir babanın oğludur. ABD ve global dünya zenginler kulübü doğal üyesi olarak tanınan, 74 yaşındaki Donald Trump, üç kez evlilik yapmış olup ABD’nin 45’inci Başkanıdır ve de son seçimi kaybetmiş bir siyasetçidir.

Diğer aday ise; daha önce Obama’nın döneminde tam “sekiz yıl” Başkan Yardımcısı (Vice-President) olarak görev almış, 6 dönem yani yaklaşık 24 yıl da ABD Senatosunda senatörlük yapmış bir devlet adamı ve çok deneyimli bir siyasetçi olan 78 yaşındaki “Joe Biden”dır. Ocak 2021’de bir aksilik çıkmaz ise 46’ncı ABD Başkanı olarak görevi devralacaktır.

Şimdi burada biz, her iki liderin de nasıl insanlar ya da liderler olduğunu biraz da açık kaynaklar üzerinden kıyaslayalım, diyoruz. İkisinin arasındaki yaş farkı sadece dört yıldır. Önce seçimi kaybeden Başkan Trump ile başlayalım … Çünkü aşağıda göreceğiniz sebeplerden dolayı Trump’ın ki çok uzun…

Dedesi ve Babası Alman göçmeni olan ve 1966 da askeri liseye başlamış Donald Trump. 1968 temmuz ayında “Sağlam raporu” ama iki ay sonra 1968 ekim tarihinde tam da Vietnam savaşı sırasında “askerliğe elverişli değildir” raporu almış. Bu nedenle araştırmacılarca ulaşılmak istenilen okul kayıtlarına erişilmesine Trump’ın avukatı tarafından “mahkeme kararı ile yasak” getirilmiş …

Kendisi iktisat tahsili yapmış olsa da şirketleri zaman içinde altı kez iflas işlemine tabi tutulmuş bir iş adamıdır. 1996 yılından 2016’ya kadar yirmi yıl “ülke güzellik yarışmalarına” sahiplik yapmıştır. Televizyonda kendisin de yer aldığı “The Apprentice adlı reyting odaklı Reality Show”[1] gibi 13 yıl süren bir program yapmıştır. Trump ve şirketleri, 2016 itibarıyla federal ve devlet düzeyinde açılan yaklaşık 4000 davayla kanuni takibata uğramıştır. Açık kaynaklara göre bunlardan işlem gören 500 civarındaki davalardan 451’ini kazanmış 38’ini ise kaybetmiştir.

Davalar ve iddia konuları; iflas davaları, ticari kontrat anlaşmazlıkları, hakaret davaları, açık kaynaklara göre eski eşi Ivana da dahil 26 kadının bu konuda Trump’ın kendilerine hakaret ile aşağılama, suiistimal, istismar vs. yaptığı özel hayatla ilgili iddia ve veya yasal davaları içermektedir. Ama ulaşabildiğimiz mevcut tartışmalı kaynaklara göre Trump bunların neredeyse hiçbirini kabul etmemektedir. Bu tutumları nedeniyle de 2017’de ABD’nde Washington’daki 500 bin kadının toplu yürüyüş protestosu dahil, kendisine karşı dünya çapında düzenlenen benzeri protestolarda 2,5 milyonu bulan kadının Trump’ı dünya çapında protesto ettiği de hafızlardadır.

Ayrıca Trump’ın şirketlerinin devletle olan 100’den fazla vergi anlaşmazlığı nedeniyle takibat görmüş ve de şirketlerine bunlardan 36’sı ile ilgili vergi haczi uygulanmıştır. Trump’a açılan davaların içinde kumarhane meseleleri ve insanlara şiddet uygulanması da dahil o kadar fazla iddia açılmış bekleyen dava vardır ki artık burada biz buna bir son verelim, diyoruz. İnsan onca açık kaynak üzerinden araştırırken bile yoruluyor bunlara …

Ama Trump ile ilgili çoğu ABD Başkanlığı görevine geldikten sonra olmak üzere neredeyse hiçbir ulusal güvenlik uzmanının çalışmak istemediği bir ABD başkanıdır. İstifa ve kovduklarının listesi hayli uzundur ...

Hakkında yolsuzluk, vergi kaçırmak, vatana ihanet, adalet mekanizmasını engellemek, başka bir ülkenin (Rusya) seçimlere karışmasına sebep olmak, Ukrayna’daki hükümetin para yardımı karşılığı 2020 adayı Joe Biden aleyhine etki yapılması için baskı ve lobicilik yapmak, Trump’ın seçim kampanyası başkanı ve lobici Paul Manafort vasıtasıyla Barzani seçimlerine müdahil olmak, ABD’den başka bir ülkeye bir şahsın kaçırılması düşüncesi (Fettullah Gülen-Em. Korg. Flyn) vs. gibi, bugün için ortada ve muğlak kalan açık kaynaklarda da yer alan doğru-yanlış bir sürü suç iddialarıyla “Özel bir araştırma ekibinin” hukuki takibatına uğradı. Bu ekibin başında özel raporunu hazırlamak üzere eski FBI Direktörü Mueller başkan olarak görevlendirildi (Impeachment süreci).

Hazırlanan raporu Mueller Temsilciler Meclisine (ABD Kongresine) sundu ve oradan geçti; ardından da rapor hızla ABD Senatosuna da sunuldu. Ama burada çoğunluk Trump’ın partisinden yani Cumhuriyetçilerden olduğundan dolayı Trump ile ilgili söz konusu özel rapor Senato’da siyasi mülahazalarla hızla aklandı. Soruşturma şimdilik öylece orada kaldı. Siyaset soruşturmanın Senato yoluyla önünü kesince, hukuk yolu yani mahkemeler de dolayısıyla devreye sokulamadı. Senato’da çoğunluk zaman içinde değişiyor. Dolayısıyla Başkanlık da bitince bunun sonrasında ne olur bilemiyoruz…  

Başkan Trump, ilginç bir şekilde kızı Ivanka ve damadı Kushner’i kendisine ABD kıdemli Başkan danışmanı da yaptı. Trump Vakfı (Foundation) yardımlaşma yolsuzluk iddiaları, seçim zaferi komitesi harcamaları iddiaları (Inaguration Ceremony Comittee), Federal devletin onun yönetiminde iki kez finans sisteminin kapanması (Shut down), İran ve Zarrab olayları sırasındaki tutumları, Kovid-19’u başlangıçta küçümsemesi ve ülkesindeki 250 bini aşan can kaybı suretiyle oluşan  tahribat, pandemi süresinde Dünya Sağlık Örgütünden (WHO) aniden çıkarak uluslararası topyekûn mücadeleye ABD olarak sekte vurulmasına neden olması, NATO’yu küçük görerek dünya kamuoyu önünde zayıflatması ancak bir yandan da NATO’yu güçlendirmeleri için müttefik Avrupa ülkelerini ellerini daha fazla ceplerine atmaları için tehditle uyarması, Paris Şartı’ndan aniden çekilerek iklim değişikliği konusundaki yaşamsal konsensüsü reddederek ABD’nin bu önemli çevreci anlaşmayı imzalamayan tek devlet olması kararını vermesi ama kendisinin dünya çapında bir “Çevreci” olduğunu pişkince iddia etmesi, Avrupa çeliğine bir anda gümrük koyması suretiyle piyasaları alt üst etmesi, İsrail’in Kudüs’ü başkent yapmak ve tartışmalı Golan Tepelerini ilhak karalarına hemen evet demesi, Ortadoğu’da hiçbir rahatlatma yaratamaması, birçok İslam ülkesine bir anda ABD’ye giriş yasağı getirmesi ve ırkçı davranması, dünyadaki çoğu otoriter liderlere açıkça methiyeler düzmesi suretiyle dünya demokrasisine olumsuz etki yapması, Çin ile bir anda  ticari savaş başlatması, Rusya ile Orta menzilli Balistik nükleer güç anlaşmasından aniden çekilmesi, İran ve 5 büyük ülkeyle yapılan müşterek nükleer eylem planı anlaşmasından ((JCPOA)) aniden çekilmesi, istediği yeri istediği ülkeyi istediği zamanda keyfi olarak sorgusuz sualsiz füzelerle bombalarla vurarak artık ABD’nin eylemleriyle dünyadaki uluslararası hukuk kurallarını, oturmuş teamülleri tanımadığını ortaya açıkça koyması, işte bunların hepsi de çok önemlidir bize göre…

Kendisi genel olarak, korumacı, muhafazakâr milliyetçi, ülkesi için izolasyondan yana ve popülist pragmatist bir iş adamı ve “cumhuriyetçi siyasetçi” olarak tanımlanmaktadır. Zekâ durumunu ise, gösterdiği bazı kontrolsüz tepki, söylem, mimik, jest ve şaşırtıcı davranışlarıyla harmanlayarak bakıldığında bir ABD Başkanı olarak kendisini farklı şekilde değerlendirenlerin de sayısı az değildir. İnternette yarım saat gezinmek bile yetebilir.

Ayrıca Türkiye açısından da, Ortadoğu barışına yönelik aldığı keyfi kararlarla umarsızca darbe vurması, Türkiye ile ilişkilerde Suriye, Irak, PKK/PYD, Yunanistan, GKRY ve Ege sorunları konularında sürekli ikili oynaması ve artık tarafsızlığını açıkça yitirmesi suretiyle Türkiye’ye açıkça sopa gösterilmesi, FETÖ’nün başının resmen  istenmesine karşın hâlâ Türkiye’ye iade edilmemesi, Rahip Brunson’un dış baskıyla hapisten çıkarılması sırasında devlet ricalini ve ülke hukukunu ve de egemenliğini kaba saba davranışlarla umarsızca aşağılamaya çalışması, S-400 alımı tartışmaları ve F-35 savaş uçağının birlikte üretim sisteminden çıkarılıp üstelik Türkiye’ye verilip-verilmesi konusunda ülkeye sürekli şantaj yapması ve jetlerin verilmemesi kararını onaylaması, böylelikle Cumhuriyet Ordusunu zayıflatıp Türkiye’yi bölgesinde artık ”Bölgesel güç” olmak iddiasından kurnazca  vaz geçirip iyice yalnızlaştırmaya çalışması, son zamanlarda Romanya Bulgaristan ve Yunanistan üzerinden askeri üsler kurarak Girit’te ve Lozan’a aykırı olarak pişkince Dedeağaç’ta da Türkiye’ye sormadan  etmeden umarsız bir dış siyasetle yeni üsler kurulması, olası Lozan’ı tanımama (belki de Arap sermayesi yoluyla Kanal İstanbul lobiciliği) baskıları yapmak suretiyle Boğazların erişilmez değerine alternatif usuller bularak Karadeniz’e iyice müdahil olmak üzere “özel bir bilinmedik olası gizli stratejik planı” uygulamaya koyması ihtimali, önce yeşil ışık yakıp sonra harekatın ortasında aniden Türk Ordusunun Fırat’ın doğusuna yapacağı harekatı durdurarak sadece siyasetçilerin değil tüm ülkenin prestijini yerle bir etmesi, Türkiye’ye karşı en üst düzeyde  özellikle de ekonomiyi hedef alarak sosyal medya üzerinden onur kırıcı mesajlarla pişkince ve kaba saba keyfi olarak ayar vermesi ve de Türk ekonomisine sosyal medyayı silah olarak kullanarak bilerek isteyerek hasar vermesi, CAATSA ekonomik yaptırımlarını Türkiye’ye karşı sürekli bir tehdit olarak kullanması, sosyal medya üzerinden ülke egemenliğiyle dahi oynamaya çalışarak sürekli umarsızca hakaret etmesi, hemen hemen tüm ülkelerle bütün ülke halklarını yok sayarak kapalı kapılar ardında üst düzey ilişkilerle üstünlük kurmaya çabalaması, Türk halkının ABD’ye olan eski müttefiklik inancını endişesizce yere serip nerdeyse ülkedeki  bütün halk katmanlarında ABD’nin değerini sıfırlayıp müttefikliği allak bullak etmek istemesi  vs. gibi ciddi sorunlar-iddialar zaman geçse de kolay onarılamayacaktır. Buna çok gayret edilse bile (ki şu an bilemeyiz) bu bizce hakikaten epeyce zaman alacaktır ….

Ama birisi çıkıp “Peki bunlarda Türkiye’nin hiç mi suçu yok?” diye de sorabilir. Bize göre bu soru, akademik doktora tez konusudur.

Halihazırda bu süregelen adeta hiç bitmeyecekmiş gibi görünen “keyfi yönetimiyle” dünyayı umarsızca hallaç pamuğu gibi fırlatıp birbirine katmıştır Trump. Bu durum dikkate alındığında, dünyanın büyük çoğunluğu olarak, “bunca yıldır yer yüzünde bu kadar büyük gücü eline alıp da pişkince kendi kafasına göre kullanan, böylesine iletişimsiz, dengesiz, sorumsuz ve cüretkâr, böylesine liderlik-yönetim kapasitesi az bir ABD başkanı daha görülmedi”, diyenler hiç de az değil …   

Evet, emperyalist olmanın gereği ve de “bugünün Roma İmparatorluğu olmak iddiası” yüzünden hangi ABD Başkanı gelirse gelsin “uluslararası sistemde genel çıkar mücadelelerinde” normal şartlarda her şeyin değişebileceğine biz de pek ihtimal vermiyoruz. Ama Trump “zücaciye dükkanına dalmış kocama bir fil gibi” bu uluslararası en kırılgan alana, diplomasiye de el attı ve dört yılda sadece kendi ülkesini değil, işbirlikçileriyle tüm dünyayı perişan etti, bilgisiz-deneyimsiz yönetimiyle insanları ülkeleri çok ama çok yordu.

Çoğumuz ömürlerimizde defalarca ABD başkanı ve de uygulamalarını gördük ama böylesini asla görmedik. Ülkesinin prestiji ya da karşısındaki ülkenin onuru adeta hiç önemli değildi onun için. Belki de borç içinde olduğu söylenen Trump ve şirketleri uluslararası bazı kapalı ilişkilerinde, bilemiyoruz ama görev yerini kullanarak ticari çıkarlar dahi sağladı. Sanki Trump hep orta çağın kaba saba kılıç gücüyle etrafı kavuran krallarından biriymiş gibi davrandı.

Daha da yazabiliriz ama şimdi biraz da yeni Başkan adayı 1942 yılında Pennsylvania’da doğan Joe Biden’a da bakalım. Araştırırken gördüğümüz ilk şey Trump’ta olmayan hemen her şeyin nerdeyse Biden’de olduğu gerçeğidir. Evet ona nazaran birazcık yaşlıdır ama hangi konuşmasına bakarsanız bakın zihninin gayet de yerinde olduğu anlaşılmaktadır.

Kendisi İrlanda ve Fransız kökenlidir. Baba Biden o yıllarda oğlunun doğumundan itibaren sürekli iş sıkıntıları yaşamış; sonra ancak “araba komisyonculuğuyla” hayatını kazanmaya başlamıştır. Joe Biden aslen orta direk bir babadan ve mütevazı bir aileden gelmektedir. Babasını işindeki bitmeyen dalgalanmalar ve ekonomik sıkıntılar nedeniyle ailece, bir dönem mecburiyetten anneanne ve dede evinde birlikte yaşamış, böylece aslında çocukluğu o kadar da rahat geçmemiş bir insandır.

Üstelik evliliğinin ilk yıllarında çok acı bir trafik kazasında bir kız evladını ve eşin kaybetmiş, ailece büyük talihsizlik yaşamış da bir insandır. Yine de iki oğlunun bakımını bizzat kendisi üstlenmiş ve onları hayata bizzat kendisi hazırlamıştır. Beş yıl sonra evlendiği ikinci eşinden de bir kız çocuğu olmuştur. Ancak en büyük oğlu beyin kanserinden 2015 yılında ölmüş ve Biden yaşamındaki ikinci büyük darbeyi de böyle yemiştir.

Kendisi aynı zamanda uzun yılların “devlet adamlığı deneyimine” sahip, eski bir avukattır. Hakkında özel hayatına yönelik kadınlarla ilgili 3-4 iddianın da bulunduğu açık kaynaklarda görülmektedir. Siyasete, en alttan itibaren verdiği siyasi mücadeleler ile iletişim gücünü de kullanarak ABD’nin 29 yaşındaki en genç demokrat senatörlerinden birisi olmak suretiyle girmiş ve de tam altı dönem ABD senatosunda senatörlük yapmış, başarılı olmuş “devlet terbiyesini ve diplomasiyi iyi bilen” bir deneyimli sık sık ülkeler arasında arabuluculuk da yapmış bir senatördür.

1991 Körfez savaşına karşı çıkmış ama ülkesi için oğlunu asker olarak Irak’a göndermiş bir babadır. Bosna için Sırplara karşı açılan eski Yugoslavya’daki savaşa ise destek vermiştir. Kosova’nın bağımsızlığını ilan etmesinde bile oralardadır. Afganistan Irak ve Kosova dahil Balkanlar’daki kuvvet kullanılmasına hep destek vermiştir. Barışın sağlanmasına ise oradaki siyasi liderlerle de görüşerek katkı yapmıştır.  2002 İkinci Irak Savaşında ise asker arttırılmasına karşı çıkmıştır. Bu tür diplomatik konulardaki çoğu uluslararası güvenlikle ilgili çalışmalarda sürekli yer aldığı dikkati çekmektedir.

 Irak’taki “savaşın gerekçelendirilmesi” sırasında kurulan o komitenin başkanı olarak yaptığı hatayı sonradan da olsa kabullenmiştir. Ayrıca Irak’ın Saddam sonrası üç eyalete bölünmesi (Kürtler, Şiiler, Sünniler) konusunda da senatör olarak rol oynamıştır. PKK’ya karşı olduğunu söylemiştir. Ancak 2020’de “Barzani’nin arkadaşı olduğunu ve bölgedeki Kürtleri desteklediğini” de net olarak belirtmiş bir senatördür. 

Joe Biden karşılaştığı her ailevi ya da beyin ameliyatı geçirmesi gibi sağlık zorluklarına rağmen aktif siyaseti sürdürmüş ve kendi ülkesine hizmetini, farklı platformlarda mesela ABD Senato Dış İlişkiler Platformunda, Senato Hukuk İşleri platformunda, Şiddete Dayalı Suçların Önlenmesi, Kadınlara Karşı Şiddetin Önlenmesi, Bireysel Hak ve Özgürlüklerin Geliştirilmesi, Uyuşturucuya Karşı Önlemlerin alınması gibi önemli çalışma guruplarında yer alarak gereken kanunların çıkartılmasında sürdürerek senatoda somut roller almıştır. Rusya ile yürütülen nükleer silahların azaltılmasını öngören START anlaşması görüşmelerinin sonuçlarını ülkelerle iletişim halinde Senato’dan geçiren deneyimli bir senatördür. 

Kendisi her ne kadar Libya’ya yapılan harekâtı da desteklemiş olsa da 2011’de Irak’tan çekilmeyi usullere bağlayan çalışmaları yönlendirmiş bir siyasetçidir. ABD’de okullara yönelik silahla yapılan toplu cinayetlerin de araştırmasını başkanlık ettiği özel bir çalışma gurubuyla sonuçlandırarak ABD’deki kontrolsüz durumdaki şahsi silahlanmaya yönelik olarak alımını ya da satılmasını sınırlayan mevzuatın çıkarılmasını sağlayan da bir senatördür. Son görev yeri, Obama’nın yanında 8 yıllığına aralıksız olarak yoğun mesai yaptığı ABD Başkan Yardımcılığı (Vice President) görevidir. Daha öncesinde iki kez de ABD Başkanlığı için aday olmuş, kampanyalarını yürütmüş ancak kazanamamıştır. Ancak böylece büyük seçim kampanyası deneyimi de kazanmıştır.

İşte yukarda sıraladığımız bilgilerin ışığında bu iki adayı yan yana koyduğumuzda eğer, bu detaylar iyi görülüp analiz edilirse hem ülkesi için hem de dünya sorunları için ABD’de kimin seçilmesinin daha isabetli olduğu da dışardan bakan bir göz dahi olsa aslında bizce çok net ortaya çıkmaktadır.  

Terazinin iki kefesi bir “büyük ülke devlet adamının” seçilmesi için gereken kriterler ve deneyim kıyasen dikkate alındığında, bu tirajı komik sayılabilecek kıyaslamada, ibre kusura bakılmasın ama aşırı bir şekilde Joe Biden lehinedir. Bazı yazdıklarımız tartışmalı da olabilir. Ama yine de aradaki temel donanım farkını hala görmeyen ve de ısrarla “Bizim için Trump da bir, Biden de bir”, diyen varsa eğer biz “o insanın konuya tarafsız bakamadığını” söyleriz… Bu iki aday arasında, beğeniriz beğenmeyiz, donanım yönünden çok açık ara, aralarındaki “devlet adamlığı kalite farkını” görmemek için bize göre “kör olmak lazım” demek bile, bu durumu açıklamak için yetersiz kalır. Bu konudaki yazılı sözlü analizleri tam incelememiş olmakla beraber iki siyasi lider arasındaki kıyaslama ile ilgili fikrimiz genel olarak budur … (Not: Sonraki yazımız “ABD SEÇİMLERİ VE BUNUN DÜNYA’YA-TÜRKİYE’YE OLASI ETKİLERİ” üzerine ve bu yazının bir devamı şeklinde olacak.)   

[1] “The Apprentice” adlı Reality Show türü ve “Ben imparatorum!” diyen milyonerbir iş adamının karsısında birbirleriyle de rekabet ederek, işinde tutunmaya çabalayan, hırs dolu gencecik insanların çeşit çeşit proje yarışmalarında, onları karşısına hizaya çekip tir tir titretirken heyecanlandırıp, gelecekleriyle ilgili kararlarını yüzlerine haykırarak onları (You’re Fired!) işten atan-kovan acımasız bir iş adamının reyting odaklı şov programı…