Kabalist Abulafia şöyle der: “İnsan bir inanca bağlı kalarak kurtuluşa erişemez, ancak kendi üzerinde yapacağı deneylerle özgürlüğüne ulaşabilir.”

“Simya ilmine göre “Felsefe Taşı”, dokunduğu her nesneyi altına dönüştüreceğine inanılan taştır. Bu taşı elde edebilmek için birçok formül ve deneme yapılmıştır. Simyacıların iki büyük hedefinin anahtarı olarak görülmüştür. Maddeyi altına çevirmek ve ölümsüzlüğü bulmak... Arayış ve yol, taşın ya da hazinenin kendisinden daha önemlidir. Hedef yolda olmaktır.”

“Felsefe Taşı” mutlak olana, tanrısal töze kavuşturan bilinç anlamını kazanmaktadır. Aynı şekilde iksiri içip ölümsüzlüğe kavuşmak da ruhun ölümsüz olduğunu anlamak anlamına gelmektedir. Öyleyse kendi içindeki tanrısal özü bulmak isteyen kişi, tıpkı maddenin saflaştırılması gibi, kendi içine dönerek kendini saflaştırmalı ve gizli olan, içindeki “felsefe taşı”na ulaşmalıdır. Simyada kullanılan yöntemler ezoterik olarak inisiyasyonu(aydınlanma, ezoterik aşamalardan geçme) da bu anlamı ile temsil etmektedir.

“Bütün bilgeler ağız birliği etmişçesine Felsefe Taşı denilen şeyin “herkesin baktığı, ancak çok azın gördüğü” bir şey olduğunu söyler. Yine onun yaygın bir element olduğunu, daha doğrusu bütün elementlerin, Ateş, Hava, Su ve Toprak’ın özü olduğunu, her şeyin içinde olup, bazı şeylerdeyse ondan daha çok olduğunu söylerler.”

V.I.T.R.I.O.L. ile anlatılan “Dünyanın derinliklerini ziyaret et gizli taşı bulacaksın” cümlesi aslında insanın Tanrı’yı, tanrısal olanı kendi içinde bulacağı anlamına da gelmektedir. Tanrı-İnsan-Evren üçlemesi özdeştir. Ruhun ölmezliği gibi, bilginin de ölmezliği kesindir. Jung’a göre Anka’nın hikâyesi “Kendi”nin keşfine giden yoldur. Zümrüd-ü Anka, insanın yenilenme sürecine tekabül eden simyasal dönüşümün başarılmasının sembolüdür.

“V.I.T.R.I.O.L. simya terimi de aynı adresi gösterir. Aşağıya doğru dikey bir harekettir. Dönüş, tamamlanış ile birlikte yine dikey olarak yüzeyedir. Kendini yeniden doğurup dönebilen, kendi anima/animus’sundan kendisi doğabilen, toprağın derinliklerinde ana tanrıçanın, toprak ana’nın rahminden tekrar doğup tamamlanabilen için dikey yolculuk çok önemlidir. Birçokları inmekten çekinir, karşılaştığına sırtını döner, kendi ile objektif yüzleşmez, döndüğünde aynadaki suretine yalan söyler. Yolcunun farkı buradadır. O, hem bilinç hem de bilinçdışı dünyasının ustası olmuştur. O sembolik mağaradan, cehennemden, Gayya kuyusundan, sınavdan bir sembol olarak çıkar.”

Felsefe taşı aydınlanmanın sembolüdür. Sembolik felsefe taşı da bir anlamda kendi kendini yargılama, vicdani hesaplaşma yani sembolik olarak cehenneme iniş ve yaşarken ikinci doğuştur. Kendini tanıma, bulduğu felsefe taşını yontmadır. Kendini biliş, Zıtlıklardan tamamlayıcılığa yani denge yolunda iyi, doğru ve güzele gidiştir. Kendini tam anlamıyla bilen kişi, kendi vicdanında Tanrı’nın tecelli ettiğini idrak edecektir. İşte aranan Felsefe Taşı O’dur.
Kimi araştırmacılara göre ise Kutsal kâse de meşhur “Felsefe Taşı”dır.

Felsefe taşımız tabanı Ben’i temsil eden piramidin tepe noktasıdır. “Ben ben” taşıdır. Eski Mısır’da Kutsal Atum Sütunun üzerinde de “Ben Ben” taşı vardır. Kozmik kökenli bir taştır. Kâbe’deki siyah taşa benzer olduğu da düşünülmüştür. Anka Tapınağında durmaktadır bu taş ve sütun. Osiris’in ruhu Anka ile özdeşleştiği için “Ben Ben” taşı onun tohumunu ifade eder ve İsis’in rahminde Horus’u yaratan gücü simgelemektedir. Ben daima “O” tarafından kendine çekilir, bu yüzden saat yönünde tavaf tüm geleneklerde vardır. Bilinçaltında da aynı kural mevcuttur, merkezi O’dur.

Bilgeliğin yolu “Altın orta yol” dur. Bu yol tüm kadim kültür ve toplumlarda tavsiye edilen, aşırılıkların uyarıldığı, o meşhur “orta yol”dur. Sağduyunun, ölçülü olmanın, soğukkanlılığın, hoşgörünün, dikkatle merdivenleri çıkmanın ve inmenin yoludur. Ölçülü olmak duygu, düşünce ve davranışlarda dengeli ve kontrollü olarak yaşama hâlidir. Kadim ezoterik öğretilerin hiçbiri aşırılıktan yana değildir. Değişim içten dışa doğrudur. Mikro ve makro-kozmos, İç ve Dış Dünyalar arasındaki mistik evliliği de simgeler Felsefe Taşı ve içimizde "Mistik Evlilik" inisiye edilir. Bizim kalınlaşan, katılaşan ve maddileşen peçemizi aşıp geçmemizi sağlar Bütün’e ezoterik bakış.

“Sonluda karşıt bulunanlar, sonsuzda birliğe ulaşırlar. O asli cevheri bulmuştur, simyadaki “Materia Prima”’yı. Ruhunu arayan insanın macerasıdır bu, Jung’un deyimi ile. Yeni bir kimliğe bürünmeyle devam eder yolculuk. Çalışma sadece okuyarak değil, yaşayarak, hissederek içimizde yapacağımız derin düşünce yolculukları ile olacaktır. Düşünme üzerine düşünme tefekkürdür. Kuyulardan, basamaklardan geçerek derinliklere inilir. İç dünyasını tamamen keşfeden yani egosunun sembolik metallerden arındıran ve gölgenin baskısından kurtulan Ben, diğer parçaları olan İkiz, anima/animus ile diyaloga girebilecektir. Felsefi düğün, kimyasal düğün işte burada bu bütünleşmededir.”

Kahraman'ın Yolculuğunda "kayıp hazine" bir türlü bulunmaz, bulundu zannedildiğinde yeni bir maceranın kapıları açılır zira arayış hiç bitmez ve bu da sürekli üretimi, sürekli çabayı, sürekli iyi, doğru ve güzele yönelimi destekler. Bu yüzden yolculuk başlangıçsızlıktan sonsuzluğa doğru bitmek bilmeyen bir senfonidir... Kahramanın peşinde olduğu hazine kendisidir ve buldukça da beğenmeyecek daha iyisi için çalışmaya devam edecektir.

Felsefe taşını arayan kişi hem dönüşüm, hem dönüştüren, hem de dönüşendir. Simyacı için gerçek simya insanın iç doğasındadır. “Felsefe taşı, evrenin temel sırlarını keşfetmek, metalleri altına çevirmek sıradanlığı yerine ölümü yaşama dönüştürmek, ruhu arındırmak ve daha yüksek bir bilince ulaşabilmek için içimizde arayıp bulmamız gereken akıl taşıdır, hayat taşıdır... Bilgelik yolunda ilerleyebilmenin anahtarıdır.”

"Makro kozmosu kendinde kucaklayan bir Mikro kozmostur" gerçek insan. Taş bizizdir; içinde biz varız, dönüşen de değişen de kendini yontan da yontulanda diğer taşlar ile sürtüne sürtüne daha mükemmel olan da güçlenen de yolda olan da yol da biziz…

'' Timeo homini uni librium'' “Tek kitabı olan adamdan korkarım.”(Latin deyişi)

Berk Yüksel