Geçtiğimiz günlerde malum bir ‘bakan’ın kendisine yöneltilen cinsel taciz sorularına ilişkin verdiği yanıtları okudum. Okur okumaz da “boşuna ‘bakan’ olmamış”, diye düşündüm.

Daha doğrusu, “Boşuna ‘bakan’ sıfatıyla taltif edilip koltuğa oturtulmamış”, dedim. Velhasıl onu o koltuğa oturtanların bir bildiği varmış!

Aslında malum ‘bakan’ için bu ilk değildi. Geçmişte de verdiği yanıtlarla çoktan rüştünü ispatlamıştı! Ama eski defterleri açıp da ne yazının yönünü değiştirmeye ne de hacmini genişletmeye gerek var şimdilik.

Soruları ve söz konusu ‘bakan’ın yanıtlarını okuduğunuzda bana hak verecek misiniz, bilmiyorum. Ama bildiğim bir şey varsa o da şudur: Bu ‘bakan’, ya okuduğunu bile anlamaktan aciz ya da öylesine olmuş ve olgunlaşmış ki tam kıvama gelmiş! Onu o koltuğa oturtanlara afiyet olsun!

Bu girizgâhla birlikte, sizler haklı olarak bu ‘bakan’ın kim olduğunu merak ediyorsunuzdur. Ve muhtemelen tek tek her ‘bakan’ı zihninizden geçirip, her birinde “olmuş”luk ve “olgunlaşmış”lık emareleri arıyor ve buluyorsunuzdur. Haklısınız, arada sırada cıvıtanlar olsa da her biri tam kıvamında!

Öte yandan belki de bu ‘bakan’a toz bile kondurmak istemiyorsunuzdur, diyeceğim ama bir türlü dilim varmıyor bunu söylemeye. Çünkü ‘bakan’ olup da toza toprağa, kire pasa, bilumum şeye bulaşmamış olan var mı ortalıkta? Sakın yanlış anlaşılmasın! Salt merakımdan soruyorum. O denli çalışıp da toza toprağa ve bir şeylere bulanmamak mümkün mü bu zamanda? Zaten toz toprak, kir pas dediğiniz de nedir ki iş bulup da alnının teriyle çalışanın alamet-i farikası olmaktan öte...

Neyse… Daha fazla zorlayıp da bu işi dallandırıp budaklandırmadan sorulara geçelim. Malum ya… Bu devirde ne olup ne olmayacağını Allah bile bilemiyor, bilse de “gık” bile diyemiyor artık… Çünkü “gık” diyecek olsa ona da “erişim engeli” koymaya hazır onca çemiş, hazır ve nazır tetikte bekliyor.

İşte Sorular

Geçtiğimiz Nisan ayında, CHP Milletvekili Sezgin Tanrıkulu, TBMM Başkanlığı’na verdiği bir yazılı soru önergesiyle, malum ‘bakan’a şu soruları yöneltti:

“Son 1 yılda bakanlık ile bakanlığa bağlı kurum ve kuruluşlarda cinsel taciz nedeniyle yapılan şikâyetlerin sayısı kaçtır?

Anılan süre içerisinde her biri ayrı olarak belirtilmek suretiyle cinsel taciz nedeniyle yapılan şikayetler neticesinde ilgili kurumlar bünyesinde yapılan işlemler nelerdir?

Nisan 2021 itibarı ile devam etmekte olan işlemlerin sayısı kaçtır?

Anılan süre içerisinde her biri ayrı olarak belirtilmek suretiyle cinsel taciz nedeniyle yapılan şikâyetlerin kaçı adalete intikal ettirilmiştir?

Yine her biri ayrı olarak belirtilmek suretiyle bu davaların sonuçları ne olmuştur?

Nisan 2021 itibarı ile devam etmekte olan davaların sayısı kaçtır?”

Sorular açık ve netti. Hiçbir soruda anlaşılmayacak tek bir sözcük ve kavram bile yoktu. Yani okuma yazma bilen herkesin anlayabileceği kadar basitti.

Dolayısıyla koskoca bir ‘bakan’ın bu denli basit soruları okuyup da anlamaması, anlayıp da doğru yanıtlar vermemesi mümkün olabilir miydi ki… Elbette böyle bir şey hiçbir “Bakan”a yakışmazdı! Ama bu herhangi bir ‘bakan’a yakışmayacağı anlamına gelmiyordu.

İşte Malum ‘Bakan’ın Yazılı Açıklaması

Neden “yanıtı” değil de “açıklaması” dediğimi, aşağıdaki satırları okuyunca anlayacaksınız. Çünkü malum ‘bakan’, kendisine yöneltilen açık, net ve o kadar da basit sorular karşısında şöyle diyordu:

“Kamu görevlileri, kamu hizmetlerinin gereği gibi yürütülmesini sağlamak amacı ile kanunlar; Cumhurbaşkanlığı kararnameleri ve yönetmeliklerle belirlenen esaslar çerçevesinde verilen görevleri yerine getirmekle yükümlüdürler.

Bu kapsamda; ilgili mevzuatla emredilen ödevleri yurt içinde veya dışında yerine getirmediği, uyulmasını zorunlu kıldığı hususları yapmadığı veya yasaklanan işleri yaptığı yönünde hakkında ihbar ve şikâyette bulunulan devlet memurlarına yönelik inceleme/soruşturma çalışmaları başlatılmakta, iddiaların doğrulanması halinde durumun niteliğine ve ağırlık derecesine göre 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu'nun 125'inci maddesinde sıralanan disiplin cezalarından birisi verilmektedir. Ayrıca adli suç niteliği taşıyan hal ve durumlarla ilgili adli makamlara suç duyurusunda bulunulmaktadır.”

Fark edebileceğiniz gibi, malum ‘bakan’ hiçbir soruya yanıt vermemişti. Anlaşılan oydu ki ya soruları hiç okumamıştı ya da okuduysa bile anlamamıştı. Anladıysa da sorulara kasten doğru yanıtlar vermemeyi seçmişti. Bir başka seçenek de hazırlanıp önüne konulan metnin altına bir ‘bakan’ sıfatıyla yalnızca imza atmıştı. Ancak iş bu kadar basit değildi ve dahası bunun başka anlamları da vardı.

TBMM’yi Ciddiye Almayan ‘Bakan’

Aslında ‘bakan’ bu seçimiyle, kasıtlı bir biçimde şunları yapmıştı: Birincisi, kendisine soruları yönelten CHP Milletvekili Sezgin Tanrıkulu’nu başından savmıştı. İkincisi ise bundan daha önemliydi ve o soru önergesini gönderen TBMM’yi ve Başkanlığı’nı ciddiye bile almadığını sergilemişti. Hani şu, sık sık “Gazi”, “Yüce” sıfatlarıyla anılan ve duvarında “Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir” yazan TBMM var ya işte o TBMM’yi…  

Bu tavrıyla da ne kadar “olmuş” ve “olgunlaşmış” bir ‘bakan’ olduğunu başta kendisini bakanlık koltuğuna oturtanlar olmak üzere cümle âleme göstermişti.

Daha ne olsun ki zaten ondan beklenen de atandığı bakanlık adına, bir ‘bakan’ sıfatıyla imza atması, açıklamalar yapması, şurada burada arz-ı endam eyleyerek gülücükler dağıtmasıydı. Ötesi ona emanet edilemeyecek kadar önemliydi.

Peki; TBMM’yi bile ciddiye alıp sorulara doğru yanıtlar vermeyen bu ‘bakan’ kimdir? Bu ‘bakan’, neyin, hangi bakanlığın ‘bakan’ıdır?

Yoksa Ziya Selçuk mu dediniz? Yanılmadınız efendim… Tam isabet… Soruların bir tekine bile doğru yanıt vermeden TBMM’ye açıklama gönderen ‘bakan’ Ziya Selçuk’tur. Yani MEB’e yakışan ‘bakan’… Eğitime yakışıp yakışmadığı ise sizin takdirinize kalmıştır artık…    

 

* Ankara Üniversitesi, DTCF Felsefe Bölümü mezunu ve “Arzu Okulu”, “Aşk Mavidir Öğretmenim”,  “Öğretmen Düzenin Duvarındaki Tuğla”, “Edebiyat Nedir Ki…”, “Allah dedi Üstad-ı Azam” kitaplarının yazarı. Felsefenin Işığında / Felsefece; http://atalaygirgin.blogspot.com