ABD TASI TARAĞI TOPLARKEN
ABD’nin Biden’ın başkan seçilmesiyle yaptığı dış politika hamleleri konuşulmaya devam ediyor. Başta Güney Amerika olmak üzere dünyanın çeşitli bölgelerinde saldırgan tutumunu sürdürse de ABD, Ortadoğu ve Orta Asya’dan yavaş yavaş çekiliyor.

İç politikada kimseye yaranamamak

Biden için ilginç bir durum var. ABD merkez medyası papağan gibi ne kadar başarılı olduğunu tekrarlasa da ABD halkının farklı kesimlerinde böyle bir algı oluşmadı. 1 Ağustos itibariyle pandemi sırasında geçerli olan “ev sahiplerinin kiracıları tahliye yasağı” kalkacak. Yasağın uzatılması için birkaç Demokrat meclis üyesi şansını denese de karar için yeterli oy sağlanamadı ve milyonlarca insanı evsiz bıra yasak.
Hükümete yakın medya kuruluşları bize de tanıdık gelecek şekilde “ ama son 2 ayda ekonomi büyüdü!” tarzı haberler yapsa da karantina sonrası açılmanın ekonomiyi beklendiği kadar canlandıramaması Biden’ın hanesine eksi puan olarak yazıldı bile.
Biden kimseye yaranamadı diyorum çünkü halkın bir kesimi Biden’ın politikalarını “aşırı sol hatta komünizm” olarak yorumlarken diğer kısmı “sermaye yanlısı kapitalist” olarak görüyordu. Bu zor denklemde ara sıra yaptığı gaflar ve sağlık açısından pek ışık vermeyişi önümüzdeki sene yapılacak ara seçimlerde Demokratların elini zora sokuyor. Bir de onların lehine gözükmeyen yerel yönetimler söz konusu. Başkan yardımcısı Harris’in ise kendi ekibinde dahi pek sevilmediği konuşulsa da 2024 seçimlerinde Biden’ın olası bir “emekliliği” kendisine başkan adaylığı getirebilir.

Seçildiklerinden bu yana oy potansiyeline rağmen Biden hükümetinin ciddiye almadığı ilerici sol ise Biden’ın dış politika hamlelerinde gençleri ikna aracı haline dönüştü. Küba’ya uzun yıllardır yapılan baskıları “azınlık hakları, özgürlük” gibi kavramlara gençlere sempatik göstermeye başladılar.

Dış politikada da benzer bir görüntü

Biden her ABD başkanı gibi Güney Amerika’da saldırgan bir tutum göstermeye devam ediyor. Ancak ilk birkaç ayda dişlerini göstermeye çalışmasının ardından ABD’nin içinde bulunduğu gerçekliği biraz kabullenmiş gibi gözüküyor.

Biden’ın Afganistan’dan çekilmesi ve Ukrayna-Rusya gerginliği hemen hemen aynı günlerde gerçekleşmiş olaylardı. Biden Afganistan’dan çekileceğini açıklamış ve Ruslar Ukrayna sınırındaki yığınağı kaldırmaya karar vermişti.

İşin ilginç kısmı Biden’ın bu kararı ABD’nin onu seçimlerde desteklemiş şahin grubunda biraz tepkiye yol açmıştı. Trump’ın (ve önceki bir çok başkanın) danışmanlarından John Bolton ve eski başkan George W. Bush kararın yanlış olduğunu söylediler. Onlara göre bu kararla ABD’nin ciddi para, zaman ve can harcadığı projeler terkediliyordu.

Bugün Afganistan’a baktığımızda ABD tam bir çekilme yerine kendi askerini özel şirketlerle değiştiriyor. Ülke kontrolü yavaş yavaş Taliban’a geçerken bundan tek memnun olan taraf Ruslarmış gibi duruyor. Hem Çin hem Rusya Taliban’la ilişkiler için kapıyı açsa da Afganistan’da oluşacak bir kaos ortamından Çin’in kötü etkilenmemesi imkansız. Çin’in Afganistan’a komşu bölgesinin Uygurların yaşadığı Sincan bölgesi olduğu ve Taliban’ın daha önce Uygurlara yardımlar yaptığı düşünüldüğünde ABD’nin Çin sınırında kaos yaratmak istediği açık.

Bir de bunların üzerine şu an Biden’ın Irak’tan da çıkmak istediği konuşuluyor. Irak parlamentosu (ya da parlamentodaki İran yanlıları) zaten ABD’nin çıkmasını istediklerini bildirmişlerdi. Eğer Biden bu isteğini de gerçekleştirirse ABD kendi için kanla inşa ettiği kazanımlardan bir geri adım daha atmış olacak. İran’la ABD arasında son yıllarda Kasım Süleymani suikasti ile birlikte artan gerilimlerin sona ermesi ve İran’la tekrar “nükleer anlaşma” için masaya oturulması gündeme gelebilir.

Peki neden?

Peki ABD neden bunca kan ve para akıttığı bu coğrafyalardan çekiliyor? Benim görüşüm Biden hükümeti altında ABD’nin devlet olarak içinde bulunduğu gerçekliği kavraması ve buna göre hareket etmeye başlaması gözüküyor. ABD’nin bir tehdit olarak bile tanımaya korktuğu Çin her geçen gün nüfuzunu arttırıyor.
Afrika’da Çin’in kurduğu ekonomik hegemonya ABD’nin sahip olduğu nüfuzu kaybetmesine yol açtı. Biden yönetimi altında Somali’de El Kaide bağlantılı gruplara operasyonlar düzenlense de Afrika ülkelerinin büyük çoğunluğu Çin’i kendilerine daha yakın görüyor.

Benzer bir durum Güney Amerika için de geçerli. Ancak ABD Çin nüfuzunu arka bahçesinde hoş göremez. Bu nedenle ABD’nin Güney Amerika ülkelerine saldırgan tutumu devam ediyor.

ABD etrafında daralan bu çemberi fark etti ve bunun için önlemler alıyor. Sahip olduğu kaynakları dünyanın çeşitli bölgelerinde macera aramak yerine Çin’i aktif olarak sıkıştırabileceği noktalarda kullanmak istiyor.

Genel olarak dünyanın açık ara büyük gücü olsa da Pasifik’te askeri güç olarak Çin’in arkasına düşmüş konumda. Bu nedenle diplomatik gücünü Çin’le jeopolitik sorunlar yaşayan komşuları (yani tamamı) ile iyi ilişkiler kurmaya ve onları maddi olarak desteklemeye, askeri gücünü ise Çin’in Güney Doğu Pasifik’teki saldırganlığını baskılamak için kullanmayı amaçlıyor.

Özetle ABD’nin yeni maceralarla kaybedecek vakti ve enerjisi kalmadı. Çünkü “süper güç” unvanını kaptırması söz konusu. Biden yönetimi altında devlet olarak Trump’a nazaran daha eş zamanlı hareket eden bir görüntü verse de şu an için işler ABD adına iyi gitmiyor. Tabii ki Biden’ın daha ilk yılı, bakalım zaman neler gösterecek. Haftaya başka bir yazıda görüşmek dileğiyle, iyi hafta sonları efendim.