Sabri Arpaç

[email protected]                       

Ülkemizde dövizin normalinden fazla yükselmesi her zaman kriz yaratmıştır. Rahmetli Mesut Yılmaz ve Tansu Çiller’in iktidarları dönemlerinde akıl almaz yanlış siyasi ve ekonomik uygulamaları Rahmetli Ecevit’in başına 2001 krizi olarak patlamıştı. Davet edilen Kemal Derviş’in olağanüstü yetkilerle aldığı önlemler sonrasında krizin ateşi düşmüştü. Bankacılık sektörü, özel ve reel sektör yeniden düzene girmişti. 2002 yılında İktidara gelen AKP’nin ilk on yılında bu uygulamaların etkisi ile sorun yaşanmamıştı. Ancak; son 10 yılında antidemokratik uygulamaları, israf ve yolsuzluklarıyla ülke her gün krizler yaşamaktadır. Şimdi AKP dönemi bazı ekonomik değerlerine bakalım!

AKP’NİN İKTİDAR GELİŞİ

Sayın Recep Tayyip Erdoğan liderliğinde 14 Ağustos 2001 tarihinde Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) kuruldu. 3 Kasım 2002 Genel Seçimlerinde de iktidara geldi. 20 yıla yakın iktidardadır.

Ama artık çözüm üretemiyor. Kendi deyimi ile ‘’metal yorgunluk’’ yaşıyor. Ülkeyi yönetmekte sıkıntılar yaşıyor. Artık morel olarak da fiziki görüntü olarak çöküş yaşıyor.

Ülke yönetim ve ekonomisinin yönetilememesinin nedeni sistemden kaynaklanıyor. Her şey tek adama bağlanmış. Ama tek adam başarıları kendi hanesine, başarısızlıkları da kendi dışındaki yerli ve yabancılara fatura ediyor! Ama 20 yıldır ülkeyi tek başına yönettiğini halkın bilmediğini zannediyor!

Yukarıda da belirttiğim üzere, AKP iktidara geldiğinde 2001 krizi nedeniyle alınan tedbirler ile ekonomi rayına girmişti. Bu AKP için büyük bir şanstı. Diğer bir şansı ise, Avrupa Birliği politikaları uygulamaları nedeniyle ilk 10’nuncu yılında başarılı görülmesiydi.

Ancak gelinen noktada Ülke güvenlikçi politikalarla, hukuk ve adaletten uzak yönetildiği için yerli ve yabancı yatırım almakta zorlanmaktadır. Bugün yaşadığımız konu tam da budur.

1 MİLYON TL, 1 YTL OLDU!

1 Ocak 2005 tarihinden geçerli olmak üzere 1 Milyon TL, 1 YTL oldu. Bu düzenleme 31 Ocak 2004 tarihli Resmî Gazetede yayınlanan 5083 sayılı Kanun ile yapıldı.

Bakanlar Kurulu’nun 05.05.2007 tarih ve 26513 Sayılı Resmî Gazetede yayımlanan Kararı ile 01.01.2009 tarihi itibariyle TL’nin önündeki “Yeni” ibaresinin kaldırılmasıyla “Yeni Türk Lirası”na yapılan atıflar kendiliğinden “Türk Lirası”na dönüştürülmüş oldu. Böylece cebimizde bir sakız bile alamayan 1 Milyon TL, 1 YTL olmuş oldu!

Para hacim ve olarak küçültüldü. Başlangıçtaki düşünce 1 Dolar 1 TL’ydi. Olmadı. Karar yürürlüğe girdiğinde 1 Dolar, 1 Lira 34 kuruştu.

DÖVİZİN SEYRİ…

AKP’nin iktidara geldiği 3 Kasım 2002 tarihinde 1 Dolar 1 Milyon 600 Bin TL’ydi. 6 sıfır atılmasına göre dönüştürürsek 1 lira 60 kuruş oldu. Bu yazıyı yazdığım şu anda dolar 8 lira 92 kuruşa yaklaştı. Merkez Bankası Başkanı Sayın Cumhurbaşkanı’nın gazabından korunmak ve zılgıtı yememek için istemeye istemeye faizi 19’dan 18’e indirdi. Döviz hemen artışa geçti. Bakalım nerde duracak.

Aslında Sayın Cumhurbaşkanı iç, dış ve konularda ve ekonominin tabi kanunları dışına çıkarak kendinden menkul ‘’ ‘’ faiz sebep enflasyon neticedir" ‘’teorisi (!) salonlarda AKP yöneticilerini coşturabilir ama, iç ve dış piyasalar ise bunu ekonominin zaafı olarak algıladığı bir gerçektir. Sayın Cumhurbaşkanı’nın bu nutukları inançları nedeniyle faiz haram gören inançlı insanlara ve AKP seçmenine hoş gelebilir ama ekonomimiz bundan zarar görmektedir.

İşte bu söylemler dövizi tırmandırmakta ve ekonomiyi tabi kanunları dışında maceraya sürüklemektedir. Merkez Bankası Başkanlarını sıradan bir memur gibi gece yarısı kararnameleri ile görevden alır bir de itibarsızlaştırırsanız ne Banka’nın ne de Başkanı’nın itibari kalmaz!

AKP’nin iktidara geldiği Kasım 2002’den bugüne kadar Dolar TL’ye karşı 6 kat artmış.  Buna göre; yıllar itibariyle Doların seyri; 2003 yılı sonunda 1 lira 40 kuruş, 2004 yılı sonunda 1 lira 34 kuruş, 2005 sonunda 1 lira 35 kuruş, 2006 sonu sonunda 1 lira 41 kuruş, 2007 yılı sonunda 1 lira 16 kuruş, 2008 yılı sonunda 1 lira 53 kuruş, 2009 yılı sonunda 1 lira 49 kuruş, 2010 yılı son günlerinde ise 1 lira 54 kuruş olarak stabil bir seyir izliyordu.

2011 yılına gelince Arap Baharı rüzgarı ile Dolar da başını yukarıya kaldırdı ve 1 lira 90 kuruş oldu. 2012 yılı sonunda 1 lira 78 kuruş, 2013 yılı sonunda 2 lira 13 kuruş, 2014 yılı sonunda 2 lira 33 kuruş, 2015 yılı sonunda 2 lira 92 kuruş oldu. AKP kastıkça Dolar bu kez 3 lirayı geçiyor yani 3 lira 53 kuruş oluyor. 17 yılı sonunda 3 lira 78 kuruş oluyor.

2018 yılı seçim yılı olduğu için Dolar da 4 lira 81 kuruş ile hamle yapıyor. Artık dur durak bilmiyor. 2019 yılına gelindiğinde; Dolar 5 lira 68 kuruş, 2020 yılında 7 lira 02 kuruş olmuş.

Bu yazının yazıldığı anda dolar 8 lira 92 kuruştu. 2003 yılında 1 lira 40 kuruş olan dolar şimdi 9 liraya dayanmıştır. Yani yüzde 643 oranında artmıştır. Burada duracak mı belli değil!

Yıllar itibariyle gelişen ve gelişmekte olan ülkelerinin para birimlerinin karşılıklı değişimi bizimkisi gibi 6.43 kat artmıyor. Genel olarak stabil bir seyir izliyor. Bu ekonominin dışa bağlı olmaması, cari açık vermemesi ve sürekli dış borca gereksinimi içinde olmaması ile ilgilidir.

Birçok batı ülkesinde faiz oranlarının kendi paraları cinsinde negatif ya da bir iki puanı aşmamasına karşın, Ülkemizde dövizde yüzde 4, TL’ye ise yüzde 18 faiz oranı uygulanması, geciken kredi kartı ile temerrüde giren ödemelerde yüzde 24’ü aşması faizin kredi kullananlar için nasıl bir yük olduğu ve ekonomiyi olumsuz etkilediği bilinmektedir.

Buna karşın, ithalata bağlı bir ekonomimizde dövizin yükselmesi daha da yıkıcı olmaktadır. Bu nedenle Sayın Cumhurbaşkanı’nın veciz deyimi ile; ‘’ faiz sebep enflasyon neticedir!" görüşü dövizi arttıran en önemli etken olmaktadır.

Faiz ve döviz ikilisinin etkisi ile aynı dönemlerde; ekmek fiyatı 12 kat, artarken asgari ücret ise 9 kat artmış! En düşük memur maaşı 10 kat artmış.

2002 yılında ortalama 1 lira 10 kuruş olan mazot bugün 7 lira 38 kuruş. Artış oranı yüzde 671’dir. Yani 7 buçuk kata yakındır.

Süt yemi 2002 de kg’mı 20 kuruş, 2021 yılında ise 2 lira 5 kuruşa yükselmiştir. Artış yüzdesi 975 yani 10 kat. Buna bağlı olarak çiğ sütün fiyatı ise 34 kuruştan 4 liraya yükselmiştir. Artış yüzdesi 1176 olup yani 12 kata yakındır.

Gübre fiyatlarının da yüzde 2300 oranında arttığı görülmektedir.

Üretici kazanamıyor, tüketici pahalılıktan alamıyor. İthalatçı da kur artışlarından dolayı aldığı malı yerine koyamıyor! Kim kazanıyor? Türkiye üretici ve tüketicisine mal satan yabancılar ve onların komisyoncuları.

Bu nedenle faiz yüksekliğinden de döviz yüksekliğinden de hem üretici ve hem de tüketici kaybediyor. Bu zamlar dışa bağlı ekonominin üretici ve tüketiciye yansımasıdır.

Faiz düşünce döviz yükseliyor. Yani yumurta tavuk ilişkisi! Onun için toplam mevduatın yüzde 60’a yakını döviz mevduatlarından oluşmaktadır.

Faiz bankalarda Ekonomide değişen bir şey olmuyor!

Yaygın Anadolu söylemi ile; ‘’ Davulcunun çıkardığı kokulu ses, davulun gür sesi arasında kaybolup gidiyor!’’

Sonuç olarak faiz indirimi dövizi tetiklediği için faiz indiriminin pratikte hiçbir yararı olmuyor!