Ülkemizin Ruh Hali mi? Hüzün Bir yanda, İnsanlık Diğer Yanda...

Her kuşak kendine düşen ekonomik, siyasi karmaşayı, acıları ve savrulmaları yaşar. Her kuşağın, her neslin sorunları, dertleri vardır. Bizim kuşağın şansı; eğitimin eğitim, yönetimin yönetim olduğu yıllarda, çok değerli Cumhuriyet öğretmenlerinin ellerinde şekillenmemiz oldu. Onlar yol göstererek, örnek olarak eğitimimizin ve meslek seçimimizin mimarları oldular. Örneğin beni yazmaya teşvik eden ilkokul öğretmenimdi; o yüzden Sevinç Hocama ve daha sonraki her kademedeki hocalarıma minnet doluyum

A+ Yazı Boyutunu Büyüt A- Yazı Boyutunu Küçült

Günümüzde "neden, niçin, nasıl" sarmalında dönüp dururken; şiddet, dehşet ve vahşet üçlemesine sıklıkla tanıklık ederken; geleceğimize ve doğaya ait insanın içine işleyen toplumsal kayıplarla yüzleşirken; çoğumuz işimize güle oynaya değil, zorla ve zorlanarak giderken; yüzlere sinmiş tarifsiz hüzünler ve sıkılı yumruklarla dolaşırken şu soru zihinlerde dolaşıp durmuyor mu: Acaba sorun bilgi eksikliği mi, vicdanların körelmesi mi, çıkan seslerin baskıyla kısılması mı, yoksa umursamayanların sayısının artması mı?

Örneğin orman sahası içinde yer alan maden ruhsatı sayıları niçin binleri buluyor? Yangınlarla sık sık sınanan bir ülke olduğumuz halde neden yangın eğitim merkezleri önemsenmiyor; erken uyarı sistemleri, uçak ve helikopter sayısı artırılmıyor? Ya da her koşulda suskunluğunu koruyan veya sorumluluk almayan yöneticilerle hesaplaşılmıyor? Yine gereksiz harcama, lüks tüketim, aşırı israf ve anlamsız dış seyahatler "itibar ve tasarruf" olarak tanımlanırken; ihmalden, dikkatsizlikten, duyarsızlıktan kaynaklanan afetler niçin kadere bağlanıyor?

Tarımda tarih yazıyormuşuz! Çok iyi de, "de"si şu: Hal böyle ise ürününü satamayan çiftçi tarlasını niçin satıyor?

Afetlerden enflasyona, yaşatılanlardan yaşatılacak olanlara toplumsal ve kişisel o kadar çok sorunumuz var ki hangi birinden söz edelim? Ülkemiz yılda 20 milyon ton buğday, 80 milyon ton çimento, 55 milyon ton sebze ve meyve üretiyor. Buna karşılık sadece İstanbul’da yılda 60 milyon ton hafriyat çıkıyor. Yani moloz, sebze ve meyveden daha çok (Kaynak: Y. Özdil). Bu, şu demek değil midir: Ülke olarak ve yönetimin tercihi doğrultusunda tarlalara, bağlara, bahçelere, zeytinliklere, yeşil alanlara, tarıma elverişli sulak arazilere tohum yerine beton ekiyoruz. Oysa ülkeyi yönetmek; ihtiyaçlar çerçevesinde önce tanıyı koymak, sonra doğru tedaviyi belirlemek, daha sonra da ihtiyaçların ve doğru tercihlerin arkasından gitmek değil midir?

Gelelim bizim mahalleye…

Bir süre önce Afganistan’daki Taliban rejimine özenen bir profesör şöyle buyurmuştu: “Kadınları eve kapatırsanız hiç sorun kalmaz, cinayet de işlenmez!” Bu söz üzerine bir kayıt da biz düşelim. Ülkenin yarısını oluşturan, tamamını doğuran kadınları eve kapatırsanız ne mi olur? Örneklerle açıklamaya çalışalım:

Kadınları üretime katan ABD dünya lideri oldu. Çin, ekonomide mucizeler yaratıyor. Kadınların önündeki bariyerleri kaldıran Güney Kore bolluk bereket içinde yaşıyor. Kadınları şirketlerin başına getiren Norveç, dünyanın refah içindeki ülkelerinin başında geliyor. Bunların tersini yapan; sokağı, araba kullanmayı, seyahat etmeyi yasaklayan Afganistan ise aç, sefil ve perişan yaşıyor…

Önemli not: Dünyada tarım sektöründe çalışan her 4 kişiden biri kadın. Yani tarımın da görünmeyen kahramanlarıyız. Bizde tarım sektöründe 2 milyona yakın kadın bulunuyor. Her geçen gün bu oran artıyor; özetle üretimin yarısı kadınların elinde.

Tam da burada günümüze dönelim, kaos ve çatışmanın hakim olduğu Orta Doğu’ya bakalım. Taliban yönetiminin hakim olduğu ve kadını yok sayan Afganistan’a bakalım. Okula gidemeyen kız çocuklarına, erkeğin izni olmadan sokağa çıkamayan kadınlara bakalım. Bunlar gibi ve bunlar kadar pek çok örneğe bakarak, bir kez daha büyük Atatürk’ün o zorlu koşullarda attığı adımların öneminin, değerinin ve vazgeçilmezliğinin altını çizelim…

Kısaca; "ben varım"la başlayıp "iyi ki varım"a dönüşen yaşam mücadelemizde bedenlerimizin bedel ödediğini unutmayalım. Yaşamın dişlilerinden dişlerimizle söküp aldıklarımızın değerini bilelim; çevremize bakarak, dersler çıkararak kazanımlarımıza özenle ve özellikle sahip çıkalım…

Sözün özü; hele de hayallerimizle ve hayatlarımızla oynayanları hiç unutmayalım…