Dildir Sarsar, Gaftır Yapılır... Konu Önemliyse, Güncelse, Hele de Okur İsterse Yazılır! (1)

'Toplumsal Çürüme' başlıklı yazımda, 'Yazarlık bir disiplin işidir' demiştim ya! Deyim yerinde ise yorum yağmuruna tutuldum adeta. 'Haklısın' diyenler, 'Katılıyorum” diye arka çıkanlar, 'Altına imzamı atıyorum' şeklinde onaylayanlar, 'İçimden geçenleri yazmışsınız' diye yüreklendirenler vb... Bu arada 'Kadın temalı yazılarınızı çok bilgilenerek ve ilgilenerek okuyoruz' diyenler de az değil laf aramızda.

A+ Yazı Boyutunu Büyüt A- Yazı Boyutunu Küçült

Ancak birkaç ileti var ki ilgisiz ve duyarsız kalamazdım ve kalmadım. O da şu; günümüzde giderek azalan, kan ve can bağında bile görülen dostluk, vefa, insani ilişkiler ve duyarlılıkta görülen olumsuzluklara daha çok dikkat çeker misiniz ricaları...

Bu konuda yazmamı isteyenlerin ortak paydaları şu; “Anne, evlat, kadın, yazar, eğitimci olarak bu konuyu daha sık gündeme getirin, ola ki ders çıkaran, etkilenen, uygulayan olur.” Özetle; iletilerdeki nazik dil ve tonlamayı bu konuyu sütuna yatırma nedeni sayarak yazdım. Hazırsanız, başlıyorum…

Yazdıklarım bazılarına bir şey ifade eder mi bilmiyorum. Bildiğim o ki; eğer bu yazım biraz olsun okur beklentilerine yanıt verirse, insani ve vicdani kavramları unutanlara da bazı şeyleri hatırlatırsa amacına ulaşmış olacaktır…

Mesleğimin ya da karakterimin en güzel yanlarından biri daha çok insan tanıma fırsatı ve olanağı bulmamdır desem! Uzun yıllar boyunca çok değerli kişileri dost listeme ilave ettim diye sürdürsem! İlişkilerde başta vefanın, emeğin, özverinin, duyarlılığın, kederde, sevinçte aranıp sorulmanın yeri ve önemi büyüktür kuşkusuz diye altını çizsem! Bu arada zaman içinde elenenler çıktı diye de itiraf etsem olur mu?

Özel vurguyu hak edenlere gelince…

Bazı dostların gören, düşünen, anlayan, gülümsemelerine, güven veren duruşlarına, özel günlerdeki yaratıcılıklarına vurulursunuz. Bazılarının çok yönlü kültürel kimliklerine, memleket aşklarına, hümanist bakışlarına, dünyayı ayağınıza getirip, sizi dünyaya götüren geniş ilgi alanlarına hayranlık duyarsınız…

Bazılarının göz kenarlarındaki hüznü, yenilgiyi, çileyi içeren çizgilere odaklanır, bazılarının bakışlarındaki derinliğe ve çok şey anlatan ifadeye takılır, bazılarının özelde ellerine, genelde beden dillerine yansıttığı tarihsel ve toplumsal duruşun direniş, endişe içeren ve yüreğinize bıçak gibi saplanan kıvrımlarına bakarsınız. Sonuç olarak değişir, öğrenir, örnek alır, bilgilenir, zenginleşir, çoğalırsınız…

Bu arada siz de öğrendiklerinizi elden ele, yürekten yüreğe, dilden dile, içeriden dışarıya yayar, konuştukça, buluştukça yeni tatlar alır, yeni yanlarını keşfeder, dinleme ve öğrenme açlığınızı bastırmaya çalışırsınız. Ayrıca kültürel donanımınızı, merak ettiğiniz yerleri ve konuları fazlasıyla dolduran dostlarınız vardır diye de sevinirsiniz…

Gelelim konunun önemli ve olumlu ayrıntılarına…

Bazen de haksız bir vedayla erkenden çekip gidenlerin acısını yaşam boyu unutmadan ve unutturmamaya çalışarak hisseder, sıklıkla anar, hep özler, varlığıyla içinizi aydınlatan dostların yokluğuyla da öksüz kalırsınız. Kültür birikimine hayran olduğunuz, yaptıklarını beğeniyle izlediğiniz, yazılarından, kitaplarından etkilendiğiniz, ülkenin toprağını, suyunu, havasını birlikte soluduğunuz, Anadolu tutkusuna hayranlık duyduğunuz, tanıdıkça zekasına, sözcük oyunlarına, kültür birikimine şapka çıkardığınız, geride bıraktığı armağan sayılabilecek birbirinden değerli anılara, kitaplara bakıp bakıp daldığınız kişi ya da kişiler artık yok diye derin ahlar çekerek hayıflanıp durursunuz…

Çünkü onlar; şefkatine, dengesine, seyahat merakına, yabancı dil bilgisine özendiğiniz, zekasına, sezgilerine imrendiğiniz, kendinizi yanında güvende hissettiğiniz kişilerdir. Yine onlar yeryüzüyle birlikte soluk alıp veren, dünyanın öbür ucundaki açlık ve yoksulluk onların da açlığı ve yoksulluğu olduğundan, dünyanın öbür ucundaki her yangın onların da içini yaktığından empati kurup, hayranlık duyarsınız…

Yine toplumsal bilincine, sanatsal duyarlığına, insan ve ülke sevgisine, çağdaş ve evrensel mesajlarına, düşünce biçimine, tarih bilincine, sapmadan, savrulmadan, deneye, yanıla, doğruyu bulana kadar yapıp yazdıklarına, yeri geldiğinde kendisiyle hesaplaşarak gelenekten geleceğe çizdiği yola özel ilgi duyar, örnek alırsınız…

Hele de; emeği bastıranların, sözü susturanların, bakıp görmeyenlerin, görüp anlamayanların, anlayıp susanların, izleyip seyirci kalanların, sarsmak kıpırdatmak, kafa yormak, ses soluk olmak varken bakışlarını kaçıranların varlığı ve çokluğunu görünce…

Hele de; sayıları çoğalan suskunları, örnekleri giderek artan konuşmayanları, aydın geçinip korkanları, bir zamanlar gürül gürül konuşanların sessizliğini görünce de acınız katlanır, baka kalır, şaşa kalır, dona kalır, oturup yazmaya çalışırsınız…

Not: Yazının devamını perşembe günü okuyacaksınız…