Film, bilimsel araştırmalar sonucunda dünyanın bir buz çölüne dönüştüğü bilgisiyle başlar.

The Host, Okja ve Snowpiercer

Bong Jon Hoo bize bir kez daha bir distopya anlatır.

Hep kötüye kullandığı bilim ve teknoloji vasıtasıyla dünyayı mahveden insanoğlu..

Nuh’un gemisi gibi bir tren.

İnsan eliyle yaratılmış bir tufan.

Filmde ilk gördüğümüz insanlar elinde silah olan askerlerdir ve fakir halkın üzerine yürümektedirler.

Önce onlara diz çöktürüp, sonra da içlerinde keman çalmayı bilen var mı diye sorarlar?

Bu bir alegoridir şüphesiz.

Elbette Nazileri eğlendirecek Yahudi müzisyenler. Toplama kampı..

Fakirlerin yattıkları yer de toplama kamplarına benzer zaten.

Karakterlerin Amerikalı olması tesadüf değildir.

Artık faşizm dünyada Amerika üzerinden okunmaktadır zira.

Öğreniriz ki geçmişte tüm devrimler,devrimciler lokomotifi ele getiremedikleri için başarısız olmuştur.

Muhtemelen içlerinden bir avuç dangalak “ ilk üç gün iyiydi ama sonra araya cici olmayan unsurlar “karıştı falan demiştir. (!)

Devrimciler, kanaya kanaya, azala azala ön tarafa ilerledikçe “normal burjuva yaşamlarının keyfini çıkartan zenginler görürüz:

Sushi bar, spa, cafeler,terziler, kuaför, huzurlu kütüphanesinde kitap okuyan bir kadın.

Bu sonuncu imgeyle pasif ve bu pasif ve umursamaz eylemsizliğiyle faşizmin safında tutan entelektüeli de görürüz tabii

Trende kan gövdeyi götürürken , bir bakarız zenginler “saçlarını tarar”...
Bu lafın orijinalini hepimiz biliriz elbette!

İsyan ve devrim, hiç şüphesiz zorunlu,acil ve mutlaktır ama olay bundan ibaret değildir.

Maalesef isyanın arkasında da egemenler ve hainler vardır.

Anlarız ki isyan,iki nedenle kullanılmaktadır:

Hem arka kısımdakilerin saflarını inceltmek, bir kısmını öldürmek , hem de ön taraftaki zenginlere ucuz bir eğlence sağlamak!..

Nüfusu kontrol etmenin bir yolu olarak iç savaş çıkartmak.

Faşist ellerde uygulanan bir biopolitika tezahürü.

Devrim bir kumpas olarak tezgahlanır.

Sisteme her şeyini feda etmişlerde, devrimin kutsal liderlerinde bile bir “aman tren raydan çıkmasın “ diyen stratejik ikiyüzlülük ve faydacı,pragmatist ilkesizlik ve alçaklık söz konusudur.

Tren dünyanın metaforudur, yolcular da insanlığın.

Filmin ideolojisine bakarsak, gelir adaletsizliğini gerçekten değiştirecek tek şey, var olduğu haliyle düzeni patlatmak ve bunun sonu olası bir ölüm dahi olsa tamamen , yeni bir düzen kurmak adına eskiyi havaya uçurmaktır.

Şimdi finali hatırlayalım.

Filmin son sahnesinin  Adem ve Havva'yı apaçık bir şekilde anımsatması ya da hayatta kaldığını gördüğümüz bu iki karakterin korkunç, belirsiz bir gelecekle karşı karşıya kalması tesadüf değildir.

Çünkü burası bir cennet bahçesi değildir.

Mitoslara değilse de umuda tutunabiliriz.

Devrim cennet vadetmiyor ama kaçınılmaz ve zorunludur.

Mühim olan treni ele geçirmek değildir.

Çünkü tren rayında gittiği sürece bir makinist olacaktır ve o makinist de eninde sonunda  bir zorbaya ,bir tirana dönüşecektir.

Ama umut vardır.

Acaba insanlık bu kez başarabilecek midir ?