Prensleri de Vururlar
İngiliz Sarayı’nda dumanı üstünde tüten bir skandal yaşanıyor. Eski Prens Andrew’un 66. yaş gününde, o çok sevdiği Sandringham’daki evinden polisler eşliğinde çıkarılışını izlerken birçok kişi şaşkınlık içindeydi.
Yaklaşık 400 senedir hiçbir üst düzey kraliyet üyesinin başına gelmeyen bu durum, sadece bir magazin haberi ya da bir "prens düştü" hikayesi değil aslında. Bu, koskoca bir devrin kapanışı, bir anayasa geleneğinin un ufak oluşu ve belki de demokrasinin en havalı zaferi.
Önce şunu bir anlamak lazım; biz buradan bakınca monarşiyi sadece taçlar, törenler ve pahalı kıyafetler olarak görüyoruz. Ama ortalama bir İngiliz vatandaşı için durum çok daha duygusal, çok daha kişisel. İngiltere’de herhangi bir kasabaya gidin, bir evin kapısını çalın; o mutfakta, fırının hemen yanındaki duvarda ya da salonun en güzel köşesinde merhum Kraliçe’nin veya Kral Charles’ın çerçevelenmiş bir resmini görme ihtimaliniz çok yüksektir. Ben şahsen defalarca tanıklık ettim.
Bu insanlar için o resimler sadece birer dekor değil; fırtınalı dünyada sığınılacak güvenli bir limanın, sürekliliğin ve "İngiliz olmanın" sessiz birer sembolü. Hatta bazı evlerde bu bir takıntı boyutunda. "Kraliyet Ailesi bizim ailemiz" derler, onlarla sevinir, onlarla yas tutarlar. İşte Andrew’un kelepçe takılmasa da polis aracının arkasında, o tanıdık yüz hatlarıyla karakola götürülüşü, tam da bu insanların kalbinde bir şeyleri kırdı. O duvarda asılı duran "kutsal" portrenin aslında etten ve kemikten, hatta hatalardan ve karanlık işlerden ibaret olduğunu bir kez daha anladılar.
Andrew’un Jeffrey Epstein ile olan o meşhur ve karanlık bağları, yıllardır halının altına süpürülmeye çalışılıyordu. Ancak 2026 yılına geldiğimizde, artık o halı o kadar kabardı ki, birilerinin tökezlemesi kaçınılmazdı. Polis tutanaklarına "Prens Andrew" değil de "Şüpheli Andrew Mountbatten-Windsor" olarak geçmek, aslında modern dünyanın eski dünyaya attığı en sert gollerden biri oldu.
Düşünsenize, bir yanda asırlık gelenekler, diğer yanda "Benim vergimle o şatafatlı hayatı sürüyorsan, bana hesap vereceksin" diyen bir kamuoyu var. Bu olayla birlikte, İngiliz halkının o meşhur sadakati, artık körü körüne bir biat olmaktan çıkıp şartlı bir saygı duruşuna evriliyor. Duvarında kraliyet resmi asılı olan o teyze, şimdi Andrew’un fotoğrafına bakıp "Sen bizim yüzümüzü nasıl kara çıkarırsın?" diye soruyor.
İşin demokrasi tarafı ise çok daha kritik. Demokrasi dediğimiz şey, sandıktan çok daha fazlası; aslında yasalar önünde herkesin, ama gerçekten herkesin eşit olması demek. Bir kralın kardeşi, sıradan bir vatandaşın sorgulandığı o gri ve soğuk polis odalarında saatlerce ifade veriyorsa, orada hukuk canlanmış demektir. Bu, İngiliz demokrasisi için bir rüştünü ispat etme anı. "Hukukun üstünlüğü" kavramı, sadece anayasa profesörlerinin tartıştığı bir konu olmaktan çıkıp, Norfolk sokaklarında ete kemiğe büründü.
Kral Charles’ın bu süreçteki tavrına da bir parantez açmak gerekiyor. Kardeşine kalkan olmak yerine, "Yasa kendi yolunda ilerlemeli" demesi, aslında monarşinin hayatta kalma çabası. Charles biliyor ki, eğer Andrew’u korumaya kalkarsa, sadece kardeşini değil, bütün bir hanedanı ateşe atacak. Modern monarşi artık bir "ayrıcalıklar kulübü" değil, bir "kamu hizmeti kurumu" gibi davranmak zorunda. Aksi halde, o evlerdeki portreler birer birer iner, yerlerine başka kahramanlar gelir.
Peki, bu olay monarşinin sonunu mu getirecek? Hiç sanmıyorum. İngilizler geleneklerine bağlıdır, kolay kolay vazgeçmezler. Ama artık hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağı da kesin. Andrew’un o bitkin, yorgun ve belki de korkmuş yüzü polis aracının camından yansıdığında, bir imtiyazın sonu ilan edilmiş oldu.
2026 dünyası, artık "mavi kan" masallarına pek inanmıyor. İnsanlar, unvanların arkasına saklanılan suçların peşini bırakmıyor. Bu gözaltı, İngiliz demokrasisinin tacın gölgesinden nihayet çıktığının, adaletin terazisinin artık saray duvarlarının içinde bile dengede durduğunun en büyük kanıtı. Belki de bundan sonra o evlerin duvarlarında asılı duran resimler, sadece birer gelenek değil, "hukuka boyun eğenlerin" portreleri olarak kalacak.